20 Aralık, 2008 tarihinde fatosh yazmış

foto:Fato

foto:Fato

Yazıma başlamadan önce bugün iliştireceğim fotoğraflar üzerine bir açıklama getireceğim. Oğlumun sitesine bir göz attım (http://www.azizce.com/) ki bir fotoğraf koymuş… İlginç… O da dayısından öğrenmiş. Ben de ondan öğrenmiş oldum“PhotoFunia” diye bir site… Durur muyum? Hemen kendi fotoğraflarıma uyarladım…  İşte dünyanın tersine döndüğüne ilişkin bir örnek daha… Nasıl ona, daha ortaokullu yıllarında ilk bilgisayarı aldığımızda, o okula gider gitmez kurcalamaya başlardım… İşte şimdi de onun sitesinden kaçamaklar yapıyorum. Artık iç huzuruyla yazmaya başlayabilirim… ;)

Tekdüze yaşantılar… Bu bir film ya da roman adı olsa hiç çekici gelmez insana… Tekdüze, monoton… Tek kelimeyle sıkıcı. İyi ama bu yaşantı biçimi çoğumuzun yaşamıyla iç içe geçmiş durumda olabilir mi acaba?

foto:Fato

foto:Fato

Çalışanlar için… Ev işi, iş, çocuk bakımı… Arada da gelen ya da gittikleri birileri… Hafta sonunda bir aralığa sıkıştırılmış…

Öğrenciler için bu okula ve eve uyarlanır “Anne, sınavım ya da vizem var.” durumu öne sürülüp, işlerden kaytarma gibi bir şansları olabilir… Belki de arkadaşlarıyla çıkma olanağı sağlanır, moral için. Ben yapamamıştım… Yapanlara helâl olsun. Okumak için başka illere gidenlerin durumu da ayrı konu… Gerçekten apayrı… Neyse konuyu dağıtmayalım.

Geldik ev kadınlarına… Maaş yok, izin yok, tatil yok… Ama onlar zaten hep evde boş boş oturmuyorlar mı? Neyine gerek ki onların… Sabahtaan akşama dek,yan gelip yatıyorlar. Aslında kimsenin haberi yok… Gizli melekleri var onların. Evden herkes gidince ortaya çıkıp evi temizliyor, yemek yapıyor, alışverişi yapıp geliyor, faturaları yatırıyor, çamaşır yıkıyor, ütü yapıyooor ve gidenler dönecekleri zaman da ortadan kayboluyorlar.

Çocuklar da gelen başka melekler tarafından büyütülüyor. Okulları, servisleri, ödevleri… Hepsi…Hepsi… onların işi… Çocukların bir de sorunları oluşuyor ara sıra… Çocuk dediğinin sorunu mu olurmuş? O da ne öyle? Yeni moda işte! Aaa o ev kadınları bir de “Nasıl olsa evdesin, şu işimi de yapıver.” diyenlerin işleri peşisıra koşturabiliyorlar. Üstelik sızlanmaya hakları da yok. Kooskoca gün içinde bu işler “şipşak” hallolabilen şeylerdir. Altı üstü ne ola ki? Gün boyu öyle boş boş oturduklarından, akşam da dinç ve güleryüzlü olarak görevlerini sürdürmelidirler… Yorulmak mı? Bütün gün oturdular ya!

Kurs olayları kaç yılın işi ki eskiden de vardı ama bu denli yaygın değildi. Şimdi ev kadınlarına bir haller oldu… Alıyorlar ellerine birkaç malzeme, düşüyorlar yollara… Çizeceğim, boyayacağım, okuyacağım, tasarlayacağım diye uğraşlar içine giriyorlar. Ne gerek vardı canım… Evde uyuyan canlıyı uyandırıp, uyarmaya… Bak sağda solda konuşup, hak da arar oldular. Neyin hakkı oysa… Ekmek eldeen, su gölden. Bunca yıl bedavaya bak, bir de “hak” neyim diye karşına dikilsin… Kadir kıymet bilmezler işte… Eksik etek, kaşık düşmanı bunlar…

Artık masal oldu… Dünya tersine döndü.

Çalışan kadınlara eşleri yardımcı oluyor, her açıdan… Hatta “otur kahveni iç, sen biraz dinlenirken ben yemeği hazırlarım” diyorlar. Bu arada varsa çocukları seri bir şekilde çocuğun mamasını, yemeğini de yediriveriyorlar. Sonrasında masayı kadın toplarken, o da mutfakta yine yardımcı oluyor ya da çocuğun dersi, uykusu gibi işleri yükleniyor…

Çoğu öğrenciler için de çalışan anne ve babaları, kendilerinin yararlanamadığı her türlü olanağı sağlıyorlar, ellerinden geldiğince… Onlar yine okuyup, başarılı olma peşindeler…

Ev kadınları da sonsuz bir özgürlükte… Kocalar, aman bir kurs bulup da yeteneklerini geliştirsin diye özendirmekte… İşten geldiklerinde de sevgili eşlerinin yaptığı, başardığı el emeklerini saygıyla izleyerek sergi olanakları araştırıyorlar. Sevgileriyle günün yorgunluğunu yok ediyorlar… Karşılıklı…

Evlerden gelen sıcak kahkaha sesleri birbirine karışıyor… Mutluluk diz boyu… Hatta daha da yükseklere çıkmış… Çook yükseklere. Herkes mutluluk denizinde yüzüyor. Yüzme bilemeyenlerse boğuluyor bu mutluluk denizinde ve hatta bilenleri de gelen tsunami yutuyor. Nereden mi çıktı bu dalgalar? Eee dünya tersine dönmüş… Bu bir deprem, yeryüzünde oluşmuş… Tsunami dalgaları da ona göre büyük olmuş…

Bu bir düş mü gördüğüm? İlginç!!! Yoksa gerçek mi oluşanlar da ayrımına varmadığım… İyice karıştım dostlar. Biz neresinde kalmıştık, bu düzenin?…  :(

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 71, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

“Dünya tersine döndü…mü?…” yazısına 8 Yorum yapılmış

  1. Slm fatosh, canım yazını okudum ilk başlarda alamadım otalara gelince benim sabah boya obje dolu çantamla gidiyorum akşamda aynı ağırlıkta eve geliyorum hiç yardım görmüyorum, görmedimde evde çalıştım inan görmedim gençler şanslı olmalılarda, oğluma ben diyorum evlenince işleri beraber yapınki beraber zamanınız bol olsun diye…
    ama bazen yardım yapıyor…!oğlum ne zaman yardım etse hemen beyimde yapmaya başlıyor….eee canım bizler 30 yılı geçirdik böööylece…maaan anlatsam roman olur derlerya işte öyle bişey..sevgiler canım kardeşim..:)kadeşim diyorum samimi görüyorum

  2. Merhaba Fatma hanım kardeşim :)

    Öncelikle kardeşim demenizden mutlu olduğumu belirtmekle başlayayım.Yazılarımı okuyanları da dost olarak düşünüyor ve öyle de sesleniyorum,çoğu kez.Yaşananları,yakın ve uzak ayırdetmeksizin gördüklerimi, içimden gelenleri yazıya döktüğüm için kuşkusuz hepimizin var olduğu bir dünyayı anlatıyorum,kendimce…Bu nedenle;doğrusu ve yanlışıyla tümüyle benim görüşlerimi yansıtıyor.İçinde kendinizi de bulduğunuz bir dünya olabilir “biranne.com” …Sitemin başlangıcında yazdığım “hakkımda” yazısında da demiştim ya!…

    {{Artık buradayım. Oh! Ben de biryerlerden varlığımı bulaştırdım!! Haydi “destek olun” sizleri de bekliyorum. Her telden çalarak, doğru notalara basarak elbirliğiyle güzel ve kalıcı bir müzik oluşturalım. Hepimizin duyduğu aynı içinde yaşadığı ayrı da olsa… Zaten hep öyle yaşamıyor muyuz? }}

    İşte aynen öyle…

    Evliliğim;önümüzdeki yıl mayıs ayında tam 35 yılı dolduracak…kimin yaşantısından bir roman çıkmaz ki…dediklerinize tümüyle katılıyorum…Eskilerden kuşkusuz daha şanslıyız ama “neden onların yaptıkları yardım oluyor da bizimkiler görev olarak yaşamımızın sonuna dek öyle olmak zorunda”…diye düşünmeden edemiyorMUŞ bir kadın…O kim mi?…Yoksa kimler mi demeliyiz???…bu da bulmacanın bir parçası…

    Sevgilerimle.

  3. Zeynep Beslekoğlu
    Aralık 20th, 2008 at 22:31

    iyi günler fatma ablacım bu yazıdaki bazı fikirlerine katılıyorum bazılarınada katılmıyorum.öncelikle evde oturan çalışmayan kadının kocasından iş beklemesini anlayamıyorum.koca bütün gün dışarda çalışıyor çoluğuna çocuğuna daha iyi bir gelecek sağlamak onların arzu ve isteklerinin daha fazlasını yerine getirebilmek için sonrada evine geldiğinde -al kocacım şu bezide camları siliver,sofrayıda toplayıver,elin değmişken bulaşıklarıda yıkayıver midiyeceğiz.olmaz böyle şey.bu ev kadınının onuruna yakışmayan bir hareket.ben erkeklere acıyorum bazen.ben evde iş yaparken yorulduğumda ayaklarımı uzatıp dinleniyorum dışarda çalışan insan bunu yapamaz.birde bütün gün ayakların ayakkabı içerisinde durmasıda başlı başına yorucu ve sıkıcıdır.ben bunları düşünerek eve yorgun gelen eşime zevkle hizmet edrim.bizim evimizde eşim değil iş yapmak ,çayının şekerini dahi karıştırmış değildir.çayının şekerini karıştırır veririm.eşimde benim ha..dediğim yere han kurar.böylece anlaşıp gidiyoruz.hoşçakal fatma abla ..laptopum geldi inşallah kısa sürede bozulmaz.

  4. Zeynep’ciğim laptopun…tam da gününde gelmiş. ;)

    Kursta da yeteri kadar itiraz ediyordun zaten…biliyorum senin düşüncelerini…ne güzel yaşayıp gidiyorsunuz…bayılıyorum size.Yazımda bir eksik var “istisnalar kaideyi bozmaz” yazmamışım…bir de “aahh gençlik” dememişim işte.Sen ha… de hanlarını kurdur canım…ama unutma ki her erkek bir değildir,her kadının da olmadığı gibi…

    Ben “günlük” yazıyorum…çevremde oluşan olaylar da etkiliyor,doğal olarak.Tam tersi yaşamlarla da sıklıkla karşılaşabiliyorum.Çalışan erkeğin işinin ne olduğu ve evdeki yoğunluğa bağlı olarak gelişir olaylar ve istekler.

    Bu bir “onur” meselesi de değildir…yalnızca “paylaşım”dır…
    Sizin düzeniniz öyle kurulmuş ve biliyorsun ki güzellikleri olduğu kadar,sorunları da paylaşıyorsunuz…”birlikte” hareket ediyorsunuz. Yazdıklarımda ise “koca bir yalnızlık” anlatılıyor…ve yardım eden erkekler “çalışan kadınlara” yönelik olarak hicvedilmiş.

    Hiç çalışan bir kadının,tüm sorunları yüklendiği durumları ve maaşını aldığı gün eşi tarafından el konulduğunu duydun mu?…üstelik eve harcamak için de değil!…üstüne üstlük bir de şiddet gördüğünü…

    Hiç duydun mu…çocuklarının rızkını nereden karşılayacağını düşünerek ev işlerine koşuşturan,okul masraflarını ne yapacağı konusunda kafasının içinde dönüp dururken annenin…eve para bile getirmeden,bir de evde yemek isteyen kocalarının varlığını???

    Masal değil gerçek bunlar…uç noktalar bile denemez…öyle her yerdeler ki…

    Zeynep’ciğim…İçimden geldiği gibi yazdım…ve
    yine diyorum ki “istisnalar kaideyi bozmaz”…ve de ekliyorum…

    “Kapılar kapanır…ve yaşam…işte o an başlar”

    Biliyorsun sık yinelediğim bir cümlem vardır…

    “Bir yerlerde birileri bir şeyler yaşıyor…herkes kendi yazgısını…”

    Yaşamının sonuna dek eşin ve çocuklarınla, yaşadığın “mutlu birlikteliğinin” sürmesini dilerim.

