19 Aralık, 2008 tarihinde fatosh yazmış
foto:Değer Altunay

foto:Değer Altunay

Bu aralar benim yarı açık cezaevinden firarlarım çoğalmakta… yine yollara düştüm… Hani gittiğimde belirli yerler ama sokaklarda öyle çok eğlencelik var ki bakıp da görebilene.Güldürü programlarında çoğumuzun içinden geçirdiği gibi adeta “uzağa gitmeye gerek yok,bu tipler içimizde” diyerek.Bunlara ben de sıklıkla dahil oluyorum…kiminin ayrımına varıp kendim de gülerek…belki de o an başkalarını güldürerek.

Diyet yapacaktım ya…buzdolabının kapısına bile erişemedi henüz liste… çantamda “gizlilikle” dolanmakta… kendimi hazır duyumsadığım an çıkar ortaya.Eh! bu durumda ne oluyor… acıktığım an bir mola ile gideriliyor bu duygu.Ah!!! sokakta dolaşırken gelen kokular…bir yasak da bunlara gerek…sigaraya olduğu gibi…o da koku, bu da…üstelik bunlar da sağlığa zararlı.Diyorum ki benim gibi kendini koruyamayanlar için bacalara filitre takılsın ve yemek kokuları özümlenerek,kokusuz çıksın.

Şimdi Kadıköy’de dolanırken hangisine tav olmaz insan…sokaklar da bile kurulu hazır masalar varken,nasıl geçip gidersiniz önünden?…Sırf bu nedenle politikaya atılıp,yemek bakanı olacağımDIR.Kaldıracağım o sunumları,o iştah açıcı görünümleri bakın bakalım diyete gerek var mı?…Bu düşüncemi de beğenmedim…”yasaklar çekicidir”…Ne yapacağım ben?…  :(

Sonunda “atıştırmalık” olsun düşüncesiyle “Hacıoğlu” nu seçtim…sırada bekliyoruz… Yanımda bir genç kız,yanında bir kadın.Yaşlı da yazamıyor elim…olsa olsa benden on yaş fazlası var,yani daha gencecik. :)) Çenesi hiç durmuyor… ötekine,berikine,servis yapan elemanlara sürekli söyleniyor.Kimsenin ağzını açıp tek yanıt vermemesine karşın hiç durmadan herkese bir kusur buldu ve sonunda servis yapan zavallı çocuk lahmacunları elinden düşürdü.Kadında bir sevinç…diyeceği daha çok şey bulmanın getirisi.Bir an kendimi düşündüm,acaba bulaşıyor muyum böylesi hoş olmayan durumlara?…Eğer değilse de on yıl sonra olmamalıyım böyle(tam burada,yazıya ara verilir…tahtaya tak tak vurulup,kulak çekme işlemi yapılır),diyerek sonunda tepsimi alıp oturdum.

İki gündür iki pantolon onarımı peşindeyim,boşa geçen zaman ve terziye verilen boşa para…beceremedi.Hiç içime sinmedi,gözümün önünde olmasına dahi dayanamayacağım.Neden baştan “olmaz” demezler de alacakları üç kuruş için “sakın ha,uğrama” diye reklam edilmeyi göze alırlar.Üç kere söktü,dikti…üstüne bir de ben akıl verdim…öyle yap,böyle yap diye.Dumura uğramış gibi bakmakta kumaşa,belli ki olduramadığının ayrımında.Yarın eylem yapmayı düşünüyorum…İki pantolonu alıp,dükkanının önünde ateşe vereceğim.Bence bu benim yasal hakkım olmalı,başka türlü nasıl anlatabilirim başkasının canını üzmemesini?…Beni bu aşamaya  getirdiğine inanamıyorum…Dükkanda bir dolu da kumaş var ve birilerine dikiyor da.

Dönüşte semt pazarımıza da uğradım…belki de haftaya olmayacak…meşhur “salı pazarı” yakınlara geliyor diye.O da nasıl yakınlıksa?…İstanbul büyük,İstanbul küçük derim ya hep…bu da öylesi bir durum.Eğer belirlenen yarıçap içindeyseniz olay bitmiştir…zorluğu size kalmış.Yürüyerek gitseniz;eliniz boş, haydi yürüyüş olsun…dönüşü hiç de muhteşem olmayacak ki…Taksi almaz “yakın” der,İstanbul yedi tepe…her bir semte tırmanmak gerek…bizimki Çamlıca dağı…eee…ne yapacağız?…Bir eyleme de onun için mi hazırlansam ki?…Gazetelere manşet olacağım “eylemci nine” diye…

Pazarcılar toplanıyorlardı…kamyonlarını bile sokağa sokmuşlar.Onların işi de kolay değil…çoğunda jeneratör yok…öylece karanlıkta göz yordamıyla topluyorlardı.Caminin önünde “vıy vıy vıy” eden;boynu bükük, kendine seksen yaşında görünümü veren kadını da gördüm.Dilenmesi bittiğinde “dipçik” gibi ayağa kalkıp,pazar alışverişini yapıyor.Bugün en az onbeş kiloluk bir alışveriş torbasını yüklenmiş,genç kız gibi(!) sekerek gidiyordu.Zaten gencecik…inanın en fazla yirmibeş,otuz yaşında.

Pazar alışveriş torbalarımı eve bırakıp,anneme gittim.Bugün telefonla arayıp sitem etti…ki haklı.Yan apartmanda oturuyor ve benim kaçıncı günüm bilmiyorum…görmediğim… yazarken utandım.Hep kızarım ya kendime dünya işlerinin peşinde koşarken,arayıp sormamak üzerine.Bir de gönül koyarım aramazsa çocuğum…Ne demişler iğneyi kendine,çuvaldızı başkasına batır…yoksa çuvaldız mı bizeydi?…Bana bugün öyle örnek gerek…

Gittim,anneciğim bir mutlu oldu ki…birlikte yemek yedik…daha doğrusu ben zorlandım,yemek için.Belli etmemek uğruna mide ilacı içtim…hazmetsin de belli olmasın tokluğum,yiyebileyim diye.Gönlü oldu bile…anlattı,anlattı…dayımdan,teyzemden… kardeşlerinden… Ne zor…gündüzler neyse de geceler…iki satır edecek kimsen yok…dedim de aklıma geldi;eşim salonda televizyon başında,ben odada bilgisayar başında,oğlum odasında bilgisayar başında…üçümüz de ayrı ayrı yerlerdeyiz şu anda…ama bir şey var ki dilediğimiz an buluşup konuşabiliriz…bu nedenle de erteleyebiliyor ve rahat davranıyoruz…Aslında bir düşünsek nereye dek olacak bu?…

Birden duygulandım…yazıya son veriyorum…Önce oğlumun yanına gidip iki satır konuşayım…o kesin sıkılır ve yanından ayrılırım…sonra da eşimin yanına gideyim…eğer maç falan izliyorsa o da pek konuşmaz…en azından vicdanımı rahatlatır…yine dilediğimi yaparım…

Kalın sağlıcakla.

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 20, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

“İşte hayat…” yazısına 2 Yorum yapılmış

  1. :) düzeltmeyi yaptım …
    eylemci nine ‘ye bayıldım sevgilerimle

  2. Tamamdır…
    Ben de eylemci nine’nin düşüncelerine bayıldım…da uygulayabilecek mi???…merak ediyorum ;)
    Sevgilerimle.

Yorum yapın