foto:Ömer Cem Gözlüklü

foto:Ömer Cem Gözlüklü

Bugün National Geographic Channel’de   “Eski İstanbul’u kurtarmak: Marmaray’ın sırları”  adlı bir program izledim. Elimden geldiğince kısa olarak, bu müthiş sırları anlatacak ve izlerken buz kestiren yorumlara da değineceğim.

“Marmaray” dünyanın en derin su altı tüneli ve üç futbol sahası uzunluğunda bir alanı kaplıyor olacak, bittiğinde. Kazılar yapılıyor istasyonlar yapılmak üzere ve Yenikapı’ya gelindiğinde 1.000 yıllık Bizans Ticaret Gemisi enkazı bulunuyor… Yalnız o da değil onun gibi tam 50 adet gemi enkazı. Gemiler olduğu gibi korunmuş, üzerlerindeki tuz ve demir sülfat kalıntılarından temizlendiğinde, bize geçmişten çok bilgiler verecek.

Bayrampaşa Deresi’nden gelen alûvyonlu topraklar ve güney rüzgârlarının bolca kum taşımış olması nedeniyle hemen hemen hiç bozulmadan korunmuşlar. Üstelik sıradışı bir durum olarak, gemiler tek parça şekilde batmışlar. “Yenikapı 13″ adı verilen bu gemi, içinde anforalarla birlikte bulunmuş. Ganos anfora denilen bu şişeler içinde şarap taşınıyormuş. Geminin içinde kaptanın yediği kirazı bile bulmuşlar. Kaptan akşam yemeğini maltız denilen kömürlü ocakta hazırlamış, çömlekten yapılmış şarap sürahisinden yine çömlekten yapılan kadehine şarabını koyup içmiş. Taşıdığı yükün büyük çoğunluğu da korunmuş olarak bulunmuş.

Düşünün 1.000 yıl sonra o kaptanın, son gecesinde yediği ve içtiğini öğreniyoruz. O zamanlar vergi alınırmış limana gelen gemilerden. Diyor ki arkeologlar “Bu vergiyi vermemek için açıkta durdu, bir fırtına çıktı ve gemiyi batırdı.”. Sonra yine olmadı diyerek bir sav daha ileri sürüyorlar… Daha kötüsünü “Bu bir tsunami olabilir.”… Battı ve yukarıdaki nedenlerle korundu tam 1.000 yıldır.

“Tabiri caizse o zamanlar İstanbul  uluslararası bir hava alanı gibiydi” diyor anlatıcı ve ekliyor “Dünyanın en zengin on şehrinden biriydi.” diye. Hızla gelişen bir metropolmüş İstanbul’umuz. Günümüzde de uluslararası bir merkez olduğu gibi.

Bu araştırmalar yapılıp, sevinilirken 1000 yıllık verilere ulaşıldı diye… Gemilerin bulunduğu düzlemin 180 cm. altında yeni bir yerleşim yeri bulunmuş. Üstelik 6.000 yıl daha eski bir yerleşim yeri ki varlıkları 8.000 yılına dayanıyor bu insanların. İlk çiftçiler oluyor bu koloniler. Boğazı çok eskiden geçmişler. İstanbul’un hemen dışındaki mağaralarda da çok daha eskiden yerleşim yeri olduğunu gösterir bulgulara ulaşılmış ve beşyüz milyon yıl önce kullanılan aletler bulunmuş.

Bu insanların, bir milyar yıl önce yaşayan “homolektus” cinsi olduğu ve Afrika’dan çıkıp Asya’ya geldikleri, bir milyon yıl sonra da Asya’dan çıkıp Avrupa’ya geçmiş oldukları düşünülüyor. Deniz seviyesi çok değişmiş, sular çok yükselmiş şimdi. O zamanlar Marmara’nın göl, boğazın ise nehir olduğuna inanılıyor. Onlar da bu sığ suları aşarak geçmişler.

11.500 yıl önce ülkeler büyüklüğünde dev buzul kütleleri erimeye başlamış… Kara Deniz ve Marmara Denizi’nin suları yükselmiş ve boğazın da. İnsanlar da bu duruma uyum sağlamış. Binyüz yılında bugün bulunmuş olan bu antik liman, bir saz bataklığından ibaretmiş… Ve keşfedildiğinde ise bir toprak yığınına hapsedilmiş.

50 adet gemi tam olarak aynı anda batmışlar  ve liman yıkıma dair işaretler taşıyor. Bazıları buna tsunami diyorlar… Bir tsunami yani liman dalgası olarak düşünüldüğünü belirtiyorlar. Bu dalga,  800km.den büyük bir hızla hareket edebilen şok dalgası oluyormuş.

Gelelim günümüzeee… Marmaray’ın en faal deprem bölgelerinden biri olan Kuzey Anadolu Fay (KAF) hattından yalnızca 20 km. ötesine inşa edildiği durumlara… Bu bölgede 7 büyük deprem yaşandığı ve depremlerin giderek batıya yöneldiği belirtiliyor. 17 Ağustos 1999 depreminde en az 20.000 kişinin öldüğü ve büyük yıkımların olduğu biliniyor. Marmara Denizi’ndeki bu fay hattı içinse “potansiyel bir saatli bomba” deniliyor. Olası bir depremde yıkım ve ölüm oranı “muazzam” olarak nitelendiriliyor. Bu nedenle tsunami riskine karşı, istasyonların tam 4.50 mt. yükseğe yapılacağını ve öyle bir durumda kapılarının otomatik olarak kapanacak durumda ayarlanacağını bildiriyorlar.

Bu kazılar sismologlara 1.500 yıllık deprem kaydı verip, jeolojik değişimleri sunmuş oluyor… Ve bir de son olarak şu cümleyi iyice anlamamız gerçeğini…

“GEÇMİŞTEN DERS ALMAK… İSTANBUL’UN GERÇEĞİ”ni…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 210, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın