21 Ekim, 2008 tarihinde fatosh yazmış

foto:Alihan Çetin

foto:Alihan Çetin

Aslında “Dolunayda Fenerbahçe Romantica” demeliydim… İkisi de sevdiklerim olduğundan ve birbirleriyle eşleştiğinden gittiğimizde…

Geçen hafta içinde bir gün bitiminde, akşam hüznü çöküp de evdeki sıkıntılı durumumla karışınca, hani gelenlerim olur ya ara ara… Hepten üşüştüler… Bombalar ufaktan patlamaya yüz tutmuşken, bir telefon… Can arkadaşım “Evin yakınındayım, ister misin çıkalım?” diyor… Görmüştür o yolda dolunayı, bilir sevdiğimi, düşmüşümdür aklına… Canım benim, yorgun da çıkıyor sesi ama düşünce aklına ben, öteleyip geçemez de… İkiletir miyim? “Hemen gel.” dedim tabiiki…

Jet hızıyla hazırlandım… Ocakta yemek, piştim diye ünlenmekte… İyi haber. Geldi, atıştırıp çıktık. Ver elini Fenerbahçe Romantica… Dolunay da var… Süper…

Fenerbahçe Romantica rahmetli Çelik Gülersoy’un restore edip, bizlere armağan bıraktığı diye düşündüğüm o güzelim yerlerinden biri. Hıdiv Kasrı ve Çamlıca’yı da çok severdim ama artık o eski havaların yerinde yeller esiyor. Bu arada Çelik Gülersoy’un “Neredeen nereye?” diyebileceğiniz ilginç yaşam öyküsünü ve canım İstanbul’uma kazandırdığı yerleri de okuyabileceğiniz bir link ” www.gulersoy.net”. İstanbul’lular olarak okuyarak anmamız gereğine de inanıyorum.

Çıkarken kazak, hırka gibi donanımızı almıştık ve dışarıda oturmayı yeğledik… İçeride oturanlara karşın.  Bizden cesaretlenip dışarıya oturanlar çoğaldı, bir süre sonra. Garsondan üstümüze şal da istedik vee 15 derece ısıda saatlerce üşümeden dolunayı izledik, adalardan gelen göz kırpıştıran ışıkların eşliğinde…

Öyle güzeldi ki… Hava, rüzgarsız durağan… Ay ışığı denize vurmuş… Sessiz bir gece… İçtiğimiz çayların ısıttığı içimizle, oluşan hoş bir duygu… Anlatılmaz yaşanır… Ve önerilir…

Yıllar önce bir bayram kutlamasında, havai fişeklerin eşliğinde, Gündoğan’a gitme kararı aldığımız yer de burasıydı. Kaç yıl önceydi o Allah’ım… Çocuklar lisede miydi ne? Sonrasında  başımızı dinleyelim diye yola koyulduğumuzda, başı çeken yerlerden biri de burası… Ben Romantica’yı da çook seviyorum…

İç bölüm tamamen kış bahçesi görünümünde ve bir dolu minicik kuş barınır burada, cıvıl cıvıl. Gündüz güneş olabildiğince içinde olduğundan, aydınlık ve iç açıcıdır… Huzur verir… Ferforje mermer masalarıyla, ona uyumlu sandalyeleriyle ve mermer döşemeleriyle bir sarayın kış bahçesinde kahvaltıda olduğunuzu düşünebilirsiniz… Hoş bir duygu bu da…

Dolunay bize, biz dolunaya baktık… Ve yansımasına denize… Biraz söyleştik, biraz sustuk… Sessizliğin sesini dinleyerek… Kalktığımızda da artık evlerimize dönmek için, böyle bir gece geçirebildiğimize şükrettik…

Bugün de caddemizdeki Görgülü Pastanesi’ndeydim. Her yeri cam ile kapadılar oturma bölümünün, istenildiği an açılabilen. Tavanı da öyle bir kapamışlar ki birbirine paralel olarak aralanabiliyor o camlar. Oturanların uğultulu konuşmalarını, kulaklıklarımdan gelen müzikle duyulmaz ettim. Camdan gelen geçeni, arabaları izledim… Masada çayım… Ev ortamı gibi adeta… Kimi gelen gazete okuyor, kimiyse komşularıyla konuşmada… Bense kitap, kalem, kâğıt üçlüsüyle… Dörtlü oluşturmuşum… “alone”…

Neden her güzelliğin bir sonu olur ki olmasa da onları sıradanlaştırırız belki de gözümüzde… Görünmez olurlar…

Evde bilgisayarımın başındayım şimdi de Loreena McKennitt’in “The Best Of” CD si eşliğinde yazıyorum… Kuş misali işte…

Geçtiğimiz gün, dün, bugün belki arada  bir gün, bir gün daha… Böylesi çıkışlar… “gel”leri “git”e döndürmecesine… İyi oluşumlar… “gereklerim”den…

Kedi, kuş, fuar, kurs derken… Yaşamın getirileri, sansür yazılarda gizli… Güz ve hüzün… Olmayasıcalar… İlkbahar ne uzak geliyor bana… Şu sıralar…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 352, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın