
foto:Alihan Çetin
Neredeyse iki hafta olacak yazıp da paylaşmak isteğim ama bugün yayımlayabiliyorum. Fotoğraf çekimine görevlendirdiğim usta(!) işleri nedeniyle beni erteledi. Şükür sonunda iletiyle gönderdi.Yan odamda bulunur kendileri ve bilgisayarı.Benim adımımla saysam bir elin parmaklarını geçmez…Artık böyle iletişim kuruyoruz,ev içinde…Yan odadan e-posta yoluyla haberleşmek gibi.Geçenlerde arkadaşım oğlunun üst kattan cep telefonuyla arayıp, yemeğin hazır olup olmadığını sorduğunu söylüyordu. Dublex evin üst katı,anılan mevki…Biz çook teknolojikiz(!) gayri…
Çok gerilerde değil,12 Aralık 2008 tarihinde dertlenip yazmışım…”Yemek ne için yenilir?“diyerek…Yine o kardeşimin evine gittik ve ben yine kendime yenildim.Herkesin diyetisyenlere kulak verdiği ve uygulamalara geçtiği şu günlerde (belki de aylar öncesinden) ve de Mersin’e giderken, tersine gitmekte olduğumu gördüm kendimin.Haydi akşam engelleyemeyeceğini biliyorsun,bâri gündüz tut da kendini az ye…İşin içinde ben olunca…ZOR!!!
Kahvaltıda az(?) yiyen bendeniz akşam üstü dayanamayıp atıştırdım(?).Ziyafete gitme zamanı geldiğinde kendimi tok(?) duyumsuyordum.Mide ilaçları ve soda içerek yer hazırlama işlemlerimi aksatmadım.Yolda “İskender …..” tabelâsını görünce,oraya varınca artık yemeye hazır olacağımı düşünmeye başladım.Şöyle bol bir elbise de giymiştim üstüme,ne öncesinde ne de sonrasında beni rahatsız etmeyecek.İşleme geçebilirdim, gayri…
Masa yine özenle hazırlanmış ve mutfaktan iştah açıcı kokular geliyordu.Benim o kokuları duymadan da iştahım açıktır ya,neyse…”Yemekteyiz” programındaki gibi kaşık,çatal neyim bir bir gözden geçirdik “leke var mı?” gibisinden.Böylece söyleşiye de hoşluk katıldı.Serpil’ciğim yine özenle değişik çeşitler yapmış. Üzüldüğüm(?) husus hemencecik bitiyor olması.Hani şöyle “lüks restaurant”lara gitsen, kaşığın ucuyla koyup,çevresine “süs” niyetine dolandırdıkları “sos”la yemek diye koysan,on kişiye servis yapılacak durumlar…Biz “bol kepçe lokantası” olarak alınca, ânında servis tabağı boşalıveriyor.İyi işte,orada çatalın ucuyla bitmesin diye didik didik didikleyerek yenilenleri,burada doyasıya yiyoruz…Oh!!! canıma değsin. Üstelik sonunda önümüze konan “fâhiş” faturayla da, didiklemeyip çatallarımıza doldurup yediklerimiz, midemize oturmuyor…

foto:Alihan Çetin
Çorbamızı mutfakta koyup getirdi.Birer kepçe koymuş, mercimek çorbasını ve üzerine nane ve kırmızı biber gezdirilmiş…Tadı tam yerinde “ten points”…Saniyede bitti doğal olarak.Valla ekmeğe dokunmadım, kepekli bilem(!) olsa.”Diyetteyim.” dedim mi? Dedim.Herkes niyeyse(!) güldü bana.Sonrasında gelen ise ara sıcak .Patlıcanı şerit şerit kesip kızartmış,içine beşamel sos ve bir karışım yapıp koymuş, yuvarlamış.Yuvarlak cam kaba dizmiş. Domatesi küp küp doğrayıp,kaşarı da rendeleyip üzerine serpiştirmiş ve fırına vermiş.
Tavuk göğüslerini de değişik bir tatla marine etmiş ve içine beyaz peynirle maydanozun da olduğu bir karışım koyarak,kürdanla da açılmamasını sağlamış.Üzerinde yine ayrı bir sos karışımı ile fırına vermiş.Bir perde pilav yapmış,eline emeğine sağlık… Hepsinin tadı yine “ten points” aldı benden.Bu kadın ağzımın tadını biliyor.Her yemeğe tuz ekleştiren ben,aklıma bile getirmiyorum.
Güzel bir “mevsim salatası”…Değil değil hani öyle anons ediyorlar ya programda,iş olsun diye dedim… Salata havuç ve yeşil salata bütünleştirilmesinden oluşmuştu ve yine tam kararında bir tat…Ve zeytinyağlı taze fasulye ile yedim.Bitti miii? Bitmedi.
Çayımızı daha masadayken demlemeye koyulmuş,kardeşcik.Yanına mahlep kokulu “çatal” hazırlamış,üstü çörekotlu…Ve yine şerbeti kıvamında nefis bir “revani”…İnanamayacaksınız ama yiyemedim.Yalnızca revaniden bir çatallık kesip,tabağıma aldım o kadar.Amaaa yiyemediklerimi sarıp hazırlamış,evde yemem için.Daha ne diyebilirim ki…Sağ ol canım teyze kızı,kardeşim.
İnsan bir günde kilo alır mı?Ben aldım,tam “bir” kilo.Kararım kesindi gece yatarken,”diyete başlayacağım, pis boğazlık yok”.

foto:Alihan Çetin
Bu olay cumartesi gecesiydi ve karar cumartesiyi pazara bağlayan gece verilmişti,benim tarafımdan bana.Pazar günü annem aradı,”öğleden sonra bir çay içmeye gelmek istiyorum” diye.Hemen yakınımda oturuyor.Koşup gittim,yardım edeyim de aman düşmesin diyerek.Onu salona oturtup, mutfağa gittim.O evdekilerle söyleşirken de hemen kek yapıp fırına koydum.O pişerken de dereotlu,peynirli poğaçayı hazırlayıp yanına ekleviyerdim.Çayımı da arada demlemiştim.
Kış bahçemiz de camları açılınca yaz bahçesine dönüştü hemen.Âfiyetle yedik,içtik.Ben iflâh olmam. “Nasıl denize gireceğim?”diye kara kara düşün bakalım.Allah’ım çok şükür,bu durumlarıma karşın yine de bana acıyıp,kilomu dengede tuttuğun için.
Geçen hafta ablamla Kadıköy’de bir mağazaya gittik.İkiler’in elbiseleri satılıyor.Dükkan sahibi kimya mühendisiymiş.Kendi bulduğu formülle bir kumaş ve bu kumaştan, yine kendi tasarımı elbiseler üretmiş.Bunları da satıyor yanısıra.Ben elbise falan almayacaktım.Dükkanda çoğu acıcık(!) toplu alıcılar vardı…Dükkan sahibi yanındaki yardımcısına bir şeyler söyleyerek,benim bir elbise ve hırka denememi rica etti ve giydim.Tam üstüme oldu.Aklım hâlâ o elbisede.Yaaani henüz umudumu yitirmedim. Ama böyle sürdürürsem…Almaya gelip de alamayanlar takımına gireceğimDİR.
Başka türlü ders alamayacağımdan,aklıma iyice yerleşsin diye örnekleme yaptım,yaşadığım olayı.
Ben, beni ne yapacağım?

foto:Alihan Çetin
Bu yazı yukarıdaki cümlemle sona erecekti.İki kez kesintiye uğradı.İlkinde can arkadaşım telefon etti. Bir arkadaşımızın yirmili yaşlardaki yeğenini yitirdiğini söyledi.Öylece kalakaldım.Bir yıldır hastanede iyileşebilmek için bir yudum su bile içmeyen bir genç…Ardından yeğenim geldi.Zor büyüyeceği doğuşundan belli,oğluyla.Moralsiz ve yorgun.Beş kaşık yemek yedirdiği oğlunun…Üçünü geri çıkardığı…
Hiçbir şeyin aşırısının yolunda gitmediği yaşamlar… Mutluluk,sevinç,acı ve hüzün…Her şey var bu kısa yolda…Ve böyle boşluktan oluşan hoşluklar da…Durmuyor devran…Harmanlayıp,sürdürüyor…Yolun sonuna dek de sürdürmekte olacak…
Allah’ım bana yine ânında yol gösterdi…Çok şükür…
Sağlıcakla kalın…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 62, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Mayıs 30th, 2009 at 01:39
Fatosh,canım zevkle ve gülümseyerek okudum yazdıklarını çok hoşuma gitti sonunda üzüldüm. evet canım hayat acısıyla tatlısıyla devam ediyor…sanada afiyet olsun çokta yememişsin canım:)ben diyet listelerine inanmıyorum ama akşam saat 20 sonraa hiç bir şey yemirorum çayı dışında meyve dahi yemiyorum 5 yıldır aynı kilodayım sabit 75 çok ama ben bunada şükür diyorum çok konuştum canım kardeşim,sağlıklı,mutlu haftasonu geçirmeni dilerim Yaradandan:)
Mayıs 30th, 2009 at 11:39
Merhaba Fatma Hanımcığım,
Ara ara “biraz da gülelim” modunda yazıyorum.Bu özellikle değil ama belki de yaşamın getirilerine bu açıdan da bakalım diye oluyordur. Gerçekten diyet falan yapamıyorum ama kilomdan hoşnutum.Eh bu yaşta 42 beden de olsun artık,değil mi?Bu yıl içine girmekten ümidimi kestiğim 40 beden giysilerime veda edeceğim.Aslında “birazcık” tutsam kendimi buna da gerek kalmayacak daaaaa…Benim için düşünmesi bile işkence gibi…Ablamdan aldığım bir diyet listesi neredeyse 6 aydır çantamda…ydı.Belki yine oralarda bir yerdedir.Hâlâ buzdolabının üzerine asacağım da yediklerime dikkat edeceğim…Kendime “ümitsiz vak’a” geldiğim için “Ben,beni ne yapacağım?” diye başlık atıp yazdım zaten…Ve bu nedenle Allah’a şükredip dururum,kilom için.
Sağlık ve mutluluk yaşam boyu bizimle olsun,dilerim Allah’tan…
Sevgilerimle.
Mayıs 30th, 2009 at 22:35
Katılıyorum canım kardeşim:)iyi geceler
Mayıs 31st, 2009 at 00:47
Sağ ol Fatma hanımcığım,yine uğrayıp paylaştığın için.Sevgiler ve iyi geceler.