
foto:Değer Altunay
Başlığı düşünmeden yazıya geçtim… oluştukça konu kendi çıksın ortaya…Aslında mevsim geçişlerinde belirsizlik olur ya bir süre…uyum sağlamak da denilebilir… uzadıkça sıkılınabilinir… sanırım o aşama etkilemiş çoğu kişiyi…Kime nasılsın desem…bezgin bir ses ve isteksizlik,duyar oldum… Güneş özletecek ya kendini… erken ayrılır oldu ya bizden… üzgün çocuklara dönmüş gibiyiz… oyuncağı elinden alınmış…
Aralık açılmış bende de…altı gün yazmaz olmuşum…işim de olsa benim,yazardım…olsa olsa takıldığım bir üzüntüm girmiştir araya… bir çözümsüzlüğüm… Etkiliyor,yolunda gitmeyen… kilitliyor adeta… çıkan yazı olumsuzluğa yönelikse… can arkadaşım geliyor aklıma… çıktığımızda şöyle bir dolaşmaya… “anlatma,doğayı yaşa”,işe yarar öğüdü… İşte benim sansür, çalışıyor o anda… yazacağın taslak olsun…yayımlama…
Bir çok işin peşinde koşturdum, doğal olarak… boş nasıl geçer ki günler…bazı kez trafik ve insan yoğunluğu,bazı kez gittiğim yerlerde gördüğüm umarsızlıklar…sıkıldım,üzüldüm…ama bugün elimden geldiğince uzak olacağım…yaşamın olmazsa olmazlarından…
Güneş parlıyor gökyüzünde…sıcaklık da kıvamında…çık,gez,dolu dolu geçir gününü… dilediğince… yapabilmek için zorla hatta kendini…arada gerek böylesi günler…gerekli enerjiyi depolamak ve gülümseyerek bakabilmek için gelecek günlere…geriye dönüş hiç yapmayacakmışız…biline…
Hani bir program vardı…Semra hanımın kaynana olduğu,adını unuttuğum…Belli bir süre izlemiştim…o patırtıyı…Bazı kez gerek duyuyorum…insan ilişkilerini,hazır sunulmuş bir camın ardından izlemeye… kitaplarda yapılmaması gereklerin anlatımı gibi…Nasıl bir boğuşumdur,kestirememiştim ya neyse…Orada kız seçerken mi ne “daldan dala,daldan dala” diyordu,kendisi…öyle takılmak istiyorum… konusuz… sonuçsuz…Yaşamımızda hiç yapmadık ya…yazarken olsun hiç değilse…
Halk otobüsüne binmiştim,geçtiğimiz günlerde…akbilim dolu değil,para verdim biletçiye…Pek de dikkat etmedim…para ver, üstünü al,bavul gibi çantayla boğuş işinin içinde…Otobüs çok da dolu değildi ve yer bulup oturdum…Biletçi çaprazımda kaldı…Biraz tombulca bir bey,yüzünü hiç anımsamıyorum ama başı,ensesi ve boynu bir bütün oluşturmuş…Biletçi kutusuna zor sığmış…belki bölüm orası ama kutucuk gibi kalmış,görünümüyle bütünleştiğinde…Üstünde ceketi de var ve otobüsün içi oldukça sıcak…camlar kapalı,havasız ve boğucu…Biletçinin arkasından güneş de ışınlarıyla,bu sıcağa eklenmekte…
Yenildi biletçi…uykuya…Önce hafiften başı yana eğildi…sonra öne düştü…eli,paraların bulunduğu tabladaydı…birazdan o da iki hamlede kucağına düştü…Otobüste pek yeni değil,her yanı oynuyor…asfalt deseniz,çukur dolu ki biz hoplaya zıplaya yola devam ediyoruz…Üç durakta otobüs durdu,kapı olanca gürültüyle açılıp kapandı,Allah’tan akbilli yolcular bindi bilet almadılar,o makinadan da sesler geldi…ama biletçimiz uyumayı sürdürdü…Hemen arka sırasındaki kadıncağız durak ismi soracak…dürtüyor biletçiyi,uyanmıyor…üç-beş denedi,bıraktı uğraşmayı,gitti sürücüye sordu…Biraz sonra biletçiden,puf puf sesler gelmeye başladı…yetmedi ufaktan horlamaya başladı…artık ben bakamaz oldum…Sanırım en tatlı uykusu bu olmuştur…bu kısa kestirimle,tüm günü dinlenmiş olarak geçmiştir…
Tüm gün dışarıda olduğum bir gün,gecenin bir vakti,aklıma “beni arayan oldu mu gün boyu?” sorusu düştü… Sizleri bilmem de bizim evde arayanları söylemek,çoğu kez unutulur..,bırakılan mesajlar okunur ve söylemek yine unutulur…bu beni de kapsayabiliyor…Okuyunca panoya yazsak mı diye de düşündüğüm olmuştur…Telefonun arayanlar ve mesajlar bölümünü karıştırdım…taaa uzaklardan bir canın aradığını gördüm…haklı olarak söylendim…Bizde geç vakit ama orada daha erken düşüncesiyle aradım…O can uyumamış…öyle de konuşulacak birikmiş ki öylece dalıp gitmişiz…bazı kez gülerek,bazı kez hüzünlenerek bir dolu doyduk birbirimize…Baktım bir ara kahkahalar atıp,anlamadığım dilde bir şeyler söylüyor…Tamam dedim…yaşlar ilerledi artık,bu aşamada kafaların kayışı boşa dönüyor…Eşi uyanmış,yanına gelmiş…boş ve şiş gözlerle “neler oluyor”u çözmeye çalışıyormuş…Eh! yıllardır bir Türk kadınıyla evlisin…alış bizim bağlılığımıza…saatin ne önemi var,mühim olan kardeşlik…bu şarkıyı öğrettiğimizi sanıyordum…şimdi iyice yerleştirmişizdir,belleğine…
Atlasa uçağa gelse… daha mı az masraf olurdu diye düşünmedim değil…ama içimi rahatlattı,bir kartı varmış…onunla doya doya konuşma olanağı da…Anlamışlar demek bizi,çözemeseler de…bir çıkar yol bulunmuş…Eskiden mektuplar yazardık…şimdi havada uçuşuyor, bir bütün oluşturan harfler…ama yalnızca uçuşan harfler…biz ayağı yere basanlardanız…konuşmalarımızın yoğunluğudur,o kafanıza çarpanlar…
Özledim arkadaşımı…önümüzdeki ay canım İstanbul’uma gelecek…günü bile iki ay önceden ayarlandı…dört kafadar buluşacağız inşaallah…kolay mı…az biraz sonra, arkadaşlığı yarım asırlık dörtlü olacağızDIR… Allah nazarlardan korusun…kurşun mu döksek ne?…
Bugünlük daldan dala uçtum,yere basan ayaklarımla…Eski günlerimi özlüyorum beeen…her ne kadar toprağa yapışmış ayaklarımız da olsa…hayallerimiz vardı bizim…oralarda uçmamız için, izin de almamız gerekmezdi…
Arada bu kadarlık mola bile yüzümde gülümsemeyle “güne başlangıç”a yetti…Ne demişler,azla yetinmeyen…çoğu hiç bulamazmış…Paylaştım,noktayı koydum…gündeyim… yola devam…Sağlık,mutluluk ve huzur hepimizin olsun…gülümseyişimizle birlikte…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 17, bugün ise 0 kez görüntülenmiş


Yorum yapın