
foto:Fatma Çetin
Bu buluşma; tarihî bir buluşma değil,doğal olarak ama benim için önemli bir buluşmaydı.
Günlerdir dağılmış bir durumda,nereye yetişeceğimi bilemez gibiydim.Alt tarafı 1*2 mt.lik bir “kış bahçesi”ydi istediğim.Öyle kolay değilmiş,ortaya çıkışı meğer.Ölçülüp biçilmeler,gelenler gidenler, malzemeler derken en acımasızı ise geriye kalanların toparlanmasıymış.
Bir naylon örtülecek,kirlenmesin çevre diye hırdavatçının(nalbur) yolunu tuttum. “Hışır” adında çeşitli ölçülerde ince poşet naylonuyla tanıştım,yanında bonusu bir de kağıt gibi görünümü olan, bildiğimiz seloteybin dedesi…Onunla duvara tutturacakmışım ki sökerken duvarın sıvası dökülmeyecekmiş.
Yapıma gelenlerin, dünya umurunda değil…İşlerini bitirip,gitme derdindeler.Koridordaki halılar toparlandı,her yere bezler serildi,tarafımdan…Sanıyorum ki fazlaca kirlenmeyecek, önlemlerimle…Sandığımla kaldım.Hışır falan hak götüre…O matkap denen alet çalıştı mı,tozları iğne deliğinden girip, tüm eşyaların üzerine püskürüyor.
Erkekler iş yaparken,ayaklarının altında dolaşılmasın istiyor…Özgürce(!) çalışıp,pür telâş işlerini bitirecekler…Ardından, Allah ne verdiyse dökülenleri kim toplarsa toplasın.Bu arada böyle muhteşem işleri yaparken;çayları,kahveleri,suları ve de yemekleri hazır bulundurulacak…”gak” dedikçe ekmek,”guk” dedikçe su verilecek…
Salon halısının altına;hocamız öyle saklamamızı önerdiğinden, üç tane “ahar”lı kâğıt koymuştum.Ben toz savaşına hazırlanırken,eşim halıyı toparlamış…ayrımında bile değildim.Birden aklıma geldiler,evin içinde dört dönüyorum,”yok”lar…”Kesin bunlar da yine bizimkinin saçmalığı” diye toparlayıp,atmıştır kuşkusundayım.Sorsam,ev ayaklandı diye canı burnunda zaten,olay çıkacak.Bulamadım ve gardımı aldım,sordum hem de atmış gibi suçlayıp,kızgın kızgın söylenerek…Garibim,öteki odadaki halının altına saklamış…O çakmak çakmak gözleri parlamış,gardını almış benim…bir anda süngüm düştü…Sanırım,o dağınıklığın hırsını ben de ondan çıkaracaktım…olamadı…kısmet!!!…
Kendimi şeye benzettim…durun, anlatayım…Geçtiğimiz günlerin birinde hastaneye gitmiştim.Mola(!) vermeye kapının önüne çıktım.Orada yaşlıca bir bey de mola(!) için duruyordu.Birden dile geldi ve hanımından dert yanmaya başladı.Evin içinde ona mola(!) verdirmiyormuş.”Komşulara ya da kızlarımıza gittiğinde,bir özgürüm ki değmeyin gitsin” diyor.Bazı kez de onun bakkala gitmesini bekliyormuş ama kısa süreli olduğundan,anlıyormuş kokudan mola(!) verdiğini ve kızıp bağırıyormuş.Ben de ona “siz de ona kızın” dedim.”Yook bilmezsiniz siz benim hanımı,çok sinirlidir o” dedi.Şöyle bir baktım,bembeyaz saçları,yorgun ve kırışmış yüzüne,hanımını da gözümün önüne getirdim…bu atışmalarına bayıldım.Eh! fazla kalmamış bize de…Az seneler sonra sizin gibi olacağız…Derken efendim,bir anda onlara benzeştirdim o halimizi.
Ortalık toparlandı,geldiler malzemelerle ve başlandı…Ben hem ayak altında dolaşmayacağım hem de hizmette kusur etmeyeceğim. Bir an tüm malzemeleri alıp,kendim işe koyulmak istedim…geldiler bana.Bu erkek işi denilen şeylere, bizi niye bulaştırmadıklarını da anladım.O işlerin altından da kolaylıkla kalkarız,hem de ortalığı batırmayacak yöntem bularak…Gerek olan bir kaba kuvvet…malzeme taşınmasında ve o malzemeleri bir araya getirirken de tutabilmek için.Çünkü ayak altında dolanmadığımı varsayarak, izledim onları.
Gün boyu ayakta kaldım,bitirip gittiklerinden sonra da…Hem su,çay,yemek dağıtımı hem de ardından o iğne deliğinden giren tozlarla boğuşurken…Çok yoruldum, çoook.Ben istedim diye sesimi de çıkaramıyorum, üstelik.Şunu da biliyorum ki yapılıp bittikten ve ben orayı kendi zevkime göre ayarladıktan sonra “sen istedin” diyenler baş köşeye kurulacaklar.”Hep öyle olur” da!!!,alıştım “artıkın”!!!
Bu arada iki kursumun ödevleri de aksadı,neyse ki pratikçe toparladım ve üstesinden geldim.
Bugün de Osmanlıca kursundan çıktıktan sonra,estiler bana…Kim esti bilmiyorum işte,anlayın…Kendime izin verdim ve “Benimkuzum“la tanışmaya gittim…doğal olarak önce anneyle…”kuzu”yu da havalar ısınınca göreceğim.Hiç yabancılık çekmedim,kendi adıma…Zaten yazılarımızdan ve iletilerimizden tanıyorduk, birbirimizi.Sarılıştık ve konuşmaya başladım…Hoşçakal derken de sanırım hâlâ konuşuyordum…”Yaşlılığın ilk belirtisi hiç susmamakmış” ve bu yolda sekmeden ilerlemekteyim…
İşte o buluşma, bu buluşmaydı ve araya sıkışmayıp,dolu satırlarla anlatılan da “benim minik kış bahçem olacağını umduğum” mini balkon koşturması. Dağıldım,toparlanmadayım.Bitti mi? Bitmedi…Hâlâ sıvanacak,yerlere karo döşenecek gibi vızıltıları var,kulağımı tırmalayan…Biliyorum,başıma gelecekleri… “Hayalet ol ve dağıtım yap”…
Figen’ciğim…dinlendim,huzur buldum…Sıcacık sevgin ve pozitif enerjinle doldum…Sağ olasın…Pekişen dostluğumuzun,yaşamımız süresince sürmesi dileğimdir…İyi ki gelmişim…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 28, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Mart 10th, 2009 at 09:54
Fatoş annecim ben çok ama çok mutlu oldum
Neşeniz , sohbetiniz , güzelliğiniz , iyiki geldiniz ….
Mart 11th, 2009 at 00:26
Figen’ciğim;
Seni tanıdığım için ben de mutlu oldum.Sağ ol canım.
Sevgilerimle.