26 Ocak, 2009 tarihinde fatosh yazmış
foto:Değer Altunay

foto:Değer Altunay

Dün öğlene doğru zil çaldı. Üst katımızda oturanlar, ailecek kapıya gelmişler, sevinçli bir telaş içinde. Söyledikleriyse “yarın akşam ‘yemekteyiz’ programı bizde çekilecek. Gece saat dokuzda başlayacak, yemek sonrasında fasıl gelecek ve gürültümüz olabilir, haber veriyoruz”. İyi… Teşekkürler, biz de kulaklarımıza pamuk tıkarız, değil doğal olarak. Olabilir, olağan dışı durumlarda böyle gürültülere katlanılabilir.

“Yemekteyiz” programını, zap yaparken birkaç kez takılıp izlemişliğim vardı ama hiç böyle gürültü olayları aklıma gelmemişti doğrusu…
“du bakalım neler olcek”  :)
“kim kime ne diycek?”  ;)
Zevkler ve renkler tartışılmazmış. :(

Çok eskilerden beri aklıma “hap” şeklinde besin değeri yüksek ve doyurucu gıda alımları gelirdi. “Hapı yutacaksın”,karnın doyacak. Uzaya gidildiğinde çözümlendi belli ölçüde ama bize ne yararı oldu? Ocak başında “hapı yutmuş” bir durumda yemek pişirip duruyoruz. Üstelik ben de açlığa dayanamam ve evde de tüketici çokluğu var. Sonuç: her gün değişik pişirilecek yemekler ve sunumu. Çok tutsan ölçüyü “gene bunu mu yiyeceğiz?” cümlesini duymaktansa “her gün ve karar oluyor” olmasına da, ee-eee!!!!

Babaannem düşüyor aklıma, rahmet olsun ona. Annemi mutfağa sokmazdı, bizi de asla. Kendi pişirir, bulaşığı da kendi yıkardı. Ben bir kenarda bulaşık olayını izlerdim ama yemek pişirmeyi değil. Kalabalık bir ailede büyüdüm, hem güzel gelir hoşuma giderdi hem de yalnızlığı özlerdim. Mutfakta sessizce iş yapan babaannemin yanına giderdim o zaman. O da bana “Elleriniz bozulmasın diye ben bu işleri üstlendim.” derdi demesine de hiç sevdiğimiz yemeklere ağırlık vermezdi, “sebze pişirirdi” örneğin. Hepimiz birden itiraz ederdik, bense çok yemek seçerdim. Sonrasında sağlıklı beslenme diyerek, çocuklarıma zorla sebze yediren de bendim.

Her yörenin ayrı bir özel yemeği olduğu gibi, her insanın da alışkanlık edindiği bir damak tadı oluyor. Örneğin ben çorbayı koyu kıvamda severim diye hep öyle pişirdim ve çocuklarım da öyle yemeye alıştılar. Fazla tuzun zararlı olduğunu bildiğim halde vazgeçilmezlerimdendir ve hatta kötü bir alışkanlığım olarak, tabağa yemeğimi aldığımda da masada uzandığım ilk nesne “tuz” olmaktadır. Küçük oğlum bu alışkanlığımı sürdürmektedir. Bu gibi benimsemeler olayın bütününü oluşturarak, bir başka yerde yemek yenildiğinde “damak tadıma uymuyor” olayı doğmaktadır. Hele işin içine “yarışma ve ödül” olayı girdiğinde, “Hiçbir yemek damak tadıma uymuyor.”a dönüşmektedir.

Alışılmışın dışına çıkmak, çoğumuza zor gelebilir ki bu konuda ben başı çekebilirim. Bu bir market olsa bile. Evimizin yakınına büyük bir market açılmış, onu görmeye gittim bugün. Bir taşla iki kuş vuracağım hesapta… Hem gerek olan “iki” malzeme alacağım hem de marketi kolaçan edeceğim. İçerisi yeni bina olduğundan da tertemiz ve her markadan malzeme getirmişler, et reyonunu da kapsamak üzere düşünmüşler. Bir market arabası alıp dolanırken, aklıma “iki” şey alacağım geldi, arabaya baktım doldurmuşum da o “iki” şey neydi aklıma gelmiyor bir türlü. Eve telefon açtım, kim kime kızdı bilmiyorum da alacaklarımı öğrenemedim.

Aslında elimde listeyle çıkarım alışverişe, aşarım doğru ama en azından alacaklarımı da almış olurum. Bu kez “hiçbir” şey almayacaktım ya listem de yoktu, işte bu nedenle. Aldıklarımı torbalara doldurdular, yanıma da taşıyacak biri geldi, açan ortaklardanmış. Gencecik bir delikanlı, anlatıyor; “Bursa Orhangazi’den gelmişler ve bu nedenle o yörenin özel yiyeceklerinden de sunum yapıyorlarmış, birçok kardeş bir araya toplaşıp açmışlar bu marketi, en büyük ağabeyleri ‘marketçi’ymiş. Aslında hepsi ayrı meslektenmişler ama böyle bir girişim yapmak istemişler.”. Ne diyelim, Allah başarılı etsin onları. Hepsi deli gibi çırpınıyorlar, müşterileri memnun edip, alışkanlık kazandırmak için.

Çocukcağız elimdekileri taşımak istedi, ben çok yakın diyerek vermek istemedim ama o ısrarla aldı elimden ve tam 100 (yazıyla yüz) metre bile uzakta olmayan evime, servis arabasıyla geldik. Telefonla evlere servis de olduğunu söyleyip, elime bir broşür verdiler… Şimdi gel de gitme o markete. Yeni ve tutunmak istiyorlar bu çevrede, onun için yapıyorlar diyorum ama her yeni açılmış dükkan ya da market aynı davranışları sergiliyor diyemiyorum. Bazı kez tam tersi durumlar ve aksi insanlarla da karşılaşmıyor muyuz?  Adeta ister al, ister alma der gibi davranıyorlar ve “satmak istemiyorsan malını, neden açtın dükkanını” diye geçirmiyor muyuz içimizden?

Yazımı yazarken, bir ara mutfağa gidip ocağı söndürdüm ve pişmiş olan çorbanın üstüne, ufak ufak doğradığım maydanozu serpip, kapağını kapattım. Yok yok yemek tarifine falan başlamayacağım, “yemekteyiz” programına da kaptırmadım kendimi. Benimkisi yalnızca “ömür boyu yemek pişirme” seansından bir enstantaneydi.  :D

Kalın sağlıcakla…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 253, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın