17 Nisan, 2009 tarihinde fatosh yazmış
foto:Ömer Cem Gözlüklü

foto:Ömer Cem Gözlüklü

Bugün TMMOB Jeofizik Mühendisler Odası Istanbul Şubesi, Bakırköy Belediyesi Afet
Yönetim  Merkezi  ve YG-21 Bakırköy Kadın Meclisi tarafından düzenlenen “Kadınların Afetteki Rolü ve Temel Afet Bilinci konulu” panele katıldım.
2001 Yeşilköy Koleji’nin Sinema Salonu’nda gerçekleşen bu panele;
Yrd.Doç.Dr.Oğuz Gündoğdu (TMMOB Jeofizik Mühendisler Odası Istanbul Şubesi)
Prof.Dr.Uğur Kaynak (TMMOB Jeofizik Mühendisler Odası Istanbul Şubesi)
Psikolog Nuray  Gergerlioğlu
Bakırköy Afet Merkezi Koordinasyon Genel Koordinatör Özden IŞIK
YG-21 Bakırköy Kadın Meclisi  Dilek Baki (Moderator)
konuşmacı olarak katıldılar.

Hocamız Sayın Prof. Dr. Uğur Kaynak büyük bir özveri ile bizi panele götürdü ve getirdi. Kendilerine buradan da bu jesti için yeniden teşekkürler ediyorum.

Her konuşmacıya onbeşer dakika süre tanınmıştı. Ancak bu sürenin bilimsel açıklamalar ve aydınlatıcı bilgiler için yeterli olduğunu söyleyemem. İlk olarak 2001 Yeşilköy Koleji’nin kurucusu ve sahibi Sayın Hilmi Nakiboğlu bir açılış konuşması yaptı ve ardından tüm katılımcılar, slayt gösterileri eşliğinde sunumlarını yaptılar.

Sayın Hilmi Nakiboğlu’nu bu konuya olan bilinçli yaklaşımından, özverili çalışmalarından ötürü kutluyorum. Her okul yöneticisine de  bir örnek olması gerekliliğine inanıyorum. Bakırköy Afet Merkezi’nin, gerçekten koordine bir şekilde çalışmakta olduğunu gözlemledim. Bu konuda bir hayli yol almışlar. Anadolu yakasında oturan ben, bizim taraflarda da böyle bir uygulama görmek istediğimi duyumsadım. Sayın Hilmi Nakiboğlu, içinde bulunduğumuz ve ne yazık ki o an çok az sayıda olan kişiye oranla, depremin hemen ardından yaptıkları toplantıya gelenlerin, sinema salonuna sığmadığını ve yerlerde oturanların da olduğunu ekledi.

Sayın Yrd. Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu, Kobe depremi ve tsunami simülasyonlarıyla örneklemeler yaptı. Çok  ürkütücü bu görüntüler, belleklerimizin unutmaya ne denli yatkın olduğunun birer kanıtı gibiydi. 17 Ağustos 1999 günü yaşadığımız dehşet anları, bir düş gibi gelip geçici mi olmalıydı yoksa gelecek yıllar için önlem alınması gereken bir ders mi vermiş olmalıydı??? Depremde tanık olduklarını paylaşarak, sürdürdü konuşmasını. O günlerde erkeklerin suskunlukla, kadınlarınsa yapıcı olmaya çalışmalarıyla gündemde olduğunu ekledi.

Bakırköy Afet Merkezi Koordinasyon Genel Koordinatör Sayın Özden Işık, çok slaytı olduğunu ama birkaç önemli olanı göstermekle yetineceğini söyledi. Açıklamalarının yanısıra aklımda kalan bir heyelan gösterimi, çok etkileyiciydi. Doğanın gücüne karşı gelinemeyeceğini apaçık sergiliyordu. Depremin hemen ardından oluşturdukları bu merkezle çalışmalara başladıklarını ve sürdürdüklerini de ekledi.

Sayın Prof. Dr. Uğur Kaynak, günün anlam ve önemi açısından çok değişik bir yaklaşım sergiledi. Ekranda şu yazılar belirdi; “Ben Darwin’e Karşıyım. Bu nedenle ben de bir ‘Teori’ geliştirdim. İki Ayaklı Kef-Mim-Le Faraziyyesi. Tekâmül Faraziyesi”. İki ayaktan oluşur. Bunlar doğum, ölümdür. Kim itiraz edebilir buna?
1.Ayak, Ani “Doğurgan Melez” Doğum.
2.Ayak, Ölüm.
Eğer türlerden biri ölümsüzlük peşine düşerse, o zaman derhal,
Evreni Yaratan Kudret
ALIN  SİZE  ÖLÜMSÜZLÜK!
Diyerek”Gamma Işını Kılıcı’nı çeker!!!”

Daha ayrıntılarla süren bu yazılar,
“Peki biz insanlar tekâmülümüzü tamamlamış mıyız?
İnsanlar ikiye ayrılırlar:
A) Kadınlar
B) Erkekler
Şimdi bu iki farklı türü tekâmül bakımından inceleyelim”
diye süregitti, “kadınlara ve annelere” övgülerle son buldu.

Sayın Psikolog Nuray  Gergerlioğlu “Panik Atak Dostları Derneği” http://www.pandost.com a başvuru yapıldığında, ücretsiz olarak yardımcı olunduğunu söyleyerek sözüne başladı. Hocaların anlatımlarından alıntılarla vurgulamalar yaparak, afet dönemlerinde kadının yapıcılığını anlattı. Paylaşımın çok önemli olduğunu ve kadınların paylaşıma erkeklerden daha yatkın olmaları nedeniyle stresi üzerlerinden atarak, yapıcılığa yönelmelerini açıkladı. Erkeklerinse suskunluklarından ötürü, alkol ve bağımlı maddelere yönelebildiklerini ekledi. 17 Ağustos 1999 depreminde bu  konuyla ilgili çalışmaların, herkese ulaşamadığını söyledi. Depremi yaşayanlar kadar, televizyonda izleyenlerin de travma yaşadıklarından, bu konuda yardım almaları gerektiğinden dem vurdu.

Katılımcıların konuşmalarının bitiminde, dinleyicilerin sorularına yer verildi. Birkaç soru soruldu ve yanıtlandı. Sorulan soruların yönelimi “Bugüne dek, deprem önlemi olarak yapılanların neler olduğu?” hakkındaydı. Sonuç olarak; binaları güçlendirmektense, yeniden yapılmasının doğruluğu gibi algıladım ve ne yazık ki bir arpa boyu yol alındığını… Ardından katılımcılara plaketleri verildi.

Bu uğurda emeği geçen herkese teşekkürlerin bir borç bilinmesini ve bu denli az ilgilenenin olması hakkında da üzülünmesi gerektiğini düşünmekteyim…

9 Şubat 2009′da yazdığım, yüce söylemi yineleyeceğim…

Felaket başa gelmeden evvel, koruyucu ve önleyici tedbirleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur. Mustafa Kemal ATATÜRK.

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 88, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın