
foto:Alihan Çetin
Çevremdeki olumsuzluklar çözümsüzlüklere dönüştüğünde, yaşadığım fırtınanın dışavurumu sessiz olabiliyor ama içimde kopardığı güçlü duygulanımlar, sarsıcı boyutlara varabiliyor. Dengemin salınımı, diyorum buna.Dinginliğe ulaşma çabalarımın, suskunluk boyutlarına vardırdığı bu aşama,yıpratıcı oluyor ne yazık ki…mânen…
Yaşadığım aşamalardan geçen çocuklarımın,eş ve arkadaşlarının bana danışmalarıysa…hızla geçen geçmiş yıllara dönüşlerle, bugünü yakalayarak yararlı olabilme çabalarımın, çoğu kez sonuçsuz olabilen ya da o an yetersiz avutmalara dönüşen söyleşilerde bitimlerine varabiliyor.
Yaşama tutunmaya çalışan gençler ve ortam…Ve düzen…İşini sağlam kazığa bağlamışlar,işini yitirme korkusuyla her an tedirginlik yaşayanlar ve iş peşinde koşanlar.Okuyup da kendi mesleğinin yakınından geçmeyen işlerde,gün be gün sona ilerleyenler.Onların bu durumlarını gördükçe “Ne umuyordunuz, ne buldunuz ?” dememek için,susmaya çabalayan yakınlar…
Gittiğim kursların birinde bir genç,devlet kurumunda çalışıyor…öyle ilgisiz ki işi mesleğiyle.O bir fizik öğretmeni,aslında.Yine bir yakınım ayrım yapmaksızın,mesleği dışında en ilgisiz konumda çalışmakta. Öyle çok örnekler verilebilir ki “ne iş olsa yaparım,abi” klişeleşmiş cümlesine.Oysa ne ümitlerle okuyup,ne çok idealleri için konuşmalarına tanıklık etmişliğim var.Üzülüyorum…
Bugün hat kursunda yine söyleşilere daldık,her konuda.Çizim yaparken boş bir sınıfta, iki genç kız geldi yanıma.Biri ondokuz, biri yirmiüç yaşında.Telefondan bir müzik açtı biri,bağırta bağırta arkadaşına dinletiyor,ben de payımı alıyorum gümbürtüden.”Sesini biraz kısın,hoca kızacak” dedim,hemen “peki!” dediler.”Yaşamdan beklentiniz ne?Nasıl bir gelecek umudunuz var?” diye sordum.Onlar bana küçücük geliyor.Dün de rastgele açtığım an TV yi ondokuz yaşında evlenmek için başvurmuş bir genç kız gördüm,içim acıdı.Hemen kanal değiştirdim.Küçücük,masum ve korunmasız görünüyordu.Oysa ben o yaşlarda evlilik yoluna baş koymuştum.Nasıl onaylamış ailem diye düşündüm,bir an.
Gençlik işte…Kurstaki kızlardan ikisi de açık lisede okumaktalarmış.Biri öğretmen öteki ise futbol menajeri olmayı düşünüyormuş.İlki akla yatkın,öteki uçuk bir istek.Şu ilgimi çekti ki sorduğum an gözlerinin içi parladı.Hemen anlatmaya koyuldular.Nesil farkı olunca, anlayamayacağınızı ve ilgilenmediğinizi düşünüyorlar.Biri daha bir gösterişsiz ve akla yatkın düşüncelerde.Öteki gösterişli,boylu poslu denilenlerden ve uçmalarda şu an.Hep böyle midir?Neresinde atlamış ya da ilgisizce geçiştirmişim, ben bu düzeni ki şu an karışmalardayım.Yoksa çözümsüzlüklerde kopardığı fırtına yaralamış da sarıp sarmalayıp örtmüşüm üstünü ve sertçe üfüren rüzgârın hışmıyla aralardan sızıp içime işlemiş bir ürperti midir, duyduğum?
Sıklıkla yazılan hastane koridor ve yol gerçekleri midir kişilerin ilgisizliklerinin uzanımı,bu sarmalamaların özüne inen.Acının,çözümsüzlüklerin zaten içindeyken ,nedendir üstüne varıp da deşmen…duygularında mı barınır “gülelim,eğlenelim/günümüzü gün edelim” kuyrukları…İyi de ben,sen,o,biz,siz,onlar tutmazsak ucundan eğer…uyandığımızda ipin ucunu ararsak,yitirilmişliklerde…Ne olacak???
İlkbaharın taze kokusu ve dirilişi toprağın,yeşertisiyle…kır çiçekleri,papatyalar neden yorgunluğa dönüştürdünüz bu yıl,bakışlarımı?Ben miyim düşen yorgun,umudun yeşerecek yol bulamamasından mı yoksa, çözümsüzlüklerin getirisiyle oluşturulmuş?
“Bahar geldi,gül açıldı/etrafa neşe saçıldı” şarkısını çığırmak isteyen gönül…Gençleri her an, kırlardaki papatyalar gibi bembeyaz ve umut dolu beklentilerini gerçekleştirmiş görmek isteyen gönül…Her şey güzel olacak…Buna inan…Beklentilerini de yüksek tut…Geleceğe de umutla bak…Çünkü gençler de senin ağzından çıkacak sözü izlemekte…Güçlü ol ki güçlü kılasın.
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 27, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın