
foto:Değer Altunay
En sevdiğim gün…dü…Yine de seviyorum da değişiklik ve beklentilerim en alt düzeyde.Öğrenci değilim… Çalışmıyorum da…Olsun… Yarım asırlık bir çınar olarak, ayaktayım çok şükür…Ama bu yıllar öncesinin coşku dolu cumartesi günlerimi özlemem ve anmama engel olmuyor…
Sabahleyin güneşli ve şerbet tadında bir güne uyanmanın mutluluğu, yapılacaklar listesinin boş ya da sevimsiz olmasıyla bulutlu bir havaya dönüşmesin.Çaba budur…Üflenecek o bulutlar,olumlu düşünce nefesiyle ve parçalı bulutlu havaya dönüşecek önce…Sonrasında var güçle bir kez daha derin bir nefes …Ve mutlu son…Güneşli temiz havaya ulaşmanın mutluluğu…Bu güç elimizde…Öyleyse…
Kahvaltıda TV kumandasının tuşuna bastım…Dolandım ve National Geographic kanalında karar kıldım. Aslında günlerdir televizyon izlemiyordum.Dün gece evli olan oğlum gecenin bir saatinde telefon etti.”Anne senin şu anda ne yaptığını biliyorum.” dedi.Neymiş? “Ajda Pekkan’ı izliyorsun,Beyaz’da”…Haberim yoktu.Ona hemen “Öptüm seni.”dedim ve telefonu öteki oğlumun eline tutuşturup,Ajda’ya koşturdum.
Hangi saatte başladığını bilmiyorum programın ama sonuna dek “soluksuz” izledim,kalanını.Her kim ne derse desin,günümüze dek “yerini” korumuş bir sanatçı.Ne estetik yaptırırsa yaptırsın,”yakıştıran” bir kişilik.Ne giyerse giysin…Demiyorum.Çünkü “klas” giyiniyor…Ve ben ona olan hayranlığımı, gençliğime birkaç kala tanıdığım günden bu yana sürdürmekteyim.Eşim ve çocuklarımın ne bulduğumu anlamamalarını da anlıyorum…Eleştiren kişilerin de…Zevkler ve renkler tartışılmazmış…Kuşkusuz hataları olmuştur ama kim hatasız ki…Estetik bana göre olmayabilir ama o toplum önünde bir kişi ve dikkat etmeyi seçimi kendisinindir.Söylediği şarkılarıyla beni taa eski yıllarıma götürdü ya…O günlerimin coşku ve anılarıyla ona eşlik ettim ya…Öööylece otururken geceleyin,beni öyle çok mutlu etti ya…Daha da ona bir tek söz ettirmem…
Bugünün kahvaltısından dün geceye gidip geldim,güne dönebilirim.Arslanların yaşamı vardı,National Geographic’te.Arslan burcu kadınlarının bir yansıması gibiydi,arslanın dişileri…Yavrularını öyle bir korudular ki güç birliği ederek,erkeklerinin uzakta olduğu sırada…Hem de kime karşılık?Yine kendileri gibi arslan olan iki göçebe erkek arslana karşı.Tüm dişiler hep bir ağızdan kükrediler ve onları ürküttüler. “Çıkardıkları güçlü sesten korkan iki göçebe erkek arslanı kaçırdılar.” diye yorum getirdi,anlatan ses.
Bunlar “hayvan” diye nitelendirdiklerimiz ve olayın bilincinde,içgüdüsel de olsa.Ya biz insan olanlar?Şöyle bir bakınca çevremize,istisnalar kaideyi bozmaz desek ve yanmasa kimsenin canı ama “o can yakıcılar” yok mu ortalarda dolaşan…Kaç yıllık evlilikleri,çocuk bile dinlemeden yıkanlar…Onlar düştü aklıma…
Dün Osmanlıca kursundan dönerken,annemin oturduğu apartmandan bir kadınla rastlaştık.”Bizim işimiz hep eve yiyecek taşımak.” diye girişti söze ve ardından öğrenince kurstan geldiğimi “Ders ver bari.” diye bitirdiği deyişini.Verilemeyiş nedenleri,niçinlerinden sonraysa yirmi yıllık bir evliliğin sona ermesine geldi söz.Boşanan kadının mimar olmasına karşın,çalışmadığına.Bizim kuşakta koca “Evde otur!!!” dediğinde oturanlardan biri daha,bencileyin…Ve yirmi yılın sonunda “yalnızca diplomada kalmış bir mimarlık”la başbaşa kalınan öykünün sonu…
Kocanın ayrılma nedeni “bir dişi”, insan nitelemesinde…Yıllarmış,evlilikmiş,çocuklarmış asla önemsemeden işe girişen…Kuşkusuz mutsuz evliliklerde çocukların ve aile birliğinin zedelenmesi fikri doğrudur.Ama yirmi yılın sonunda “anlaşılmış” bir durum mudur bu? Yoksa… Erkek artık geleceği üst mevkiye gelmiş ve bunu bir aile bütününde gerçekleştirmiş.Bu arada çocuk özlemine de kavuşmuş…Çocukları büyürken de evde diplomalı bir karısı olduğu için gözü arkada kalmamış…Hem çocuk büyüme ve gelişimi ve hem de okul ve eğitim sürecinde…”İşler bitti her yer temiz, hanım gitti eğleniriz” moduna gelmiş sıra…
Mimar kadınsa, artık büyümüş olan ve bir ölçüde kendisine gereksinim duyulmayan konumuyla,artık diplomasına bakıp bakıp iç geçirsin…Bir süreliğine…Daha yapacak işi var…Torunlar olduğunda;çalışan ve çok yorulan çocuğu/çocukları ve eşi/eşlerinin yemeğini yapar,onların çocuklarına bakar bundan sonra.Çünkü onlar para kazanmaktadırlar.Ev geçindirmektedirler.Bu nedenle “dinlenmek ve işlerinin görülmesi” haklarıdır.Hem artık anne kaaaç yaşına gelmiştir.Dinleneceği,bir yerleri göreceği ve gezeceği gibi bir durum olur mu hiç? “Evde oturup,işinin gereğini yapsın”dır,biçilen yafta…
İyi de bu kadın zaten o yaşa gelinceye dek yine “Evde oturuyorsun,işinin gereğini yap.” sözlerini duymuştur…Ve sonunda aldığı ödül kocaaa bir boşlanmışlıkla gelen boşanmışlık olmuştur…Ne yapmalıdır şimdi??? İşte bu “üç soru işareti ardarda”nın yanıtı çok zordur ve bilinmezliklerle doludur…Seçim onundur…Sınırlarını çizdiği an karşına dikilen “hoşnutsuzlar”a göğüs gerebilip,savaşabilmesi gerekmektedir…Ya da yine geçmiş örneğinden ders alamamış bir şekilde boyun eğecektir…Bu durumda şu hiç unutulmamalıdır aslında…”Ağlamayan bebeğe meme veren olmaz.”… Sözün gelişi…
Annemin komşusu, neden yolda durdurup da anlatırsın bu yaşanmışlığı…Dişi arslanlar, ya siz neden birleşip de bir güç örneği oluşturursunuz,insan türünün yıkma çabalarına inat…Ben paşa paşa Ajda Pekkan’ımı dinlemiş ve eskinin cumartesi anılarıyla ufaktan geyik yaparken, hayâlimde…Şu parlayan güneşiyle günün…Eşlik eden şerbet tadında sıcaklığıyla ısının…Durduk yerde aklıma girip de ısıyı yükseltmenin sırası mıydı,düşüncelerde???
Ne güzel tatlı tatlı dönüyordu devran…Televizyonlarda düşüncelere ket vuran dizileriyle… Biçimlendirildiğince(!) kaptırılan düşlerde….
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 28, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Mayıs 25th, 2009 at 13:08
canım ben izleyemedim içimde ukte kaldı belki tekrar verirler çünki oğluma gidiyordum yoldaydım:)yazdıklarına katılmamak mümkünmü yüreğine sağlık kocaman öpüyorum kardeşim:)başarılar
Mayıs 25th, 2009 at 22:12
Merhaba Fatma hanımcığım,
Oğlunu gördüğüne çok sevindim.Dilerim Allah sağlıkla kavuşmanızı da nasip etsin sonunda.
Programa gelince tekrarını verirler umarım.Ben de sonuna doğru yakalayabildim. Yeniden izlemek isterim.
Yazdıklarımsa,biz bizi anlarız…Kuşak(!) olarak…diyebilirim…
Sevgilerimle.