28 Aralık, 2008 tarihinde fatosh yazmış

foto:Değer Altunay

foto:Değer Altunay

Bu aralar kısa başlık çekme zorluğu yaşıyorum… Biraz önlemesem kendimi, yazının ilk paragrafı olacak neredeyse. Yalnız o mu? Yazılarımda da bir o kadar öte dünyaya gidişle ilgili konularda yoğunluk… Ne yapabilirim ki “sağım, solum, önüm, arkam sobe” der gibi yaşamlar… Öyle bir koşuş o yana… Ya da düşüncelerde yaşananlar da öylesi konuşmalarda.

Yemek yapıyordum dün… İlle de müzik dinleyeceğim ya da televizyon açık olacak ya… TV yi seçtim. TRT 2 de kaldım ama ne yazık ki pogramın sonuna denk gelmişim… Adını bile tam göremedim…  Bir ustanın dediği cümlede kalakalmıştım çünkü… “Parası çok olan, pazardan… İmanı çok olan, mezardan korkmaz”… Yaşlı bir usta. “Oğullarım var” diyor, elden ayaktan düştüğünde bakacak… Ama istemezmiş… “Kadın her yere sığar ama ben öyle mi?” diye sürdürüyor konuşmasını. Sonuna dek yaşamının; güçte, kuvvette kalmak istiyor. Kim istemez?…

Bugün yine açtığımda televizyonu “haydi gel benimle ol” programının tekrarına denk geldim. Yine aralarda bir yerde… İzlememiştim de… Bıraktım kalsın orada. Ayten Alpman’la söyleşiyorlardı ve ben onu sevgi ve hayranlıkla izlediğim yıllarımı anımsıyorum… Saçlarına özenerek, öyle taramışlığım bile vardır. Ayten Alpman yine aynı zarifliği ile yanıtlıyor soruları ve içten gelen yanıtlarını. Yaşlılığına geliyor sıra ve o “yaşlılığın hoş olamadığı”nı dile getiriyor… Kimi kez ruhunun yaşına eşlik etmediğinden dem vuruyor.

Bir yazımda değinmiştim, çevreye bakıp izlenimlerimi “Ruh ve beden eşitliği” başlığı altında yazmıştım ya… O geliyor aklıma… “Evet!” diyorum içimden. Ayten Alpman da “arada yürüyüşe çıktığında, içinden zıplamak geldiğinden” dem vuruyor ve sonra toparlanıp, “ya çevreden gören olursa” dediğini… Bence toparlanmasa ve sağlığının elverdiği ölçüde zıplasaydı. Sonra bir kez daha ne zaman geleceği ve yapacağı belli olmayan, bu duygusunu… Uygulamaya geçirseydi keşke.

Yaşam keşkelerle geçirilmeyecek denli kısa… Ve biz elimizden geldiğince yapabilmeliyiz, dilediğimizi. Kuşkusuz kurallarımız yerli yerinde… Ve biz… Ve de bizden eskiler… Ne denli bağlıyız onlara. Yaşamımız süresince kurallarla çerçevelenmiş davranışlarımıza bir çentik atamaz mıyız, bazı masum isteklerimizle… Neden olmasın… Da… Söylemesi ne denli kolaysa, uygulaması o denli zor… Adına da “kalıplanmış alışkanlıklar” mı desek acaba?

“Çevre ne der?” Ne denli korkunç bir yaklaşım… Her şeye ket vurmuş ve vuracak. Oysa ki kendini bilen ve bilecek olan, sorumluluğundan kaçmayan kişinin bu cümleyi de o bilinçle önemsemesinden yanayım… Becerebildiğince. “Kalıplanmışız” zaten… Arada bir bu masum hoşlukları da alalım, yaşantımıza.

O yazımı da okudum, ara verip bu yazdığıma… Unutuyorum ne yazmışım eskilerde… Hani bir ara demiştim ya “konuşurken, dur! bunu anlatmıştın” diyecek olan var da “yazdığıma kim diyecek ki dur bunu yazmıştın evvelce”… Oluyordur ve hoş görünüz artık… Ama baktım özünde aynı da olsa… Bir başkasıdır anlattığım ve ayrı örneklerdir, yazdıklarım…

Tutunmasan bir kıyısından, zor geçecek günlere gebedir yaşamın. Hangi yaşta olursan ol, var olan bu gerçek; ilerleyen diliminde zamanın, daha bir vurgulanır olmaktadır. Okuyayım ama ne işime yarayacak, çalışayım ama ne geçecek elime… Tehlikeli sulara doğru açılmaktır, bilmeden… Bırakmışlığıdır kendini, boş gelen yaşamın kollarına ki asıl bu olmaması gerektir.

“Göz açıp kapayıncaya dek geçip giden yaşam” söylemi, ilerleyen yaşlarda doğruluğu kanıtlanır olmaktadır. Önceleri savaşımla geçen zaman dilimlerinde anımsanamayan geçişler, günü geldiğinde “nasıl geçti habersiz”e dönüşmektedir.

Allah sağlıklı uzun ömürler versin ve hepimiz  o günleri görelim… Kuşkusuz dileğim budur ama burada kocaman bir duraksama… “eğer ayrımına vardıysak” bu geçişin… Elimizden geldiğince, kolaylıkla atlatılmasına yardımcı olabilmemizdir, o dönemi yaşayanlara… Bu da ikinci dileğim.

Şu an yaşananların, bir önceki nesilce belki daha da zorlu koşullarda yaşandığını, lütfen göz ardı etmeyelim. Unutmayalım ki “zorlu yaşananların, o an yalnız kendi yaşıyormuşçasına güç geldiğini”. Bir kez durup, soluklanalım… Kendimizle birlikte çevreye de bakalım… Ve de görebilelim… Ben, sen, o… Biz, siz, onlar… Öyle çoğuluz ki görebildiğimizde… O zaman “yaşamın getirisi, yaşanılacaklar” diyebilir ve daha sıkı sarılabiliriz yapacaklarımıza… Kendine acıyıp, yalnızca kendi yaşıyormuşçasına üzülenlerin… Getirisi olacak olaylara hem göğüs germesi güçleşecek… Kendi yaşamıyla birlikte, yakınlarına da etkisi olacaktır.

Düşünceler kolaylıkla yazıya dökülebiliyor da o zorlu anlarda uygulaması ne denli zor… Biliyorum… Kendimden. Zaman zaman gardımın düştüğü de oluyor ve “içinden çıkabilecek miyim?” diye düşündüğüm de… Ve bir anlığına tümüyle bu düşüncelerimden uzaklaştığım bile… Önemli olan sonuç diyorum ve kendini tez zamanda toparlayabilmekte…

Adı “yaşam”… Her türlü getirisiyle… Herkesin değişik olan “yazgı”sıyla. Seçim bizim… Ya kendimizle birlikte yaşayanlarımıza da etkisi olacak olumsuzluklar… Ya da “olumlu düşüncenin gücü”… “bardağın dolu tarafından bakış”larla geçecek ömrümüz… Bizi hangisinin mutlu ettiği önemli olan… Ve şıklardan hangisini işaretlediğimiz…

Sağlıcakla kalın… Hoş kalın…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 64, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

“Haydi gel…bizimle ol!…” yazısına 4 Yorum yapılmış

  1. Zeynep Beslekoğlu
    Aralık 28th, 2008 at 22:06

    ay fatma abla yazını okudum.yazına yapılacak bir yorum yok çok güzel olmuş.ama dayanamadım şu ruh ve bedenin birlikde yaşlanması meselesi.ben çok merak ediyorum acaba ajda pekkan ameliyatlarla sürekli bedenini yenilerken gençleştirirken ruhununun yaşlanmasına nasıl bir formül uyguluyor.o bedenini genç göstermeye çalışırken acaba bizim onun anneannemizin yaşında olduğunu bildiğimizi bilmiyormu???fatma ablacım çok merak ettiğim bir mevzuyu seninle paylaştım.hiç dilimden düşmeyen bir duayla bitiriyorum.allah insanı kendinden başkasına muhtaç etmesin.görüşmek üzere…

  2. Zeynep’ciğim

    Önce yine yazımı okuduğun ve yorumunu paylaştığın için teşekkür ederek başlayacağım söze…ve Ajda Pekkan’a duyduğum hayranlıkla da sürdüreceğim…Bilirsin zevkler ve renkler tartışılmazmış…bu da öyle bir şey işte…
    Çoğu kadın,özellikle bazı erkekler de ona kınayarak bakıyorlar, geçirdiği operasyonları onaylamıyorlar ve hatta hatta esprilere bile konu olabiliyor…ama neden?……Kendisi asla saklamadı yaptırdığını ve çok da başarılı oldu bu konuda,giyimiyle ve görünümüyle hala genç ve güzel değil mi?…Kaldı ki o “görsel” olarak hitabediyor, şarkılarının yanısıra izleyicilerine.
    Onlarca gençleşme çabaları içinde olan kadınlar ve de gencecik kızların bile botoks yaptırdıkları gerçeği önümüzde dururken neden o baz alınır ki?…Üstelik onlar yeni yeni Tv dizilerinde oynayanlar,şarkı söyleyenler ya da gencecik mankenler…Çoğu kadın da böyle işlerin içinde olmadığı halde yalnızca ve yalnızca kendi görünümü için girişmekte bu olaylara…Şöyle bir Avrupa yakasına uzan…o da sözün gelişi…birbirini andıran onlarca kadına bile denk gelebilirsin…belki de özendikleri, aynı kişiler olduğundan…Hiç kimseye sözüm olamaz…kendine yakıştırmayı bildikten sonra…Doğal olarak bu benim düşüncem.

    Gelelim ruh ve beden eşitliğine(o yazımı da okumamı öneririm “Ruh ve beden eşitliği” 21 Eylül 2008 tarihli)…İnan bu konuda çok düşündüm,gördüklerimden etkilenerek ve bazı kez kendim de yaşadığımdan…Yaşam nasıl çelişkilerle doluysa düşünceler de öyle…Bence şu an bir şey söyleme…herkes aynı şekilde duyumsayacak diye de söylenemez tek bir söz…ama dönsün devran…geçsin zaman…bu konuyu da o an konuşalım derim,inan…

    Duana içtenlikle katılıyor,yineliyorum…”Allah insanı kendinden başkasına muhtaç etmesin”…hiç dilimden düşürmem ve “Amin” diyorum.

    Görüşmek dileğiyle…Sevgiler…

  3. Günaydın fatma herzamanki gibi harika bir yazı ellerine sağlık evet yaşam okadar kısaki bir bakmışın var bir bakmışın ki yok ne kalp kırmaya ,nede insanları ve kendimizi üzerek geçirmeye yetercek kadar sürmüyor.Benim şahsi görüşüm Allahın verdiği ömrü en güzel bir şekilde geçirmek paylaşmak istediğimiz herşeyi vakit geçirmeden paylaşmak sölemek istediklerimiz için geç kalmamak dileğiyle yüreğine sağlık canım

  4. Sevgili “şirinem”

    Günaydın,tünaydın ve tüm aydınlıklar bizim olsun…söylediklerinize katılmamak olası değil…haklısınız…dilerim uygulamasını da yapabiliriz.

    Vee yazdığınız güzel yorum için de çook teşekkürler ediyorum…

    Sevgilerimle.

Yorum yapın