2 Şubat, 2009 tarihinde fatosh yazmış

foto:Değer Altunay

foto:Değer Altunay

Pazar günleri hüzün verir bana…geçmişten uzanan kollarıyla ve cumartesinin neşesinden uzak…Eskiden cumartesi günleri de yarım gün okula giderdik ve sonrasında işe de gitmiştik uzunca bir süre…hatta bir cumartesi günü saat 11.15 te de evlenmiştim.

İlkokul,ortaokul ve lisede de tam gündü okulum.Cuma gününü iple çeker,cumartesi günü üç ya da dört ders yapar ve tatile çıkardık.O yarım gün, bizim için ne bitmez tükenmez gelir ve ne çok planlar sığdırma çabaları içinde olurduk,müthiş bir heyecan içinde.Ders çalışmamıza daha çook vakit vardı “ertesi gün” yapacaktık, kolay iş mi? Lisede yatılı okuyanlarda da bir heyecan olurdu,aileleri görmeye gelir ya da onlar bir gün de fazladan izin alıp giderlerdi.

Şu an geri dönüp baktığımda onların bu duygusal yanlarını hiç düşünmediğimi ayrımsıyorum.Tam tersi onlara özenirdim; okulda kalıyorlar,etüd yapıyorlar,bir soruları oldu mu soracak öğretmenleri yanı başlarında ve özellikle yağmurlu ,soğuk günlerde ise eve gidip gelme telaşları yok diye.Onların biz gidenlere özlemle bakışlarını atlamışım hep,bu nedenlerle.Şimdi yine araya sıkıştırmadan geçemeyeceğim “Olduğu durumdan hoşnut kaç kişi vardır ? İlle de buluruz,yakınacak bir şeyler.”…

Cumartesi günü İstiklal Marşı’mızı okuduğumuzda; gözlerimizi yakalardık çoğu kez, içi gülen kahkahalarla dolu ve içimizdeki kıpır kıpır neşeyle birlikte.Oysa ki şu anla kıyasladığımda belki de ilkokul çocuklarının yaptıklarıyla eşdeğer planlar olan.Bir sinemaya gitmek bile inanılmaz keyif verir,tüm hafta içi onu konuşup,hayal eder dururduk.Kütüphaneye gitmek de, bizim için büyük bir değişiklikti.Düşünün okuldan çıkıp,ellerimizde ders kitaplarıyla kütüphaneye gidiyoruz ve bundan büyük bir mutluluk duyuyoruz.

Şemsi Paşa Kütüphanesi bizim büyüdüğümüzü an be an izledi.Kadıköy,Üsküdar, Fıstıkağacı,Salacak ve Kız Kulesi de ama Kız Kulesi uzaktan öylece bakıyordu…öyküsünü anımsarcasına.İzin almak oldukça güçtü, büyüklerimizden.Yalnız aile işin içinde olmazdı…komşular da sorumluluk üstlenirler,varsa büyük ablalar-ağabeyler sokağınızda, onlar da işin içine girerlerdi.Hele bir yanlış davranış sergileyin,hesap verecekleriniz sıraya dizilirlerdi.Babam ve babaannem (rahmet olsun onlara), ablalarım ve benim için yeterliydi zaten… Annem mi?…Ona da bir şey söylediniz mi “kuşlar” hemen babama ve babaanneme yetiştirirdi.Bizim devrimiz “işte böyle bir şey”di…ve o küçücük özgürlük(?)ler bizi ne çok mutlu ediyordu.

Çokça söyleşir ve hayaller kurardık.Doğal olarak o hayallerimiz bile sınırlıydı,bilinmeyen boşluklara yelken açar,doludizgin giderdik…Düşünüyor ve gülümsüyorum şu an…gerçekten “boşluk”larmış…Okuduğumuz bir romanın ya da izlediğimiz bir filmin,genişletilmiş öyküleri.

Cumartesi öğleden sonramız çabucak geçerdi…ve ben geç vakitlere dek oturmak isterdim,gün bitmesin diye.Oysaki her güzelliğin bir sonu olduğu gibi gün biter…pazar gününe başlardık.Pazar günü iş günüydü… herkes evde olur ve banyo-çamaşır günü vazgeçilmez bir kural gibi,önümüze gelirdi.Eskiden şimdiki gibi bir kolu kaldırmakla sıcak su akmazdı…banyo yanar,hamam ısınır ve sıraya girilirdi.Şu an asla anımsamıyorum. Bir huyum vardır,sevmediğim şeyleri silmek gibi…”delete” tuşuna basıyorum belleğimin…o zamanları da silmişim…Burnuma gelen aslında mis gibi olan ama bana o zamanlar “pis” gibi gelen Hacı Şakir,Komili beyaz sabun kokusu.

Kışın evde soba yandığı için,banyodan çıkan sobanın başına gelir ve saçlarını kurutmaya çalışırdı.Saç kurutma makinası mı? “O” ne ola ki?…Kazanlar kaynar çamaşır yıkanır,yemekler yenilir,ütüler yapılır ve bana fenalıklar gelir…Evin en küçük kızıydım ya…elimi bir şeye sürmediğim gibi amma da öfleyip,pöflemişim… sanırım anneme ve ablalarıma az çektirmemişim.  :(

Ertesi gün okul da var ve yetişecek ödevler…Bu kargaşanın içinde ben ödevlerime sığınırdım…Çoğu kez oda büyüklüğündeki mutfağa kaçar,küçük el radyomda TRT3 hafif müzik kanalımı bulur,kendi dünyamı kurardım…bir de koca bardak kahve eşliğinde.Orada babannem olurdu,radyonun sesini kıstırırdı,kızardım ona ama beni de korurdu…Ablamlar söylenip,bana iş buyurduklarında…”koruyucu ve kollayıcı görevi”ni ona vermiştim.  ;)

Nerelere gittim ben böyle…içim buruldu ve gözlerimde yaş…babannem yok,babam da öyle ve canım ablacığım…”ikinci annem”…o da yok artık…hem de yıllardır…ablamla yaşıt dayıcığım da yitenler arasında.Bir taş plak doldurmuştu “Hayat boş,hayat boş/vakit varken,eğlen coş” tu şarkısının adı…O ikisi erkenden ayrıldı aramızdan (nur içinde yatsınlar)…bilermiş gibi erkenden gideceğini…dayım da(bugün onun doğum günü üstelik)…

Annemin telefon rehberi…üzeri çizili numaralarla dolu…ona acı gelen ve üzüldüğü görünümüyle…yazım da dönüşmekte o durumlara…toparlamam gerek,önce kendimi…

Yarın iş günü…Gezmeye giden oğlum dönüş yolunda,yorgun argın iş başı yapacak, öylesi uzun gezi yolu seçenler.Öteki evdeydi bugün…laptopunu alıp salona gelmiş,annesi gibi aynı anda birkaç iş birden yapma alışkanlığını edinmiş.Gerçekten öyleyim ben…hani derim ya aynı anda üç kitap birden okuyorum…O da öyle,bana çekmiş…Hem iş yapıyor,hem TV açık,hem de müzik çalıyor…”Rossini-Il barbiere di Siviglia (Maria Callas,Philharmonia Orchestra and Chorus;Alceo Galliera 1957)”…birlikte dinledik…”Ne güzel değil mi anne? Şimdilerde böyle besteler yapılmıyor” diye yakındı.

İşte bu yazının yazılmasına neden olan cümle.Birden aklıma cumartesi günü için ve o gün içinde kurduğumuz hayaller geldi ve o hayallerin götürdüğü yerler…Oğlum adına üzüldüm ve gelecek kuşaklar için de…anlatacak neleri olacak ki…her şey(!) ve her şeyleri zaten “teknoloji”ye kayıtlı..sesler,görüntüler…Ne isteseniz bir tık ötenizde…Tüm çalışmalar da o tık ötedekini daha da az bir saniyede,sanisede getirebilmek için odaklanmış…Hayaller yok…müthiş bir hırs var…ötelere geçebilmek için…Robot gibi bir yöne koşullan ve süregitsin çalışman… durma ve düşünme… senin yerine makinalar düşünsün,uygulasın… Toplama,çıkarma ve bölme…bak hesap makinaları karekök bile alıyor…ne gerek var?…Telefon numaralarını bile bilmene gerek yok,bir tuşa basıyorsun ve arıyor…

Kaçımız sorulduğunda kendi ev ve cep telefonumuzu bile anımsayamaz olduk,bilir misiniz?…Ben sorulunca zorlanıyor ya da telefonu elime alıp,oradan bakar oluyorum… Evet!…Kendi telefon numaramı kendi cep telefonuma kaydettim…çünkü “u-nu-ta-bi-li-yo-rum”.Belleklerimizi ayrımına bile varmadan, tembelliğe koşullandırıyoruz ve sonrasında birbirimize dert yanıyoruz “çok unutkan oldum”…

Eskileri anımsadım, “bir pazar günü” diye yola çıktım.Ne yazdığıma şöyle bir göz atayım dedim,uzunluğuna inanamadım.Bazı kez aklımın koşusunu durdurmaya çalışırım…yazımda da bir ileri bir geri bağlantılamış durmuş…geçmişle geleceği…aslında bağlantılamamış da…vurgulamış bir şeyleri…

Hayallerimize ket vurmadan…bırakalım özgürce…nasıl olsa gerçekler, acıtacak denli batıyorken gözümüze. Her şey gönlünüzce olsun…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 51, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

“Bir pazar günü…” yazısına 4 Yorum yapılmış

  1. Fatosh canım çok güzel yazını okudum :) bende bazen düşünürüm yazdıklarını..ya daha sonraki nesil düşünmek bile istemiyorum:) eline ve yüreğine sağlık kardeşim yazılarını her okuyuşumda çook eskilere gidiyorum çok teşekkür ederim:)sevgiler

  2. Sevgili Fatma hanım;

    Çok teşekkür ederim benimle paylaştığınız için o günleri.Ben de yazmaya başladığımda hiç ayrımına varmadan…bir bakıyorum eskilere gitmişim.Özlemle anıyoruz o günleri…daha bir güzelmiş o günlerde yaşamak…her şeyin mekaniğe bağlandığı ve giderek monotonlaştığı bu günlere karşın.Ben mi öyle duyumsuyorum?…bilemem.

    Sevgiyle kalın.

  3. bende fatmaya katılıyorum valla canım bizler yine şanslı sayılırız ama bizden sonrakiler için ne söyliyebiliriz ki ? yazılarını okumaktan zevk alıyorum ellerine sağlık

  4. Sevgili “şirinem”;

    Sağ olunuz bu güzel sözler için…ben de sizler yorumlarınızı paylaştığınızda aynı duygular içinde oluyorum.

    Bizler birbirimizi anlıyor ve destek oluşturuyoruz.Yazmaya başladığımda “hakkımda” yazımda şöyle demiştim;

    ‘Artık buradayım. Oh! Ben de biryerlerden varlığımı bulaştırdım!! Haydi “destek olun” sizleri de bekliyorum. Her telden çalarak, doğru notalara basarak elbirliğiyle güzel ve kalıcı bir müzik oluşturalım. Hepimizin duyduğu aynı içinde yaşadığı ayrı da olsa… Zaten hep öyle yaşamıyor muyuz?’

    Ben de bugün, bunun mutluluğunu yaşadım.

    Hepimiz sağlılık ve mutlu olalım.

    Sevgilerimle…

Yorum yapın