12 Şubat, 2009 tarihinde fatosh yazmış
foto:Değer Altunay

foto:Değer Altunay

Kursum başladı… Bugün kursa gittim… Bugün Üsküdar’a Hat Sanatı kursuna gittim. Evet!!! Neredeyse sevindirik oldum. Ödevlerim çok diye epeyce söylenmiştim ama onları da yetiştirdim. Hat Sanatı’nı çok seviyorum, öğretmenimi ve sınıf arkadaşlarımı da… Ne güzel bir duygudur bu… Nasıl pozitif enerji verir… Yaşamak gerek.

Sözde erkenden gidecektim, başaramadım. Kimsenin bir şey dediği yok ama yine de huzursuzlandım. Sınıfa bir girdim; masanın üzerine gazete kağıdı serilmiş, şişeler içinde boyalar, sünger… Bir faaliyet var… İyi de hoca yok ortalarda… Birkaç kişi dışında sınıf da boş… Çay ocağından su almaya gittim, birde baktım tencere içinde bir şeyler pişiriyorlar… Muhalllebi gibi. Tamam dedim, tatlı da yiyeceğiz.  ;)

Kağıtlarımızı boyayıp, âhâr yapacağız  ya onu hazırlıyorlar… Çıtıpıtı, güleryüzlü, içten hocamız ocak başında tenceredekini karıştırıyor, bir dolu biz de kafamızı bir yerlerden uzatıp onu izlemedeyiz. Pişti, sınıfa çıkıldı, karıştırıp soğutmaya çalışıldı. Bu arada Üsküdar Musiki Cemiyeti’ne kayıtlı bey de ney çaldı bize. Güzel sesli bir genç kızımızla birlikte iki nihavent eser de seslendirdiler. Biri hakim, biri siyasal mezunu… Hem de güzel sanatlar tutkunu…

Kağıtları boyamışlar, boyalarını paylaştılar benimle… Evde hazırlamışlar, sınıfa getirip boyamışlar. Ben hem iki kağıdımı boyadım hem de kalan boyaları verdiler, eve getirdim… Kalan kağıtlarımı boyayayım diye. Saç kurutma makinası için de benden sonra gelen arkadaşa telefon açıldı, o da geldi. Kağıtlar boyanıyor, kurutuluyor ve bir yandan da âhârlanıyor… Bir telaş… Bu arada üç “meşk kalemi” aldım ve sessiz oturan bey, onları ve öteki arkadaşlarınkini de yazıma hazırladı. Herkes birbirine yardımcı, ne güzel…

Her işimizi de yaptık, üstüne Türk kahvelerimiz, yanında suyu ile geldi… Hocamızdan… Ona çok iltifat ettik bugün. Saçını boyatmış, öyle de yakışmış ki… Yüzü aydınlanmış… Yumuşak bir anlatım gelip yerleşmiş yüzüne ve çok güzelleştirmiş onu bu saç rengi. Çekilen fön de kısa saçlarını dışarıya doğru darbelerle, uçuşan bir görünüme büründürmüş. Zaten minyon hatları olan yüzüne yakıştığı gibi havalı bir duruma da getirmiş. Ben çok beğendim. Ona böyle uzun uzun anlatmadım ama “yakışmış, hep böyle olsun” dedim.

Kahvelerimizi içince de “nişan kahvelerin olsun” demeyi unutmadım. “Amaaan” dedi ama gençlik işte… Fincanı kapattı… Birazdan baktım tüm bekar gençler toplanmış, bir ağızdan konuşup kahve telvelerini dillendiriyorlar… Ne güzel bir görüntü… Gençler ve umut dolular… Umutları hiç tükenmesin.

Geçen yıllardan, Osmanlıca dersinden tanıdığım ben yaşlarda temiz yüzlü bir arkadaşım var. Bu yıl hat kursunda da beraber olduk. Sessizce gelip, gider… Hatta aralıklarla gelir desem daha doğru olacak. Dudaklarındaki buruk gülümsemenin, mavi gözlerinde yakaladığım hüznün öyküsünü bugün öğrendim… Çizdiğim hat yazısının fotokopisini istedi, olur ama elinizi geliştirmeniz daha iyi, tam kavrayabilmek için bu olayı diye konuştuyduk, sınıfta.

Biz sınıfta paylaşıyoruz çoğu şeyi… Anlatıyor ve çözüm bulmaya da çalışıyoruz sorunu olanlara… Şakalar da yapıyor ve öğrenirken eğlenmeyi de unutmuyoruz. Bugün ben iki kere kayınvalide olacağımı ama  kızım olmadığı için, cici anne olamayacağımı söyleyip, öykündüm… Gülüşüyoruz… Yan sıramda oturuyordu, kulağıma eğilip “oğlunu üzecek davranışta bulunma” dedi… Ben de kayınvalidem hiç olmadığı için zaten “nasıl kayınvalide olunur?” kursuna da gitmem gerektiğini, öyle bir olgu içine asla girmediğimi söyledim… Yine konuştuk, çizdik, boyadık, öğrendik, eğlendik ve ders bitti.

Binadan çıkışta yanıma geldi ve oğlunu yitirdiğini, gelininin üç çocuğuyla yalnız kaldığını anlattı… Oğlunu anlatıyor… Üç yıl oldu gideli diyor da aslında gitmemiş, evde sofra hazırlıyor, yardım ediyor ve eve gidince ona kavuşacak gibi anlatıyor… O hüzün dolu mavi gözlerin içinde yaşlar oynaşıyor, akmama çabaları ile geri gidiyor, yine toplaşıp damlacığa dönüşüyor ve süzülüyor. Bir süre beraber yürüdük ve yollarımıza ayrıldık… Arkasından baktım, beli de bükülmüş, omuzları çökmüş… Bana anlattı, bitmedi… Oğlu yanıbaşında yürüyor… Dağıldım… Allah kimseye evlat acısı vermesin… Bizlere bağışlasın onları…

Yolda, sırayla oğullarıma telefon açtım… İkisinin de seslerini duyunca, içime soğuk sular serpildi… Yaşam ne garip, biraz önce gülüp eğlenirken, bir anda düşüncelerimin kaydığı yöne bakar mısınız?…

Araçta; aklıma üşüşen düşünceleri, savma çabalarına giriştim… Aaaa bak! Kız Kulesi, denizim benim, Topkapı Sarayı’m,  Sultanahmet Cami’m… Kulağımda gitar nağmeleri… Acıbadem… Caddede yürüyüş… Pastanem… Çay molam…

Çay molamı verdiğimde öyle boş boş oturamam ya… Çantamı karıştırıp, küçük not defterimi, kalemimi çıkardım… Kareli kağıt üzerine üç sayfa şikayet yazmışım… Okudum… Okudum… Başladım yenisini yazmaya “Allah’ım bugünü böyle güzel yaşattığın için sana şükürler olsun. Yazdığım şikayetleri de bana okuttun ama öncesinde bana yine bir örnek gösterdin ki okuduğumda şükretmeyi unutmamam için”…

Öyle ilginçtir ki böyle yaşarım ben. En olumsuz günlerimde, bir örneğin gösterildiği, bana… En yalnız ânımda, bir can dostumun oluştuğu, yanımda… Çok şükür diyorum, Allah’ım… Ve her duamda yinelediğim gibi… “Eğer kalbimde nokta kadar bir kötülük varsa, onu sök al oradan ve kimseye bir kötülüğüm dokunmasın”…

Şükür kavuşturana… Kursuma da gittim bugün ve yine Yaradan’ıma da şükrettim… Sebep yaratıldı…

Sevgiyle kalın…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 41, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

“Şükür kavuşturana…” yazısına 2 Yorum yapılmış

  1. yüreğinize sağlık …

  2. Teşekkür ederim,sevgili Figen…

Yorum yapın