
foto:Alihan Çetin
Ankara’ya gidip gelmek,ardından yine kurs ve başka işlerin peşine düşmek yormasına yordu beni ama bugün havayı güneşli görünce, dayanamadım.Koltuğa kurulmuş, Avrupa Artistik Patinaj Şampiyonası Bayanlar Serbest Programını izliyorken,kalkıp giyindim. Nereye gideceğim?En yakın Kadıköy’e doğru yol aldım. Minibüsler kalabalık geçiyor, sanırım çoğu kişi benim gibi düşünüp,kendini sokağa atmış.
Az yoğun bir tanesine bindim, üstelik bir durak sonra oturacak yer de oluştu,değerlendirdim. Oturduğum yerden ön tarafı görüyorum,iki tane asılı “anlamlı” sözcüğü de…”Mal elde iken/düşman bile dost olur/mal elden gidince/dost bile düşman olur” ve “sakın bir şey olmaz deme/her an her şey olabilir” yazıyor. Direksiyonun hemen önünde oyuncak bir kurt var,maaşallah yapıştırılmış ve bir havlu da katlanılmış durumda.Tepede bir Türk Bayrağı ve 1923 yazıyor, kenarında.Aslında öyle haklılar ki tüm dünyaları o aracın içine sıkışmış.Kuşkusuz,kişilikleri yansıyacak,gün boyu odaları olan o yere.
Kadıköy olağan hafta sonunu yaşıyor,tıklım tıklım dolu.Araçların korna sesleri bir avaza, kulağımı tırmalayınca,indiğime pişman olma durumları yaşıyorum bir süreliğine.Meşhur boğanın yanına doğru,yokuşu tırmanıyorum,vitrinlere baka baka.Bir kaban dikkatimi çekince,dükkana giriyorum…avaz avaza bir müzik karşılıyor…iki de gencecik kız.Kızın birinin gözü kıpkırmızı,mikrop kapmış besbelli,ovalayıp duruyor.”Elini gözünden çek,mikropludur” diyorum ona ve “en azından bir eczaneye gidip,ilaç al” diye ekliyorum.Zayıf bir kız, bakımsız.Kaban önemini yitiriyor,düşüncelerimin gölgesinde …bir anda tezgahtar kızın, yaşamına dalıyorlar…çıkıyorum,dükkandan.
Yürürken saatim aklıma geliyor,çalışmayan…pili mi bitmiş ne?Saatim benim için çok ama çok önemli.1993 yılında ilk emekli maaşımı verip,onu almışım…anılarım gibi değerli o da.Aldığım dükkana doğru yol alıyorum…pasajı bulamıyorum,geri dönünce önünden geçip gitmiş olduğumu ayrımsıyorum.Kuyumcu dükkanlarının arasında ya giriş,kesin vitrinlerine bakarken dalıp geçmişim önünden.
Pasaja girip,doğruca aldığım dükkana girip,oturuyorum.Saati ararken çantamda, bir kafamı kaldırıyorum “gözlük tamircisi” yazıyor karşımda.Yan dükkana geçmişler,epey olmuş ama ben unutmamışım demek ki doğru dükkana girmişim.Geçince yan dükkana, hemen tanıyorum saati aldığım genci…Saati anlatırken ben, o bana saatimi tarif ediyor,”unutmam o zaman sattığım saati” diyor.Dükkanda enstrümantal müzik çalıyor,her yer tertemiz ve beyaz ağırlıklı,dinginlik var burada.Pil takılınca saatime, kontrol da edilecek ya oturuyorum.
Dükkanda bir de arkadaşı var.Müzik ağırlıklı söyleşiyorlar,ayrımına varmadan kendimi bu söyleşinin içinde buluyorum.Hele bir de Üsküdar’lı değiller mi?…Konudan konuya geçiyoruz…yaşam ağırlıklı bir söyleşiye dalıyoruz.Benden çok küçükler ama onlar da her şeyin kolayca tüketildiğinden dertliler ve yüzeysel davranışlardan.”1970 li yıllar” diyorlar…O zamanın müziği,o zamanın Salacak’ı,Salacak kıyıları…nasıl bir özlemle anlatıyor.”Ben sizden daha da eski durumlarını bilirim” diyorum.Şu an yazımı yazarken telefon çalıyor,Ankara’dan ablam arıyor TV yi aç TRT-2 de “İstanbul’un Dost Işıkları” var diyerek… Üsküdar’ı anlatıyor,can arkadaşımın dayısı programda.Ben de ona açıyorum telefon, o da izliyormuş.Bizden de eskilerin anlatımına rast gelmek, tam ânında oldu.Ben bunlara “güzel rastlantılar” diyorum.
Saatimin temizlenip,çalışır duruma gelmesine dek de biz dükkanda söyleşiyoruz.Ben gelmeden; onlar kendi aralarında yozlaşmadan,çıkarcılığın üst seviyelerde yer almasından,gerçek dost kavramından,dobralıktan fazlasıyla dem vurmuşlar ve benim gibi biri de katılınca aralarına iyice irdeleniyor…içimi de bir güzel boşaltıyorum.”Peki çevrenizde kimse var mı bu düşüncelerinizle?” diye sorulunca da…”Onuncu köyde yer aradığımı” söylüyorum,onlara.Bu arada, o bizim zamanların unutulmaz parçaları da hafiften çalmakta.
Zamanın nasıl geçtiğinin ayrımına bile varmadan,saatim çalışır duruma geliyor ve bir de o olağanüstü parçaları bir CD ye çekme sözü alıyorum,saatçimden.Orada konuştuklarımızdan yaptığım çıkarımsa gün geçtikçe eskiye duyulan özlemin arttığı…müzik olsun,yaşantı olsun.Teknolojiye yetişilmiyor,tüm duyguları ve duygusallığı yutan bir canavar gibi görür oldum artık onu…hayalleri de.Hayal yoksa duygusal yaratıcılık da yok oluyor,teknoloji yaratıcılığı denen mekanik yapaylığın yanında.
Kitap okumayı daha çok seviyorum,dizi olarak yayınlananları da asla izlemiyorum…hayallerimi yıkamazlar.Kitabı okurken canlanan karakterlerime toz kondurmam…onlar benimle, bende yaşayacaklar.Yine okuduğum kitapların filmini izlemeyi de reddediyorum,senaryo gereği eklenip çıkarılanlar…okurken yapmış olduğum kurguyu zedelemesinler diye.İki kez o yanılgıya düştüm…bir daha asla.
Çocuklardan izin alıyorum…elimden kaçtı “çocuklar” dedim işte.Ablası bile benden küçük bir tanesinin,oysa ki evliler ve çocukları bile var ama yine de aynı kardeşim gibi onlar da büyümüş gibi gelmiyorlar bana…Hele ki kendi çocuklarım…üstelik evli bir tanesi bilirsiniz…o bile gelince bize,babaannemin koca kızlar olduğumuzda gece bizim üstümüzü örtmesi gibi,üstü açıldıysa örtesim geliyor.Bu da benim zayıf yanım ya da “annelik,koruma” duygularım.Ne diyordum… “izin alıyorum” onlardan,sitemin adını da veriyor ve söyleşilerden çok hoşlandığımı,bugünü mutlu günüm olarak yazacağımı söylüyorum onlara.
Dışarı çıktığımda hava kararmaya yüz tutmuş ve birden bir polis topluluğuyla karşılaşıyorum…ellerinde koruma kalkanları ve coplarıyla.Yanlarına gidip “oğlum ne oluyor burada” diye soruyorum.Slogan atan bir topluluk varmış,onlara karşı duruyorlarmış,olay çıkarırlarsa diye.Konuşurken,idarecileri ya da şefleri gelmiş hemen arkama,beni alıp önlerinden geçiriyor ve “caddeden şöyle yürüyün” diye yol gösteriyor.İnşaallah bir olay çıkmaz dualarımla eve dönüş yoluna geçiyorum.
Semtimize gelince, bir dereceye dek dinginliğiyle derin bir nefes alıyor ve sokağımıza sapmadan hemen her zaman yaptığım gibi köşedeki pastaneye giriyorum.Oraya mekânım diyorum,tanıyorlar beni.Girip; caddeye bakan camekanın önüne konuşlanıyor,bir çay içiyor ve eve öyle dönüyorum ya…bugün de aynı yerime oturup,şöyle bir günün özetini yapıyorum kendimce ve dönüş yoluma koyuluyorum.
Derim ya, mutluluk “an”larda gizli…siz onu çekip çıkaracaksınız…ve küçük mutlulukların da günü aydınlattığını unutmadan…sonu ne olacağı belli olmayan büyük beklentilerin… olmasını diler ve beklerken, umutları yitirmemek adına.
Sevgiyle kalın.
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 74, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Ocak 25th, 2009 at 01:32
Çok güzel yazmısşın abla. Bu arada çok ta iyi bir gözlemciymiştin
Ocak 25th, 2009 at 02:40
Sevgili Fatih;
Teşekkür ederim yorumun için ve evet iyi bir gözlemci olduğumun da ayrımına varıyorum,yazdıklarımı sonradan okuduğumda.
Sevgiler.
Ocak 25th, 2009 at 22:03
Fatma abla,belliki güzel bir gezi olmuş.Bende kendimi Kadıköyde geziyormuş gibi hissettim.Ben de üsküdarın o manevi ve uhrevi havasını nekadar çok seviyorsam Kadıköyünde o dünyevi havasını çok severim.Hareketliliği,canlılığı,kalabalığı,süslü vitrinleriyle gezinmekden keyif aldığım bir yerdir.Bir yerde okumuştum,seninle paylaşmak istiyorum.İstanbulda en çok gazete ve dergi Kadıköy ilçesinde satılıyormuş.Ayrıca Kadıköy okuma yazma oranı en yüksek olan ilçeymiş.İyi akşamlar…
Ocak 27th, 2009 at 14:08
Zeynep’ciğim;
Sağ olasın okuduğun,yorumunu paylaştığın için ve eğer o duyguları yaşatabildiysem ne mutlu bana.
Üsküdar’ı doğum yerim olarak sevmemem ve unutmam olası değil ve Kadıköy’se hep entellektüel bir yer olarak yerini korumuştur,benim için.Aslında biz memleketimizin her bir karesini seviyoruz, her ne kadar görmediğimiz yerler olsa bile.
Paylaştığın bilgiler için de ayrıca teşekkür ederim.
Sevgilerimle.
Ocak 31st, 2009 at 12:09
Sayın Fatoş hanım;
Özel nedenlerden dolayı sitenizi ancak ziyaret edebildiğim için özür diliyorum.Nesli tükenmektekte olan bizler,günümüzün dejenere olmuş,değerlerini yitiren,boşluk içindeki tüketim toplumunda-kadıköy altıyol’daki pasajda bir saat için bile olsa- can dostumla sürekli yaptığımız NOSTALJİK GEZİMİZE “kırk yıllık dostumuz” gibi katılımınızdan dolayı sizin deyiminizle de “bayan versiyonumuzla” tanışmış olmaktan dolayı sonsuz mutluluk duydum-(k).Mutluluğunuzun,üretkenliğinizin,çevrenize verdiğiniz sinerjinin ve aynı düşüncedeki gerçek dostların katlanarak artması dileğiyle….
Ocak 31st, 2009 at 14:23
Merhaba İbrahim kardeşim;
Çok teşekkür ediyorum,içtenlikle yapmış olduğunuz yorumunuzu paylaştığınız için.
İnanın ben de kardeşlerim olarak;betimlediğiniz can dostunuz ve sizinle yaptığım söyleşiden,sizlerle tanışmaktan yazımda da belirttiğim gibi mutluluk duydum ve paylaştım.
Dilediklerinizin gerçekleşmesi umuduyla…
Sevgiler.