20 Ocak, 2009 tarihinde fatosh yazmış

foto:Ömer Cem Gözlüklü

foto:Ömer Cem Gözlüklü

Yazlığa gittiğinde bile yatağına, yastığına iki günde uyum sağlayan biri olarak…ikinci gündür uykusuzlukla boğuşuyorum… Rahatımın yerinde… odamın sıcacık olmasına karşın… mutfak masasını seçmiş, yazmaktayım… bu kez kağıda… sonrasında bilgisayarda yazılarak, sitede hayat bulacak yazımı.

Dışarıdaydık bugün…hava soğuk ama nem yok…İstanbul’umun ki  gibi ısırmıyor insanı, soğuğu Ankara’nın… işlemiyor içine.Yoğun denilen trafik, bizlerin yaşadığının aksine,normal akış seyrinde. Otobüs duraklarının üzerinde, gideceği yönü belirten yazılar var.Yan yana  birkaç durak dizilmiş ve otobüsler bu duraklara paşa paşa gelip,yolcusunu alıyor.Öyle hangi otobüs gelecek diye beklerken;boynunuz uzayıp,otobüs peşinde koşturmuyorsunuz.

İşe gidenler,sokakta dolaşanlar ayrımsız pek çok kadının saçları fönlü ki bu ayrıntıyı Ankara’ya her gelişimde ayrımsamışımdır.Kalabalık olan bölgeler var ama hiçbir zaman bizim karıncaları alt eden yoğunluğumuzla boy ölçüşemez.Yine duraklara dönecek olursak,sakin bir düzen içinde “tek sıra” kuyruk olmuş vatandaşlar,bekleşiyor.

Minibüslere ayakta yolcu alınmıyor,dolunca oturacak yerler…anında kalkıyor ama nedense adına “dolmuş” diyorlar…bu nedenle olsa gerek…Bu deyişe İstanbul’da da bazı kez rast geliyorum ve o zaman işin içinde bu yörelerden geliş olduğunu düşünüyorum.İstanbul’da bizim dolmuş diye adlandırdıklarımız,eskilerden kalma bir deyiştir ve şimdilerde belli güzergahlarda yolcu taşımaktadırlar ve sekiz kişi alırlar.Minibüs dediklerimiz ise istif edilip;iç içe, ayakta, bitişik nizam gittiklerimizdir…onbeş kişi alıyorsa da…neredeyse bir o kadar da ayakta durma yerine sığıştırılmaya çalışılan…”hop!yeter,alma artık yolcu” diye ünlendiğimiz, araçlar.

Belki de düşündüğüm doğru…aslında hak ediyor “dolmuş” adını…oturma yeri doluyor, “dolmuş” ya kalkıyor.Neden taktım ben bu işe anlamadım…Belki de o eski zamanlarımızın kenarı damalı…çeşit çeşit markalı dolmuşlarımıza duyduğum özlemden.Bazı kez televizyonda eski filmlere denk gelirsem…izliyorum.Hem eski İstanbul’un o fazlaca el değmemişliğini görebilmek…hem o günlerimden kalan bir sokağa rast gelip anılarımı tazelemek ve hem de işte bu eski dolmuşlarımızı görebilmek için… Aah!o günler…daha bir dingin,daha bir nezih,daha bir başkaydı İstanbul’um benim.

Ne diyeyim şimdi ben kendime…yazının adı “Başkent’ten esintiler” ben oturmuş yine İstanbul’u anlatmadayım.Bu sevda başka sevda…hele o Salacak,Şemsipaşa,Kız Kulesi, Üsküdar…çocukluğum…ne denli uzaklara gittim ben böyle.

Evet,minibüs diyordum…Tamam ayakta yolcu alınmıyor,dolunca kalkıyor da İstanbul’umun minibüslerine tek söz söyletmem…Hemen her binişimde yazılacak bir dolu malzeme çıkacak olayların oluştuğu…yalnız “özlü sözler”in asıldığı ön tarafa bakıp okusan, yolun nasıl geçtiğini anlamayacağın…bazısında aile,askerlik fotoğrafları,belki de çocuğunun,üst taraflarda asılı olduğu…ön panelde  annesinin,karısının belki de sevgilisinin elle işlenmiş havlusunun bulunduğu…orta aynaya asılı,kimbilir hangi dostunun yaptığı boncuk, tesbih gibi aksesuarlar…bir dolu araba markalarının yapıştırıldığı,yine ön panel…daha da neleeer neler…Başkentse pek düzenli de neyine söyleyecek söz buluyorlar,anlamadım.

Bir semtten başka bir semte gitmek,çocuk oyuncağı ama gözlerinde bir büyüyor,bir büyüyor…Eğer onlara kanarsanız, siz de zaman ayarlaması yaptığınızla kalırsınız.Örneğin ablam Ankara’ya yola çıkar,biz de Nişantaşı’na…O Ankara’ya vardığında,biz de işlerimizi bitirip eve dönmüş oluruz…alın size zaman ayarlaması.Bu örnekten yola çıkıp…yol durumlarından şikayetçi olan Ankara’lılara, İstanbul gezintisi öneriyorum.Eğitim olarak şart onlara,bakalım döndüklerinde ne diyecekler?

Otobüse bir kez bindim,belki de iş saati olmadığından…bomboştu.Bir durakta durduk,bir yolcu otobüse çıkıp sürücünün kulağına bir şeyler söyledi.Otobüs kaldırıma daha da yanaştı;yolcu önce bir çuval,ardından içinde topak topak peynire benzettiğim koca bir bidon taşıdı içeriye.İşte bu da işin güzelliği…doğal gıda görünümleri.Pek hoşuma gitti bu sıcak ortam.Bir de bana yolda adres sordu bir genç kız…ben yolumu şaşırmış,ararken…bu da çok hoşuma gitti…güldüm,çokça…

Yavaş yavaş dolmakta bu şehrimizde…kıyasladığım da neredeyse kırk yıl öncesine dayanıyor.Çevreler dolmakta, ana merkez baz alınarak.Yüksek binalar merakı buralarda da öncelikli.Bakıyorum pencereden dışarıya,sağdan soldan boynunu uzatmış gibi duran evler.Geziyoruz…bir bölge seçilmiş,adını da hemencecik bulup,uydurmuşlar…birkaç villa ve yüksek ev topluluğu…olmuş size bir yerleşim yeri.Böyle bir villa görmeye giderken,yolda kar yağışına tutulduk…tamam dedim,kurtlar inecek,kaldık buralarda.Her yer hemen bembeyaz oldu…çevre bozkır…minik minik dağ yükseltileri ki onlar da sessizce başlarına geleceği beklemede…Ya yükseltisi yok edilip ya da edilmeden,üstüne konuşlanacak  “…köy” ya da “…kent” adını alan ev yumakları…

Ankara da yayılmakta dört bir yanına doğru.Ben bu genişlemeleri, gelişme olarak adlandıramıyorum.Ben bu genişlemeleri; hazmedemeyecek derecede çok yiyerek,karnını şişiren insanlara benzetiyorum…sonrasında ovuştura ovuştura o şiş karnını…çözüm arayışlarına girmesine…Sonrası düşünülmeden genişleyen… “obez şehir” dönüşümleri.

İşte başkentimiz…yaşayanları söylense de İstanbul’un karmaşasından uzak,iş çevreleri birbirini tanıyor… esnaf da öyle ve çoğu kişinin de birbirini tanıdığı gibi…henüz  “tam kaybolmuşluklar şehri” ne dönüşmemiş…canım İstanbul’um gibi…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 28, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

““Başkent”ten esintiler…” yazısına 6 Yorum yapılmış

  1. Canım arkadaşım bugün çok yoğundum anca girdim ve yazını okudum evet çok haklısın şehirler büyümüyor sadece genişliyor ama nasıl bir genişleme sonrasında çözülemiyecek sorunları oluşturan ne yapılacağı bilinmeyen sorun yumakları haline dönüşüyor.Umarım herşey düzene girer dönmüş olman çok güzel yazılarının devamını merakla bekliyorum iyi akşamlar sevgiyle kalman dileğiyle

  2. merhaba canım:) Ankarayı çok güzrl anlatmışsın memnun oldum :)kısa zaman kalman ve istanbulun kalabalık trafiği, size sakin gibi gelebilir uzun zaman yaşayan için farklı oluyor hele dolmuşlar nasıl fazla kişi almaz akşam iş çıkışı felaket olur gerçi bizler kendi isteğimizle biniyoruz:) ben mesela bile bile ayakta biniyorum….yinede memnun olman hernekadar beni görmesende beni memnun etti:) tekrar hoşgeldin kardeşim.. kucak dolusu sevgiler iyi geceler

  3. Sevgili “şirinem”

    Sağ olunuz,yoğunluğunuzun içinde bile yazımı okuyup,yorumunuzu paylaştığınız için.Ben de daha uyum moduna geçemedim.Birikmişlikleri toparlamadayım.Bu nedenle yorumlara yanıt ve yazılarım da aksamada.Anlayışınız için teşekkürler ediyorum.

    Sevgilerimle.

  4. Merhaba Fatma Hanım,

    Doğrudur,bu kez kısa kaldım ve iş saatlerinde dışarıda olmamaya özen gösterdim ama iş saatlerinde de trafik neredeyse bizim buraların günlük yoğunluğuna eşdeğer diyebilirim.Sizi göremedim çünkü ne yazık ki mesajınızı döndükten sonra okudum…İnşaalah bir daha geldiğimde görüşür,tanışırız.

    sevgilerimle.

  5. inşallah canım ahşap konusunda yardımcıda olurum istanbul kadıköyde tanıdığım arkadaşlar var objeler üzerine harika çeşitler yönlendirebilirim sevgiler canım kardeşim tekrar iyi geceler:)

  6. Fatma Hanım;
    Çok teşekkürler ediyorum ilginiz için,gerektiğinde rica edeceğim.
    Sevgilerimle.

Yorum yapın