11 Mayıs, 2009 tarihinde fatosh yazmış
foto:Alihan Çetin

foto:Alihan Çetin

Başlığı “yolcu olmak” görünce öteki taraflara falan gitmek istediğim anlaşılmasın…Allah’ın emri ama şu an ayağımı sıkı basmaktan yanayım… Hepimiz de öyle olalım,yapılacak çoook işler var…Hele bir torun görelim,onları okula yolculayalım, büyüsünler nişan düğün neyim yapalım…Derken efendiiim…Ne denli uzun ömür verirse versin Allah… Beklentinin sonu gelmiyor… Görülen deneyimlerle kanıtlanmıştır…
Yaşlandıkça yaşama doyulmuyor…Ve hatta daha da bir sıkı sarılınıyor.Bizler harcadıkça kendimizi,bizden genç(!) yaşlılar önemser oluyor canlarını. Yadırgamıyorum…Eğer görürsem o günlerimi,ayrımına varmadan öyle  olacağım belki de…Bana normal gelecek, gençlerin yadırgadığı bu durumlar…Devran böyle gerektiriyor…

Geçenlerde “benimkuzum” nam sevgili Figen, “çökertme” başlıklı, başından geçen bir minibüs yolculuğunu yazmış.Ben de ara ara yazarım.Güldürü ustalarının da çevreye göz atmaları yeter,araştırıp bulmalarına gerek yok “gülmece konusu” için de demişliğim vardır… Polisin ayakta yolcu olayını kontrol için çevirme yaptığını ve sürücünün “çökün” dediğini yazmış,Figen.Ayaktaki yolcular cam seviyesinin altına konuşlanmışlar.Ben de böyle bir olay yaşadığımı ve otobüsün içinde “ördek” aradığımı yazmıştım yorumumda.Demiş ki Figen’cik…
{{”Biranne”
Ördek arama işini çok merak ettim :) yazarsınız birgün dimi?}}
Eh!!! Yazalım bakalım…

Fî(!) sene önce…Yazlığı yeni almışız.O zamanlar benim için “kâbus” gibi.Her yer uzak,dağ başında duyumsuyorum kendimi. Çocuklar küçük…Gittik mi üç ay kalıyoruz.Takvim götürüyorum ve doksandan geriye sayım yapıyorum. Karanlık bastı mı eve kapanıyoruz (korkudan).Arka taraftaki tarlalarda uzaylı bekliyorum.Tek tük evler.Yeni bir inşaat yapılınca “oh bir ışık olacak” şeklinde, içimden sevinç naraları yükseliyor.Yani şu anki durumumun tam tersi hallerdeyim.Zaten neden hoşnut kalırız ki…Hep olmayanın peşindeyizdir.(Bu da bana çıkarım olsun!).

Teyzemin kızı geldi.Çocuklar ve bende bir sevinç…Yoldaş olacak ya bize.Ben de onu gezdirmek istedim.En yakın olan ve bize şehir özlemini giderecek yere götüreceğim onu…Silivri’ye…Sabah erkenden yola çıktık. Tarlaların arasından geçip,medeniyet(!) yoluna ulaştık…”E-5″ e…Dikkatle karşı kıyıya geçtik.Bir yolcu otobüsü geldi ve bindik.Kalabalık ve çocuklar yanımızda…Yine de kimse yer vermedi.Ben bu durumların yabancısıyım.Yaşamımın hangi döneminde bu tarz(!) şehirlerarası(!) otobüse binmişim de bir yerlere gitmişliğim olmuş…Bileti önceden ayırtıp,uzun yolculuğa gitmek bir başkaymış meğer…

Biraz yol aldık,muavin “ördekler çökün” diye bağırdı.Teyzemin kızıyla ben, şaşkınlıkla etrafta ördek arıyoruz. İnsanlar da eğilmiş içeride tuhaf şekillere girmişler,onların da içerideki ördekleri aradığına hükmettik… Bakınıyoruz…Muavin bir daha “ördekler çökün dedik ya” diye bağırdı.Hiiiç üstümüze alınmadık.Otobüs durmadan yoluna devam etti.Sonra muavin yanımıza geldi “Size çökün dedim,niye saklanmadınız?” diyerek.

Şehirlerarası yola giren E-5 üzerinde “haklı olarak” yolcuların ayakta gitmemeleri gerekiyormuş.Yine de durup bizi aldı,üstelik içeride ayakta yolcu varken.Biz bilmeden bu işe bulaşmış olduk ama “ördek” olduğumuzu bilmeden.Herkesin de gide gele öğrenmiş olduğu bu durumda “ördekler çökün” denilince ayaktakiler “yere sinermiş”…ki polis ceza yazmasın…”Ördekler kalkın” komutunda, eski durumlar devam…

Ben “ördek” olarak bindirildiğim otobüste “ördekliği reddeden” olarak,ayakta dikili kaldıydım…Tüm otobüs halkı da otobüsün içinde “kaçmış olan ördek” arayışlarıma gülmüşlerdir ama bu “onların ayıbı”…Hele otobüs sürücü ve muavinini hiç af etmiyorum.Çocuklu insanlar o dolu otobüse “ayakta” yolculuk etmek üzere alınır mı? Ben heyecandan dolu boş ayrımı bile yapamaz durumdaydım.Çünkü böyle bir yolculuğu ilk kez yapıyordum.Sonrasında zaten asla binmedim.

Şehir içinde tıklım tıkış gidip geliniyor.Ne yapılabilir ki canım İstanbul’umun taşıyamayacağı denli yoğunluğuna.İşe gidilecek ya da bir iş için gidilecek.İğne,iplik için bile kimi kez şehre(!) inmek durumları hâsıl oluyor,artık dağın taşın “İstanbul’un yerleşim yeri” olduğu günümüzde…Yazmışımdır yine, bizim bir Nişantaşı’na gidip işimizi görüp de evimize döndüğümüz zaman aralığında,ablamın çoktaaan Ankara’ya varmış olduğunu.

Canım yurdum…Canım yurdum insanları…

Seviyorum yurdumu da yurdum insanlarını da…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 49, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

“Yolcu olmak…” yazısına 4 Yorum yapılmış

  1. :) ah fatoşcum ördekler lafı beni güldürdü bir ara İzmirdede bu dolmuşlar revaçta iken aynı şeyleri yaşardık.Ağlanacak halimize gülüyoruz ama ne yapacaksın kalabalık bir yandan ulaşım zorlukları trafik derken herşeye alışıyoruz.Helede İstanbul gibi büyük bir şehirde Allah yardımcınız olsun ben birkaç kere gezmeye geldiğimde perişan oldum özel arabayla gezdiğim halde büyük şehirlerin büyük zorlukları oluyor işte :)

  2. Fatoş annem :) kahkahalarla güldüm , allahtan yanlızdım da delirdimi bu diye düşünmedi kimse , siz çok yaşayın :)
    Aslında benim anlattığım olayı siz yaşamış ve yazmış olsaydınız çok çok farklı olurdu eminim harikasınız …
    Kırmayıp yazdığınız içinde ayrıca çok teşekkür ederim sevgilerim sevgilerim ve sevgilerimle figen

  3. Sevgili şirinem,
    İstanbul’da özel diye ayrım yapmadan araçla yolculuk;bende, inip aracın yanında yürüme, isteği uyandırır…Çoğu kez…Öyle hızla yol alırsınız…ki yürüyerek daha çabuk varacağınızı düşünür olursunuz…
    Yine de…İstanbul’umu çoook seviyorum…
    Sevgiler…

  4. Sevgili Figen,
    Gerçekten komik durumlardı…Yıllar önce olduğu halde “unutulamayanlar”ımdan…O an yaşarken değil ama…O an çook kızmıştım… :(
    Sevgiler benden de iki(!)nize…

Yorum yapın