20 Nisan, 2009 tarihinde fatosh yazmış
foto:Değer Altunay

foto:Değer Altunay

Canım İstanbul’um…Alanın küçük, kendin büyük şehrim benim.Yine bizi, birbirimizden uzak ettin.

Yıllar önce çocuklarımın küçüklüğünde, tatil için bir yere gitmenin “kâbus” geldiğini anladığında  edindiği,  şimdiyse onun sevdiği yer olan minik evimize gitti eşim.”Burası da İstanbul,nasıl başa çıkılır her bir sorumluluğuyla “diye yerindiğim yerlerden biri.Eşimin “kâbus”u nasıl mı oluştu? Çocuklar küçük,mikrop kapmasınlar diye,üstelik yolculuk uçakla ve gidilecek yer otel olmasına karşın, bavulumdan çıkarmayı reddettiğim “çamaşır suyu ve vim” olayımdan sonra…Bir gün eşim geldi ve “artık dilediğin kadar hijyen takıl” dedi,tapu denen kâğıt parçasını önüme koydu.

Uzaklığı evimize ya 70 km. ya da 80 km.idi. İyi de bana çok uzak geliyor,git git yollar bitmiyordu.Gidince de aylarca orada kalıyor,arada “şehre” indiğimizde korna sesi bile yerimden zıplatıyordu.O evimize yaklaştığımızı,üç katlı sarı bir evi görünce anlıyordum.Öylesine boştu yollar,o zamanlar.Sitenin arka tarafı yalnızca tarlalarla doluydu.Hatta bir yazımda paylaşmıştım,uzaylıları beklediğimi.  ;)

Şu an, canım İstanbul’umun önlenemez büyüyüşüne kurban olanlardan.Üniversitemiz bile oldu.Tek bina olan ilköğretim ve liselerse,benim uzaylılarımın tarlasına, üç ek olarak konuşlandı.Bahçe içinde iki katlı,çatı katı ekli bir dolu evler de cabası…”Dolduk biz,yok mu artıran? ” durumlarındayız.

İşte eşimin güneşin ucunu gördüğünde,kavuştuğu yer burası oluyor.Daha doluşmadan kimseler,yalnızlığın sesiyle ortak oturuyor da diyemiyorum.Şimdilerde, yaşları bize denk ya da daha büyüklerin, seçimi doğrultusunda buluşma yeri oluyor.Toprak uyanışta,çiçekler coşmada,deniz kenarı cıvıldamamış ve onlar mutlu.Ben de kurslarımla, mutlu mutlu oturuyorum.

Kaç yıllık evli biz,bu uzaklaşmalarda uzun uzun telefonlaşıyor,yaptıklarımızı anlatıyoruz.Özetle “iletişim kuruyoruz”.Bu hafta içinde aklım,bir şekilde “yalnızlığa eş olanlar”la bütünleşti.Birlikteyken bazı kez paylaşmadığımız konular,ayrı ilgi alanları oluştuğunda bile hiç önemsenmeyen bu durum,uzaktayken ne denli önemsenir oluyor.Paylaşmak istiyorsunuz,akşam bir çay içmek ya da başka odada televizyon olsa bile,gitmeyip kumanda çekişmesi yaşamak…

Aslında her yıl yinelenen ve üstünde durmadığım bu durum,bu yıl etkiledi beni ve sanırım onu da.Çünkü bugün geldi.Benim etkilenmem,sevdiğim ve değer verdiğim birkaç yakınımla ilintili…Konuşurken satır aralarında yakaladığım,gereksinimlerinde duyumsadığım.Öyle ya hastalık da var işin içinde,yaşadığın bir olay ve belki bir yudum su,aş paylaşımının da…

“Yalnızlık zor,akşam olduğunda çay içecek,nasılsın diyecek birini arıyor insan” dedi bir can,yıl içinde.Bu cümle günlerce aklımda döndü durdu.Üstelik hiç ama hiç bu duygulanım içerisinde olmasını beklemediğim bir can’dı bu.Onun için bu denli sarstı beni.Bilinmez kaç kişi dile getirir,kaç kişi yaşar içinde sessizce…

Kuşkusuz birçok evden duyulan,yalnızlık türküleri de eşlik etmekte çift görünümlerde.İlle de yaşanmışlıklardan biridir, belki de kimi dönemlerde.Yine de taşmayan bardakların süregiden sessizliğidir, yolun sonuna dek…Varken de yokluğun yaşandığı…

Yine de “yalnızlığa eş olmak” ya da “yalnızlığın sesi”nin bu denli güçlü duyumsanmakta olduğu,bir varsayım olarak bile hiç çıkmamıştı karşıma.Oysa seçilen yolun doğruluğunun bilincinde olmaktan yola çıkarak,tek başınalığın özlemi ve erişilen mutluluk diye betimlenmişti vardığım sonuç.

Daha yeni bir yazımda paylaştım ““Söğüt  gibi  eğilin, meşe  gibi  mukavemet etmeyin.Zorunlu şeylerle işbirliği yapınız.” deyişini…Kimi kez dik duruşlardaki kırılganlıkların,uyumun getirisi hoşluklara yeğ tutulması gerekliliğini vurgulayan.Taşsa da bardağın suyu,çağıldayıp çağlayana dönüşmediği sürece,bir kez daha düşünmenin öneminin doğruluğu ve hatta çok kez düşünmek, yine bir duvar örmelerde yükselerek.

Yaşam zorluklarla dolu ve aşması gerekenler bizleriz.Evlilik için “Bir kumar” ve eş seçimi için de “Kavun mu bu koklayıp bileceksin?” derler,en yaygın anlatımla.Bense “evliliğin bir sanat olduğunu düşünüyorum, eşlerinse o sanat içinde biçimlenen birer eser”.Ne denli özenli çalışılırsa üstünde,o denli muhteşem eserlerin oluşacağı.Ama Picasso’lara da yer var.Her bakanın anlayamayacağı…Onlar “antika eser” niteliğinde… Dünyaca hayran olunacak…

Biliyoruz ki zaman “an” lardan oluşmakta.Keşkelere yer olmaması dileğiyle.

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 29, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın