16 Şubat, 2009 tarihinde fatosh yazmış
foto:Değer Altunay

foto:Değer Altunay

Sabahleyin kahvaltı ederken televizyonun tuşuna bastım… Aysel Gürel…yitirildiğinden bugüne koskoca bir yıl geçmiş…Koşmuş… günler,haftalar,aylar…hoşçakal bile demeden geçip,gitmişler.Star TV de kızı Mehtap,Garo Mafyan,Atila Atasoy,Melike Demirağ var…”bizim zamanlarımızdan”…Yaa!!! işte bu sözcük sihirli…Ve ben  ne sık kullanır oldum,o sihri…

Yazıya başlamadan geri döndüm ve o gün içimden geçenleri paylaştığım yazımı aradım.”Aysel Gürel…rahat uyu, genç kız…” demişim ona…20 Şubat 2008 tarihinde.Bugün izlerken de aynı duyguları duyumsadım.

“Hayatı ters köşeye yatırmak” diye geçirdim içimden ve onlarca “şut”a karşın “gol yememek”.Eh! Bu benzeştirmeme hoş bakılmalı. Evde futbol tutkunu bir koca ve onunla yarışan oğullar olunca… Yıllardır evde futbolla yatılıp kalkılınca… Benim terminolojime de girmiş, doğal olarak.

Gerçekten hayatın getirilerini,her ne olursa olsun…hoş karşılayabilmek…ne güzel bir yaklaşım olmalı. Düşünüyorum ve bayılıyorum,bu beceriye.Hele günümüz toplumunda, ayrımcılık ve ayrılıklara kucak açılması gibi olumsuzluklara bakınca… bu duygum pekişiyor.Oysa bizim gelenek ve göreneklerimiz değil miydi “sevgiyle kucaklamak”? Oysa biz değil miyiz ikide bir “olumlu düşüncenin gücü” gibi kitapları karıştırıp, kendimize yön vermeye çalışanlar?Bu örnekler çoğaltılabilir ama “uygulama”da sınıfta kalanlar da yine biz değil miyiz?

Sevgi ve olumlu düşünmenin gücü…Sevgisizlik ve kötü beklentiler içine girmek…İşte; iki cümle,iki bakış açısı…Yaşamı yönlendirmek için iki seçenek.Belki de yapılamayanı yapar birini gördüğümüzde; içimizden yükselen olumsuzlukla,doğal içgüdünün çalışması ve “yere çalmak” karşıdakini…basbayağı güreşteki deyimle “tuş” ettirene dek uğraşmak. Beceremeyince de bağlanan karalarla…ona çamur atmak.

Yaşım az değil…gördüklerimden,yaşanmışlıklardan çıktım yola.Kime ne zararı oldu ki bu mutlu yaşamın. Kime ne rahatsızlık verdi ki yaptığı çılgınlıklarında.Eğlendi ve bu “ciddi” yaşam savaşımında,bir pencere açtı kendine…yaşadıklarını oradan bakarak uyguladı…O pencereden görünen güneş ve bol ışıktı…Geldikçe bulutlar,estikçe boralar ve fırtınalar…üfledi,olanca gücüyle…O yine güneşli ve bol ışıklı bakış açısını korudu.

Hiçbir yaradılmışın, acı çekmeden yaşaması olası değil.Hep dilimizdedir “her şey bizim için”.Öyleyse neden hiç hazırlıklı olamayız,neden ilk acı duygumuzla yıkılmaya açığızdır?Bence bu kolay yolu seçişe, bünyemiz yatkın.Acıların kadını,acıların adamı,acıların çocuğu olmaya hazırlamışız kendimizi.Böyle durumlar bize uygun… Mutsuzluğumuzla;mutlu ve mesut, yaşar gideriz işte…Çözüm arayacağımıza…Herkesler bize acır,biz acımızla yoğrulur,geçinir gideriz.Öyle mi?…

Kızı anlatıyor;”Reha Muhtar, programına çağırmak için sekreterine telefon açtırmış.Aysel Gürel’de o gün telefonla görüşmek istemiyor.Sekretere ‘Sevişiyorum.Şu an konuşamam’ demiş.” .Vay anasını sayın seyirciler.Ne durumlara gelmişiz biz…Dünya başımıza göçecek. Başımıza taşlar yağacak?…mı??? Yoksa bu ince espriyi anlayabilmek mi?

Şan,şöhret,para,hırs uğruna…maskelerle yola çıkanları “ters köşeye yatırmak” da ben buna derim.Bir kez sağduyuyla düşünmek bile yeterli şu cümle için.Eski yazılarımdan birinde bu maskeleri de yazmıştım sanırım…Yazmışımdır,kendimi iyi tanırım.Belli etmediğini sanarak,o maskeyle gezenlerle hiç “yaşam patikası”nda çarpışmadınız mı?Öyleyse ben yanılıyorumDUR.???

Yazım dönüşmeden,çıkarımlar ve öğütlere…toparlamak durumundayım…Çünkü bugün Aysel Gürel’e bir kez daha “merhaba” demek istedim.Ve hatta ona bir kez daha “Aysel Gürel…rahat uyu, genç kız…” diyorum.Ve hatta şimdi de ikindi namazımı kılıp,ardından ona yasin okuyacağım.Ve hatta onu hep,hemen her gün anacağım.Yaşamını kendi bildi,dilediğince yaşadı…O Allah’la kendi arasında… ama çevresine verdiği ışık ve olumlu enerjisiyle…

Allah rahmet eylesin,Sevgili Aysel Gürel.

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 35, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın