
foto:Alihan Çetin
Yine bir takıntımla başlayacağım…TDK ile ve Türk Dil Kurumu’nda “Görgü” kelimesinin anlamını aşağıya alıntılamakla…
1. Bir toplum içinde var olan ve uyulması gereken saygı ve incelik davranışları, terbiye 2. Bir kimsenin, yaşayarak ve deneyerek elde ettiği birikim, deneyim.
1. Bir toplum içinde uyulması gerekli saygı ve incelik kuralları. 2. Bir kimsenin anlayış, seziş ve bilgisini artıracak nitelikte etki yapan deneysel bilgi. 3. Göz tokluğu.
Bu konuya nasıl mı geldim? Bu da iki nedenden oluştu.Birincisi ve en önemlisi,bu anlamlı ve güzel kelimenin yaşamda yitirildiğinin…görsel olarak neredeyse önümüze sunulanların çoğunda ve çevremde oluşanların da öyle çoğunluklara ulaşmasıyla…acı olarak ayrımına varmam.İkinci olarak da bugün caddemizdeki Görgülü Pastanesi’nde iki can arkadaşımla saatlerce oturup, söyleşmemizle.Pastanenin adı bu duyguları yaşamama neden oldu.
Gezmenin adı yorgunluk,derim hep.Giderken bir dolu koşturmaca,geldiğinde ters yönlü yerleştirmece… bilmece gibi.Bir hafta da kurs hocalarımdan izin almıştım ama ödevlerimi de.Biz “hadi gel köyümüze geri dönelim” türküsünü çığırıp,dönüş yaptığımızdan beri durulamadım.Salı gecesi artık bir oh çekip,geç vakit ödevimi yaptım.Dün “Hat Sanatı” kursuna gittim.Gittim ama yine erken çıkmam gerek…çünkü aklı sıra yurt dışında yaşadığını sanıp,ikide bir buralarda gördüğümüz ve “aslında gitmiyor da bizi ara sıra görmek için böyle mi yapıyor” diye şüphelendiğimiz arkadaşımızın yine memlekete yolu düşmüş…başka günü yok,buluşacağız.Uslu uslu ödevlerimi gösterdim,dersimi dinledim,yazılarımı da yazıp aferinimi ve “erken çıkma” iznimi aldım.
Sınıfımız şenlikli…söyleşimiz bol ve hocaya sitede bunları yazdığımı da itiraf ettim,aklandım.Bizim sınıfta sakin sakin oturan ve ney çalmaya çabalayan en yaşlı delikanlının…arabasını 150km. hızdan aşağı asla sürmediğini ve bu nedenle sürekli ceza ödediğini öğrendik bugün.Anlatırken adeta on yaş gençleşti,öylesi bir durum.Genç kızlar ve tek delikanlı, evlenirken alınması istenenler muhabbetine girişti…Delikanlı yalnız kaldığından ve iki erkek çocuk annesi olduğumdan…onun yanında yer aldığımı söyledim,kızlar “hımmm!!!” yaparak gülüştüler…ama o “hımm” sesinin pek hayra alamet olmadığını düşünüyorum.
Şimdi Osmanlıca ödevlerim ve dersim var.Acaba “elektrik kesildi hocam ya da karnım ağrıdı” mı desem? Yoksa tebeşir yutup ateşimi mi yükseltsem? diye düşünüyorum da “okula gitmiyceeem” diyeceğim annemin evi yanımızdaki apartmanda.Peki ben kime naz yapacağım?…Yarım asır öncesine dönmek de bir hoş oluyormuş.Kursumuz ilk öğretimle beraber yarı yıl tatiline giriyor ya yadırgamamak gerek beni…o günlere gitmemi…
İznimi alır almaz dersi kırmanın hevesiyle(ders kırmakta izin alınmazdı sanırım,ben bir yerde hata yaptım ya neyse) yola koyuldum.Minibüste ayaktaydım,o arada “Acıbadem girişinde indirir misiniz?” diye bir ses duydum.Ben de orada ineceğim ya “tamam yardımcı olurum” dedim içimden.Geldik varacağımız yere ben sürücüye söyleyip ineceğim.Kapı açıldı,inerken geriye dönüp minibüsün içine doğru “Acıbadem’de inecek başka kimse yok mu?” diye sordum.Evet sordum.Herkes bana,ben onlara baktım ve indim.Benden başka kimse de inmedi.Kalakaldım.O sesi duyduğuma eminim,umarım son durağa dek gider,görür Acıbadem’de inmemeyi.Bu son cümleyi, arkadaşlarıma anlatıp gülerken söyledim.Karar verdik, “yaşlanmışız”.
Beterin beteri vardır ya kendime teselli buldum.Ablamın Bolu molasında “Ankara’dan İstanbul’a mı gidiyor yoksa İstanbul’dan Ankara’ya mı?” diye çözemeyip,anneme telefon açtığı geldi aklıma…Hemen anlattım,sevindik…”daha o günlere gelmedik,kaç senemiz kaldı?” hesaplarına giriştik.
İyi de ben henüz ne “görgü”ye gelebildim ne “Görgülü”ye girebildim.Onu da “Görgü”lü-2 yazımda paylaşırız…
Kalın sağlıcakla.
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 27, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Ocak 22nd, 2009 at 11:18
:)) canım benim daha dur bakalım yaşlanmak için uzunnnn zaman var önümüzde görgüyle ilgili yazını hevesle bekliyorum fatoşcum ben görgünün ne okumakla ne zenginlikle nede cahillikle ilgili olmadığına karar verdim görgü sanırım insanın ailesinden aldığı içinden gelen bişey kolay kolay kazanılan bişey değil bana göre tabi :)sevgiler
Ocak 22nd, 2009 at 18:31
Merhaba “şirinem”,
Arada gülelim diyerek paylaştığım bir yazıydı ve yılların geçtiğini de vurgulayan.Görgü ise dediklerinizi kapsıyor.
Sevgiler.
Ocak 24th, 2009 at 23:06
Aman fatma ablacım ne yaşlılığından bahsediyorsun daha.Sen bir çok genç kızı cebinden çıkarırsın.Sendeki heyecan sendeki canlılık sendeki neşe sendeki şıklık sendeki öğrenme aşkı bir çok genç kızda yok.Böyle bir durum çevrene karşı çok duyarlı olmandan kaynaklanıyor olabilir.Fakat şunu unutmaki ne İstanbul eski istanbul ne insanlar eski insanlar.İstanbul dışarıdan o kadar çok göç alıp o kadar çok karışdıki her gelen kendi kültürünü kendi görgüsünüde beraberinde getirdi.Gelenler büyük şehire uyum sağlamak yerine büyük şehirde kendi küçük köylerini yaşamaya devam ettiler.Bu nedenle sanıyorum yaşadığımız şehirdeki insanlar arasında çok büyük kültür ve görgü farkı var.Bunu değiştirmek bence imkansız .Herkes bildiğini okumaya devam edcek.Bazı insanlar beni yadırgayabilir ama ben bu nedenle tanımadığım hiç kimseyle muhatab olmamayı tercih ederim.İşte büyük şehirde yaşamanın zorluğuda bu.Ama olsun ben yinede sultanların şehrinde şehirlerin sultanında yaşamayı seviyorum.İYİ TATİLLER.
Ocak 24th, 2009 at 23:39
Zeynep’ciğim;
Beni alıp da ne güzel yerlere koymuşsun öyle…ne diyebilirim çok sağ olasın sıra arkadaşım,sevdiğin için öyle duyumsuyorsundur.
İstanbul’umuz için düşünüp yazdıklarına tümüyle katılıyorum…ve “ne yardan,ne serden geçilir” diyorum ben de.
Sevgilerimle.