
foto:Alihan Çetin
Yeni bir yazıya başladığımda ilk olarak başlığı yazarım… İçimden ne geçtiyse… Bazı kez de karmaşıklaşır, başlıksız yazıya geçerim… Yazının başlığı oluşturduğu. Bugünse ilk olarak başlığı yazdım… Çünkü öyle duyumsuyorum. Özel bir nedeni yok… Ara ara girdiğim modlardan biri, yalnızca.
İki gündür sokağa da çıkmadım. Yok yok… Dün bir ara çıkıp, koşturarak dış işlerimi yapmıştım. Bunu da hiç anlamıyorum, neden bir an önce işlerimi yapıp da eve dönerim? Alışkanlıktan olsa gerek, aklımda ya evde yapılacaklar… Oysa ki o işler hiç bitmeksizin beklemelerde… Sessizce…
Derim ya hep “kimse konumundan mutlu olamaz, kolay kolay”… Evde oturan çalışmak ister, çalışan evde oturmak… Hep ardımıza attığımız “an”dan mutlu olmayı seçeceğimize. Her konumun kendine göre güçlüğü olduğunu da göz ardı ederiz biz. Söylenenleri de yanlış algılar, kendimize de başkalarına da yaşamı zehir edebiliriz. Bunun da ardı arkası gelmeyen zincirlemeler gibi gittiğini düşünmüşümdür.
Çocuklarım erkek olduğu için, onlara giysi almaya gittiğimde vitrinlere bakıp söylenirdim “cicibicili şeyler hep kız çocuklarına yapılmış” diyerek… Değişik cins olmadıklarına da içerlerdim bazı kez… Ne sudan sebeplerle üzmüşüm kendimi… “Her şey olacağına varıyor”… Oysa…
Geceyi seviyorum… Dinginliğini… Sabah uyanmanın güçlüğüne kızıyorum… Gün ışığını seviyorum, canlılık veren… Günün bitişine hayıflanıyorum… Çiçek açıyor seviniyorum, solduğunda üzüntüme yenik düşüyorum… Her şeyin bir sonu olduğunu es geçerek…
Öylece boş boş bakmakta buldum kendimi… Bilgisayarımın ekranına… Çünkü tüm bunların bir boşluk olduğuna inanıyorum, yazarken de bir taraftan… Ama bu, şu an için düşüncelerime yenik düşmemi engelleyemedi.
Ödevlerimi yapıyordum ben, sevdiğim hat yazımı yazıyordum bugün… Öyleyse nasıl oldu da bu mod beni esir aldı bir süreliğine de olsa. Ufacık bir nüans bile etken oluyor, hassas dengelerime. Ne yazık ki bu TV de izlediğim bir haberi bile kapsayabiliyor.
Uyku da birlikte gitti, güzelin olduğu yere… Sevmez düşüncelerde beni…
Çağrı, “olumlu düşünmenin gücüne”… Bugün de böyle geçecekmiş ilk saatleri günün, örtemedi karanlığı gecenin, olumsuzlukları… “Her yeni günün, yeni bir başlangıç olduğu”nu ayrımsamaksızın.
Varamadım sonuna da, yazarken bulduklarımın… Bir ışığın doğduğu aydınlıkların.
Hele bir sabah olsun… Güneş doğsun… Umudun getirisi, diye beklentiler belki de…
Bahanelerse sudan sebeplere… Aslında olmayan…
Var olan, “gerçekler”e!!!
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 167, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Şubat 5th, 2009 at 11:26
“Çözemediklerinle karanlığı yaşamaktansa ve karanlıklar içinde olsan da bir ışık yakalayabilmek…Çözüm biziz…Biz çözümüz…”
Fatoş annecim sizin kelimeleriniz , ne güzel yazmışsınız , hava güzel , giyinin Görgülü’ye çay içmeye gidin yanınızda kitabınız , kulaklarınızda sevdiğiniz bir müzik kurtulun bu karamsarlık tan (ukalalık olarak görmezsiniz dimi? rumuz balık)
Şubat 5th, 2009 at 13:48
Sevgili Figen;
Okuduğumda bir an “yazan ne güzel demiş” diyen de

benim.
Dün gece yazdıklarınızı okudum,öncesinde haberleri dinlemiştim zaten…derken “artık bırakmam” dediğiniz siteye göz attım…çevremdekileri düşündüm…gençleri…geleceğe umutla bakması gerekleri…
Sağ olunuz kızım…ne de güzel tanımışsınız yazdıklarımdan beni…”gerçek” olması için az biraz kaldı.
(hiç öyle görmedim ve çok hoşuma gitti,balığı da çok severim)
İrem ve sizi kucaklıyor,öpüyorum.
Şubat 6th, 2009 at 21:30
canım arkadaşım ara ara hepimiz düşüyoruz o karamsarlığa anlık belkide günlük ama mutlaka bir çıkış buluyoruz bizi mutlu edip o karanlıktan çekip çıkaracak
güzel neşeli ve bol mutluluk dolu haftasonları
Şubat 6th, 2009 at 23:17
Sevgili “şirinem”;
Çok teşekkür ederim…Ne güzel böyle dostluklar arasında olmak…
Hepimize sağlık,mutluluk diliyorum…tüm yaşamımız süresince…
Sevgilerimle.