
foto:Ömer Cem Gözlüklü
Bir kitap okudum mu içine dalar giderim…Yaşarım…Solmaz Kamuran’ın “Minta”sında da öyle oldu.Çok güzel, okumanızı öneririm.Kitabın son sayfası bitti…Üzüldüm…Ön ve arka kapağı okudum,evirdim, çevirdim… Daha da sürsün istedim…Ve aklım önde koşturup,nerelere gitti…
Doğdukları yerden köle olmak üzere denizaşırı ülkelere götürülen ve asla bir araya gelemeyen hatta haber bile alamayan bir aile…Aslında iki çocuğun yaşamı ve bir “minta”.Soy ağacı var,”son”dan sonra.
Ayrı gelişen yaşamlar,şu an yaşananlara özdeş…Belki de var olduğumuzdan bu yana,yaşananlara.İçinde beni,seni, onu,bizi,sizi ve onları bulduğum…Hani “son” da bir ışık görmesen,tümden umutsuzluğa kapılacağın.Bazı kez yaşananlara ve çevrene baktığında…Hiç mi ulaşılamaz,o denli uzakta mıdır bu denli? diyebileceğin…
Yalnız aileyle sınırlı kalmayan,insan ilişkilerini de kapsayan bu durum,kişilerin sınırlarını bilerek birbiriyle bağlantılarını da ilgilendiriyor.Onlarca kitap yazılmış ilişkiler diye,TV programlarında söyleşilere yer verilmekte…Ve bir an durup düşünmeden,kendi bildikleri yolda ilerlemekte insanlar…Hiçbir özümleme yapmaksızın…
Her kapı kapandığında,içeride yaşananlar belki ayrı diye düşünülse de özünde aynı, ayrımlar incecik… Davranışlar belki biraz değişik.Umutların başka yerlere dek uzandığı,hayallerin başkalıklar üzerine kurulduğu…Oysa ki her bir başkanın belki de aynı yere ulaştırabilecek olduğu,göz önüne alınmaksızın.Biraz çaba ve empati ile çözünebilirlik olasılığının göz ardı edildiği gerçeğiyle.
İzlemekten kaçındığımız,okumayı es geçtiğimiz haberlerin altında yatan,bu gerçeklerden kaçmak olduğu bir varsayım mıdır? Ve nereye dek,bu kaçışlar? Sonunda kıskıvrak ve artık kilit noktasında mı ele alınır, çözümsüzlüğüyle? Yoksa tümden sonlanıverir mi aniden? Ya da görmezden gelindiği sanılanın aksine içinde çöreklenen acıyla mı gidilir,yolun sonuna dek?
Gençlik,yaşlılık,bakış açısı,deneyim gibi beylik kelimeler ne denli oyalamaktadır? Ya da bugünkü modda,güneş parlarken gökte, yapılan yadsımalar bir gün belki de bir an sonra yerini ışık aranan karanlıklara mı bırakacaktır,tüm görkemiyle? Sorular ne zaman işaretlerinden kurtulup,noktaya dönüşecektir,çözünülür olarak? “Yaşam budur işte,sonuç senin elinde” söylemleriyle mi geçecektir,umut ardında,çabalarla?
Mutlu sonla bitenler neden masal olmaktadır da gerçekler acıdır ve acıtır,daha yakın gelmektedir? Derdini söyleyen dermanını bulur da mutluluk söylendiğinde, neden nazara gelir? Başarılar kıskanılır da neden başarısızlıklarda,bir araya gelinir? Bir evlilik olduğunda o gün için neden “mutlu olun ve bir yastıkta kocayın” denilir de boşanmanın ardından,aynı kişilerin biz demiştik,söylemleri ayyuka çıkar? Neden önceden uyarmamışlardır da sonradan “demiş” olurlar? Uyarsalar yaşayacak olan dinler miydi yoksa aklı başına yaşayıp,gördükten sonra mı gelirdi?
Yoksa bunların tümü “yaşam” bilmecesinin dizeleri midir de geçen ömrü doldurup,”nasıl geçti habersiz” diye ardından şarkı yazılması için midir? Yine roman,öykü,şiire dönüşmesi adına, yaratıcılığa ilham için mi yaşanılmaktadır?
Neden İclal Aydın’ın iki gün üst üste yazılarında “Tecrübesiz ve kırılgan kalplerimiz yavaş yavaş keçeleşmeye başladı yıllar içinde. Cümlelerin alt metinlerini, beden dillerini okumayı öğrendik.”demektedir,”hayat güzeldir” köşesinden? Neden zor günlerde yanında olanlara benzeştirme yaparak “Zor günde sadece teselli ederek de olsa zorluğu paylaşmaya hatta belki detayları öğrenmek için dahi yanımızda olmaya gayret edenler daima olur.Mutlaka…” yazılmıştır?
Neden Edip Cansever’in “Kadınlar” başlıklı şiiri geldi dün iletime?
“İnsan ırkı iki kanatlı bir kuştur:
-bir kanadı kadınlar
-diğeri erkekler.
Ve her iki kanat da eşit düzeyde gelişmedikçe
insan ırkı uçamayacaktır.”
ekiyle.
Tüm bunlar bir rastlantı mıydı “Minta” benzeştirmesine,içimden akanların???Yoksa bitimden önceki paragrafın özünde mi anlatım???
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 43, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın