
foto:Alihan Çetin
Tam otuz yıl önce bugün anne oldum.Doğal olarak ilk oğlumun da doğum günü bugün.”Doğum günün kutlu olsun Alihan’cığım” ve de benim “İlk kez anne olma günüm kutlu olsun”.
Gece tüm yorgunluğumla salon kanepesine oturduğumda ,yine de boş duramayacağımı anladım. Ödevlerime hiç bakamadığım aklıma düştü.Dayanamayıp Mehmet Akif Ersoy’un Osmanlıca yazılmış “Safahat”ını ve kağıt kalem almak üzere kalktım.Bu ödevimizin bir tanesi ki içinden iki parçayı, Osmanlıca ve Türkçe yazacağız A4 kağıda.Sekreter altlığına dizilmiş kağıtlarım, yazılar ve çizilmiş desenlerle dolu.Televizyonda TRT-1 deki Akşam Sefası programı açık ve o anda Selami Şahin’in “yalan,yalan,yalan” eserinin nağmeleri duyuluyor.Biliyorum her şey yalan ama yaşıyoruz.Geçirmek için,bize bağışlanan süreyi,eğleşeceğiz birşeylerle diyerek,kağıtlarıma dönüyorum.
İnanılır gibi değil,20 Ağustos 2007 de yazdığım bir not çıkıyor karşıma “Madem davet aldım;tek kelimeye,tek harfine dokunmadan bu yazdığımla birlikte sitende yayına giriyorum,sayın yazı işleri müdürüm” ve altında da sitemin başındaki “hakkımda” yazımın taslağı.Neden bu denli etkilendim? Çünkü ben bugün ilk kez anne oldum,gece 02.15 i bekliyorum ki oğluma “iyi ki doğdun” diyebileyim.Karşıma çıkan da otuz yıl önceki o miniğin bana uyguladığı yaptırım “boş şeylerle uğraşacağına, yaz” diyerek ve ben de bana site armağan edeceğini bilmediğim için onu zora koşuyorum “siten de istemesen de dilediğimi yazarım” .
Bak sen işe,o miniğin koca adam olup da bana yaptıklarına.Şimdi kızdım işte,ben cici cici 02.15 i beklerken,yarın olsun da sitemde yazarak doğum gününü kutlayayım derken…ama durun sitede rahatlıkla yazdığım ve duygularımı paylaştığım için,mutlu olan da bendim değil mi? Ne karmaşa bu…tüm bunlar işin şakası doğal olarak…”arslan oğlum benim, iyi ki doğmuşsun,iyi ki varsın”…
Bakıyorum koca oğullarıma,yanında küçücük kalan kendime…”kim bunlar?” diyesim geliyor.Hele ki şu an karşımda duran yakışıklının,bundan otuz yıl önce kucağıma alacak durumum bile olmadığından,başını omuzuma doğru getirerek göğsüme koydukları “beyaz kundaklı,minik kırmızı ufaklık” olduğuna inanmak oldukça güç.O zaman incitmemek için tutmaya dahi korktuğum bebeklerim,uzun süredir tepeden bakar oldular.Yok öyle duygu olarak falan değil,boy olarak.
İki erkek çocuk peşinde koşturmak hiç de kolay değildi ve nasıl büyüdüklerini bile tam olarak gözlemleyemedim.Küçük oğluma kızmış bağırıyordum,bir gün…Evin koridorundayız ama ona söylenirken,boynumun ağrıdığını duyumsadım…baktım kafam yukarıya doğru uzanmış durumda…”neler oluyor” dedim içimden…meğer oğluşun boyu uzamış da kafam yukarı dönük,bağırmaya çalışırmışım. Aah,ah! ne günlerdi o günler.
Doktor oğlumu omuzuma doğru yatırdığında ilk sorum da hayli ilginçti “el ve ayak parmakları tam mı?”…Haydaa…nereden takmışsam aklıma,soruya bakar mısınız? Eh, dört kilo yüz gram bir ufaklık gelince,oluşan güçlüğünden belki de eli, ayağı ya da parmağı kopmuştur falan diye düşünmüş de olabilirim.Biliyorum yazdıklarıma da kızacak ya “nasıl olsa okumuyorlar” dan çıktım yola.Ben gittikten sonra okurlarsa da “artık yokum” diye iç geçirmekle kalırlar…umarım.
Bebekle eve geldiğimizde ne yaptığımı anımsamıyorum ama ilk çocuğun “deneme” çocuğu olduğuna inanıyorum.Bir şey olacak korkusundan,insanın eli ayağı birbirine dolanıyor.Sussa “niye sustu?” ağlasa “niye ağladı?” diye sürekli peşinde dolanır oluyorsunuz.Benim de öyleydi,garibim(!)de ama tam yirmibir ay sonra ortağı geldiğinde,ne yapacağını şaşırmış bir durumda olan ben hastaneden geldiğimizde,şaşkın şaşkın bir ona bir ötekine bakakalmıştım..Biri meme ister,biri mama ve yalnız başına kalakalmış bir ben,yirmiyedisine yeni girmiş bir anne olarak.Oturup ağlamıştım,ne yapacağım diye.
Her şey oldu bitti,kocaman oldular diyemiyorum.O yirmiyedi yaşımdan sonrası,otuziki yaşıma gelinceye dek,benim için bilinmezlerde.Evdeki herkesin mutlaka doğum günü kutlanır ve çocuklarımın doğum günleri de aklımda,nasıl kutladığımız,kimlerin geldiği ve bol bol fotoğraflanmış da ben benimkileri bilemiyorum.Nasıl, ilk anne olacağımı öğrendiğimde bir sevinç ve heyecanla işe koyulduysam…o güne dek gözlerimi kendime ve dış dünyaya kapatmışım,sanırım.Çocuklarım,uyku ve yemek saatleri,çocuk kitapları ve evet burada bir itiraf “kendi kitaplarım” olmak üzere bir kurguda yaşamışım.
Çocuk büyütmenin,onlarca üniversite bitirmekten zor olduğunu iddia ediyorum.Zaten hep söylemişimdir “iki,üç üniversite daha bitirirdim…çocuklarıma verdiğim emekle” diyerek.Sorumluluğun kendinle o aşamada;çalışır ve başarırsın.Çocuk büyütürkense onların sorumluluğu da seninle.Onların sağlıklı büyüyerek,yaşamlarına etkin olacağın davranış biçiminle…kendine ve onlara karşı sorumlusun. Daha da yazacaklarımı bir başkaya diyerek erteliyorum.Elimden kaçıp,harflerin tuşuna bir basmaya başlarsam…çıkacak yazı tartışmalara konu olabilecek…bugün için sevincimi ötelemeyeceğim.
Yazımı yazarken bir yandan da 60-70 li yılların müziği çalıyor …Frank Sinatra “Strangers In The Night” dedi ve ardından Jean-François MICHAEL “Adieu Jolie Candy” şimdi de Tom Jones…aman aman da bizim zamanımızın şarkıları…gençliğim…derken aklımda da ilk anne olduğum günüm olduğu gerçeği ve o anneliğin otuz yıl önce olduğu da var.
Olsun…ben bugün uçuyorum…inmeyeceğim bulutlardan…peşimde oğullarım,eşim ve şu an bir olan oğlumun eşi kızımla…Yanımda dolacak boşluklar var…öteki oğlumun eşi ve doğacak torunlarım için de… ben “bir anne”yim ya kanıma işlemiş…mutlu anlarımı ille de benden canlarımla yaşamak isterim…
İyi ki doğdun oğlum..iyi ki doğdunuz oğullarım…iyi ki varsınız…Allah sağlıklı,mutlu,başarılı uzun ömürler versin sizlere…ve ben de iyi ki anne olmuşum…Çok şükür Yaradanım’a.
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 83, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Ocak 28th, 2009 at 15:31
Anneliğinizin 30. yılı , oğlunuzun 30.yaşı kutlu olsun …
Torunlarınızın yaşlarını kutlayacağımız günlere ve bulutların üzerinden hiç inmemeniz dilekleriyle sevgilerimle figen
Ocak 28th, 2009 at 20:03
çok güzel gözlerim yaşardı bende anneligimin 22 kasım da 32 inci yılını dünde 31 inci yılını kutladım ı4 arayla ikinci anneliğimi 28 mde taddım netelaştı o bezleri karışmıştı üsteli çalışıyordum pek yardımcım yoktu telaş koşturmayla gecen yıllarda büyüdüklerini anbe an gözlemliyemeden kocaman iş adamı ve iş kadını oldular bende yanlarında çocuk gibi şımarıyorum onlar büyüyo biz küçülüyoruz inşallah hep sağlıkla bulutlar üzerinde uçarız siz torunlarınızla bende gelecekte sizingibi uçacagım günleri bekleyerek sevgiyle kalın
Ocak 28th, 2009 at 20:25
Sevgili Figen kızım;
Çok teşekkür ediyorum kutlamalarınız ve bu güzel dilekleriniz için.Can İrem’in otuzuncu yaşını kutlarken,duyumsadıklarınızı yazmanız dileğiyle…diyorum ben de…
Sevgilerimle.
Ocak 28th, 2009 at 20:34
Sevgili Gülsevin hanım;
Ne güzel günlermiş o günler…Çocuklarımızın yaşı da birbirine yakın.Benim ikinci kez anne oluşum 1 Kasım…ne rastlantı değil mi?
Ve evet…insan koşturmaktan,çocuklarının nasıl büyüdüğünün ayrımına varamıyor.Onun için de “torun bir başka seviliyor” diyorlar.Dilerim Allah’tan evlatlarımızın mürüvvetini görebilelim ve bizler de o sevgiyi tadabilelim.
Sevgilerimle.
Ocak 29th, 2009 at 19:17
canımm arkadaşım tüm duygularını ne güzel anlatmışın nice mutlu sağlıklı neşeli yıllara sevgiler canım
Ocak 29th, 2009 at 20:39
Merhaba “şirinem,
Hepimiz bir anlatmaya başlasak(daha da anlatacağım varmış demek ki ) sayfalar yetmez değil mi?…
Çok teşekkür ederim,o güzel dilekleriniz için.
Sevgilerimle.
Ocak 31st, 2009 at 01:34
fatosh kardeşim:) Allah oğluna sağlıklı uzun ömür versin inşallah canım :)Allah hep yanında olsun korusun yavrunu inşallah, dileğim:)
kusura bakma canım bugün girebildim..dişlerimden sorunum vardı
kucak dolusu sevgiler mutlu haftasonu geçirmenizi dilerim sevdiklerinizle sevenlerinizle
Ocak 31st, 2009 at 04:53
Merhaba Fatma Hanım;
Teşekkürler ediyor ve amin diyorum,Allah hepimizin çocuklarına sağlıklı uzun ömürler versin,yanında ve yardımcı olsun.
Size de geçmiş olsun,sağlığınıza kavuşun inşaalah.
Sevgiler benden de size ve tüm günleriniz mutlulukla dolu olsun.
Ocak 31st, 2009 at 19:55
Fatma abla anneliğinin otuzuncu yılını ve oğlunun otuzuncu yaşını tebrik edrim.Çok ilginçdirki doğumdan sonra ilk defa kızımı yanıma getirdiklerinde bende el ve ayak parmaklarını saymıştım.Demek ki içgüdüsel bir olaymış.Benim anneliğimde 29 mayısda 19 yılına girecek.Çocukları büyütürken yaşadığım uykusuz geceleri çekdiğim sıkıntıları unuttumda o doğum sancısını bir türlü unutamıyorum.Herhalde bu yüzden cennet ayağımızın altında.Tabiki anneliğin sıkıntıları keyiflerinden daha çok.Helede benim gibi her şey daha iyi her şey daha güzel olsun diye uğraşan bir anneyseniz.Ama çocuklarımın yüzündeki bir tebessüm bana her şeyi unutturuyor.Allah bütün anneleri evlatlarından güldürsün diyorum.Sanada çocuklarınla birlikde uzun bir ömür dilerim.
Şubat 1st, 2009 at 03:11
Sevgili Zeynep;
Sağ olasın kutladığın için.Sen de demek aynı şekilde davrandın,ne ilginç…şöyle bir araştıralım bakalım çevremizden,onlar ne yapmış?
Cennetin ayaklarımızın altında olması için öyle çok neden var ki!!!
Şimdi coşup,başlayacağım yazmaya…
Annelik = karşılıksız özveri.
Duana amin diyor ve dileğine teşekkür ediyorum.
Sevgilerimle.