    Sevgiyle kal.

    ps:Laptopuna söyle bozulmasın…sıklıkla o güzel yorumlarını paylaşalım. :)

  5. offf offf ne güzel yazmışın fatosh evet evin içi melek dolu görsen biri süpürge yapıyor diğeri yemek toz alan akşama kadar iş bitirecem diye koşuşturan :) ya ben bişey anlamadım bukadar çok melek iş yaparken ben neden yoruluyorummmmm :) yazına bayıldım eline sağlık kolay gelsin yıldızın yolda canım :)Bu arada zeynep kardeş neden kocalardan iş beklemeyelim ki biz imzayı atarken evin hizmetçisi olacaz 24 saat hizmet verecez diyemi attık :) bir elin nesi var iki elin sesi var çalışan beyler çalışan eşlerinden hizmet bekliyor ama :)
    sevgiyle kalın

  6. Şirinem;

    Herkes haklı, herkes haksız oluyor bu konularda…öyle hassas…Çalışma yaşamında da bulundum,ev kadını olarak da yıllardır emekli olamadan sürdürüyorum çalışmayı.
    Ev yaşamına geçtiğimde ilk olarak en gücüme giden şey,şirkette dediğim gibi çaycımıza…”Mehmet çok yoruldum,bir kahve” diyememek olmuştu.Yorgun argın yine kahvemi kendim yapmış ya da içmemeyi seçmiştim…meğer bu bir başlangıçmış…üstelik en şımarık bir düşünce olarak algılanacak…
    Ev kadınları yok sayılıyormuş,biliyor musunuz?…”Ben öğrendim” hem de kendi hemcinslerimden…üstelik ileride çocukları da “sen ne anlarsın,ev kadınısın işte” deme hakkına da sahipmişler…
    Konu uzun ve ben yine gündeme almak istiyorum…üstelik kısa sürede…çünkü her kesimden öyle örneklerim var ki …….!!!

    Sevgiler…

  7. Sevgili fatosh sölediğin çok konuda haklısın ama şuda var ki evet insan en büyük zararı kendi hemcinsinden çekiyor ben böyle düşünüyorum.Aslında erkeklerimizide yetiştiren bizler değilmiyiz? Yanlışı nerede yapıyoruz önce onu düşünmek lazım ama yinede bişey var boşver hayatta canını sıkmaya değecek hiçbirşey yok aslında bunu sölemek kolay ama uygulamayı bilemiyorum bende bunu çözmeye çalışıyorum başkalarına moral verirken insan neden kendine yardımcı olamaz :)) sevgiyle kal sana uğramadan günüm güzel geçmiyor :)

  8. Sevgili “Şirinem”;

    İçim son derece rahat…iki oğlum da kendi işlerini görebilir durumdadır ve eşim de…Bu nedenle evli olan oğlum eşine son derece yardımcı ve paylaşımcıdır.

    Evet hiçbir şey için can sıkmaya değmez,katılıyorum…ara ara düşsede süngüler,yine toparlanacak olan bizleriz.Benim öyle bir dolu yazım var,sitemde…yazının sonuna doğru kendime çözüm bulduğum hatta.Paylaşımım kendimle ve siz dostlarımla oluyor ve bundan hoşnudum.Şöyle biraz düşünün…”çözüm bizleriz,biz çözümüz”…yeter ki “dingin” düşünmeyi başaralım…

    “sevgiyle kal sana uğramadan günüm güzel geçmiyor” yazmışsınız…ne güzel bir cümle öyle…İşte yaşamıma bir sevinç daha katıldı…Düşünsenize…güzel yurdumuzun bir köşesinden paylaşan, bir dost can daha…Teşekkürler ve sağ olunuz…

    Sevgiler…”yaşam savaşımı”nda ayakta kalabilmeye çabalayan tüm canlara…

Yorum yapın