
foto:Değer Altunay
Cuma günü Osmanlıca kursum vardı ve bu hafta tüm ders süresince kalıcıydım…Ne yazık ki bu yıl bir takım aksaklıklarla başladım,derslerime… umuyorum kalıcılığım sürekli olur…
Sınıfta ön sırada oturuyor ve üç yıldır aynı sistemi sürdürüyorum… dersi derste öğrendiğim için, arkalarda dayanıksızım… Bazı kez küçük çocuklar gibi aralarında konuşu-yorlar, kızıyorum… En önde oturduğum ve kim kimdir ilgilenmediğim için de belli bir kaç kişi dışında kimseleri de tanımıyorum…
Ders bitiminde beş,altı kişi kalmıştık sınıfta…genç bir kız davetiye veriyordu,bana da uzattı…Tanımıyorum…yine de aldım…eskilerdenmiş ama saat ve günümüz yeni denk gelmiş…Konuşmaya başladık…kalanlarımız…Bir de baktım öğütler vermekteyim…Eh! çocuğum yaşındalar ve saygıyla dinliyorlar…Kızımız evleniyor ve annesinin alt katında oturacak…yine de gözleri sulanıyor…”hem ağlarım,hem giderim” der gibi…
Şu evlilik dedikleri ne menem bir şey ola ki…İlle de denenecek…Evlenmeyenler eş bulabilmek,evli olanlar yürütebilmek peşindeler…Bizler eskidik…oturup duruyoruz,oturduğumuz yerde…de…Eve gelince,yemek yerken yine TV nin tuşuna bastım…Gezerken kanallar arasında…evlilik programına denk gelince kaldım,doğal olarak…izlemedeyim…sosyal boyutu yüksek bir program…memleketim manzaralarını aştı…yakın çevreye de yayınımız var…şaşkınlıklar yaşanabilecek durumların oluştuğu…ve şov da kapsam içi…
Yazmak için siteye girdiğimde,eski yazılarıma baktım…Yeni başlangıcımda 24 Eylül 2007 tarihinde…Evlilik Raporu demişim…okuyan da yüzü geçkin…ara ara hep dedim ben o evlilik raporunu…diyeceğim de……….Aynı ortamda,aynı anne ve babanın yetiştirdiği kardeşler arasında bile oluşan uyumsuzluklar…ayrı yörelerden,ayrı kültür,ayrı anne ve babaların yetiştirdiği iki çocuğun bir araya gelmesinde beklenen uyumluluk…bu bir mucize…
Hiçbir olumsuzluğa takılı değilim,önyargılı da…Yalnızca ben yerine biz kavramının varlığı,sınırlar ve saygı üçgenine de benim saygım sonsuz…Hep tartışılır…aşk nedir?…Haydi gelin TDK ya bu sözcük için başvuralım…şöyle yazıyor,tanımına… “Aşk::Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi, amor (II)…Gönlüm düştü bu sevdaya / Gel gör beni aşk neyledi -Yunus Emre. ”
İşte o aşk dedikleri, bu aşk…”gel gör beni aşk neyledi”…Her neye olunursa,neye uğradığını şaşırtan duygu…Peki yolunu şaşıran,sonunda doğruyu bulamayacak mı?…bulduğunda, neye uğradığını şaşırmayacak mı?…yoksa o yol onu hedefe ulaştırmış olacak mı?…Tümü bilinmeyenlere açık uçlar…deneyim sonucu varılacak sonuçlar…gelenekler,görenekler, bağlantılar,saç telinden ince yollar…
Ne öğütler götürür bu yolda gidenleri,ne başvurulan sözlük ya da kitaplar…yaşanılır ve öğrenilir…davranışlar da belirler…Gelip geçici duygular, yerini kalıcı yapıcılıklara bırakmadığı ve saygı duyduğum üçgenin köşeleri oluşmadığı sürece…fırtınalı denizlerin dalgaları eşliğinde yol alınır…sallanan kayığın batıp batmayacağı düşünceleriyle…
Bir de “sevgi”ye göz atalım mı?… ” sevgi::İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu: Seni hep çok sevecek ama verebileceğinden fazla sevgi beklemeyecek karşılığında. -E. Şafak.”
Daha bir sevecen mi geliyor,kulağa?…daha bir yumuşaklık kapsıyor mu ne?…aşkın neye uğradığını şaşırtan duygusuna karşın…daha özverili bir duruma götürebilecek…daha kalıcı gibi görünürlerde…belki de durulduğunda yakıcı duygunun…alması gereken yerini… beklemelerde…
Peki ya şefkat…ben bunun anlatımını hiç sevmedim…bana çağrıştırdığı duygulardan çook uzaklarda…venüs duygulanımlarına neden düşeriz biz,marslıların aksine…”şefkat::Acıyarak ve koruyarak sevme, sevecenlik” diyor TDK…neden acıma duygusunu da barındırsın içinde…neden koruyarak sevme ve sevecenlik olmasın yalnızca…İlerleyen yıllarda belirginleşen şefkat isteği…bakıma muhtaç yaşlı ve çocuklara gösterilen şefkat,neden acıma duygusunu barındırsın…neden yalnızca koruyarak sevilmesinler ve sevecenlikle bakılmasınlar…
Acıma mutsuzluğa karşı üzüntü duyulmasıdır ki…burada beklenilen şefkat o duyguya karşılık olamaz…ve venüs bunu da beklentilerine eklemiştir…Beklentileri yüksek venüse,marsın sığ kalan duyguları yine bir sorun olabilecektir…çözümsüzlük mutlak olarak karşımıza çıkacağından…yineliyorum ki…
Ne öğütler götürür bu yolda gidenleri,ne başvurulan sözlük ya da kitaplar…yaşanılır ve öğrenilir…davranışlar da belirler…Gelip geçici duygular, yerini kalıcı yapıcılıklara bırakmadığı ve saygı duyduğum “Yalnızca ben yerine biz kavramının varlığı,sınırlar ve saygı üçgenine de benim saygım sonsuz” dediğim üçgenin köşeleri oluşmadığı sürece…fırtınalı denizlerin dalgaları eşliğinde yol alınır…sallanan kayığın batıp batmayacağı düşünceleriyle…
Yaşamınızda ne olmasını istiyorsanız…ne diliyorsanız…hepsi yanınızda ve gerçek olsun…eğer sizin için hayırlıysa…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 34, bugün ise 1 kez görüntülenmiş


Aralık 16th, 2008 at 16:49
benim düşüncemde sadece aşkın sevgi ve saygının yanın da birbirlerine göstercegi tahammül ve hşgörü eklendiginde gercekten bizoldugunda tadından yenmiyor.ama bunu yapabilan azınlıktan olabiliirlerse ömrünsonlarına kadar cokmutlu oluyor insan geriye kalan da bu mutlu günlerin tadını unutamadan yaş almaya devam ediyor .herkes hayatını istediği gibi yaşar önemli olan birlikte güzelyaşamayı yaşamın kalitesi belirliyecek sevgiyle kalın
Aralık 16th, 2008 at 17:31
Sevgili Gülsevin hanım;
Ne denli haklısınız…zaten ben yerine biz denildiğinde…hoşgörü ve dayanılırlığı kapsamış oluyor,saygı birlikteliğiyle.Aşkın yakıcı ve kısa soluklu bir kavram olduğuna,daha uzun soluklu olduğunu düşündüğüm sevginin varlığına inanıyorum,ben…Sevginin olduğu yerde ise…dediğiniz “bu mutlu günlerin tadını unutamadan yaş almaya devam edildiği”ne…ve evet “yaşanılan yaşamın kalitesi”ne…
Çok teşekkür ederim bu güzel yorumunuz ve düşüncelerinizi bizlerle paylaştığınız için…
Sevgilerimle.