
foto:Alihan Çetin
“Keşke sağlığında iltifat etseydim”… Bu cümle sevgili Hakkı Devrim’e ait… eşine sağlığında söyleyemediklerinin, verdiği acıyı itirafı… Star TV deki bir programda söyledi…o andan beri kafamın içinde dönüp duruyor…
Hep böyle değil miyiz?…kimi kez erteleriz…kimi kez yine sevgili Hakkı Devrim’in dediği gibi “şımarmasın” düşüncesinden hareketle, söylemeyiz… Ne denli yanlış?…bence çoooook…ama öğretilen bu… geçerli kılınan yaşamlarımıza… sonradan ayrımsanan…çoook sonra… giden gittikten sonra…
Ödevim var…hat yazabilmek için, harflerin yazılışını öğreniyorum…bir yandan da TV açık,kulak veriyorum konuşmalara…Hakkı Devrim’le söyleşisi var Sibel Turnagöl’ün…Ne zaman ki eşiyle olan bölüme geliyorlar,işi gücü bırakıp izliyorum…Eşini yitirdiğinden beri toparlanamadığını ve onu çok sevdiğini biliyorum…Ben de Hakkı Devrim’i seviyorum…üzüldüğü için üzgün ama eşine düşkünlüğünden ötürü bir kez daha takdir ederek…
Prenses Emine’nin yaşantısından anlatıyor önce…arkadaşları ve eşiyle bir yemeğe çağrılı olduğunu, onun konutuna…Küçükyalı’da…Yemeğin ortalarına doğru prenses,eşine nereli olduğunu soruyor ya da kimlerden olduğunu…Eşi uzun uzun yanıtlıyor,ailesini ve akrabalarını…O açıklamadan sonra oluşanları espri ile karışık anlattı Hakkı Devrim…
Prenses Emine Hakkı Devrim’e “eşin omuzuna konmuş bir kelebek,bugüne dek hiç ağırlığını hissettin mi?”" diye soruyor…ve sürdürüyor “Sen onun ağırlığını hissedemezsin ama omuzundaki o narin kelebek, vücudunda oluşan her hareketi hisseder…Dikkat et!…Kıymetini bil!”…Hakkı Devrim “Bildiğimi zannediyorum” diye yanıtlayarak,Prensesin elini öptüğünü anlatıyor…boğazında düğümlenenleri yutkunarak atmaya ve titreyen sesiyle bu konuda daha fazla konuşmaya hazır olmadığını söylemeye çabalayarak…”ama rüyalarıma laf yok,hani der ya doktorlar,henüz yüzleşemediğini rüyalarında sıkça görürsün”…ya da başka türlü ifade ediyor…öyle kopmuşum ki oradan…bu sözlerini tam netlikle anımsayamıyorum…
Ben artık bugünde değilim o andan itibaren…evde de…Oralara gittim,geldim ve birçok yaşama da…kendi yaşamımda da gezindim…gel de sevinesi iki şey bul,bu konuda…yok işte…yok…
Çoğu kez sonbaharda doğduğum için güz ve hüzün bileşimi diyesim geliyor kendime…ama hep öyle de değilim…duygusal mıyım? “evet,çok”…mantık ağır basar mı? “evet,çok”…işte bu ikilemde gel-gitler yaşamak düşer öyleyse bana…
Sevgili Hakkı Devrim’in şımarmasın düşüncesiyle eşine söylemekten kaçındığı iltifatları,kaç kişi sağlığında eşine etmiştir????? Şimdiki ucuzlayan “aşkım” sözü, meclisten dışarı…Bizim zamanımızda ağızdan çıkan söz,sözdü…içten gelendi…gerçeğin itirafıydı…ağızdan bir kere çıkardı…Şimdilerde de vardır belki de “nadide çiçek gibi” sarıp sarmalamak gerekir…Bunlar benim düşüncelerim…çocuklarımın deyimiyle “müzelik” olan benim düşüncelerim…
Can arkadaşım,bir gün babasının elinde bir buket çiçekle evine geldiğini ve “Al kızım,annen bu çiçekleri çok severdi…Sağlığında bir kez alıp vermedim ona,şimdi görünce alıp sana getirdim” dediğini ve “Ne kıymeti kaldı baba,keşke ona vermiş olaydın” dediğini,ağlayarak paylaşmıştı…İşte bunlar içime işliyor…Farklı mı yaşamlar?…
“Kör ölür badem gözlü olur” da değil dediğim…gerçekten ayrımına varılıp da söylenmeyendir,vurgulamak istediğim…”şımartmamak” adına yapılmayan eylemler…Şımartılmamak istenen kim?…eşi,çocuklarının annesi,özveride bulunan sessiz kahraman…Korkulan nedir?…kendine olan güven mi?…yitirmek mi eşi?… Oysa ki o kadın ne olduğunu zaten bilmektedir,kendi isteğiyle geri planda kalmaya razı olmuştur…içten içe değerinin bilincinde olarak…ki karşısındaki eşi bunu duyumsamaktadır…Bu nedenle erteler…kendi ağzından söyleyerek,kendine itiraf etmemek için…iltifat etmekten kaçınarak…
Kafamın içinde dönenler yavaşça yerlerine oturuyor…tamam da bunun ayrımına varmak neden beni rahatlatmıyor?…çünkü sessiz kahramanların da sözlü itiraf ya da iltifata gereksinimi olduğunun da ayrımına varılıyor bu sorgulama sonucunda…insan o da…gururla dimdik ayakta da olsa…
Sevgili Can Dündar’ın bir yazısı vardı “Keşke”…”Yarim Haziran” kitabında, onu anımsadım…alıntılar yapacağım,altını çizdiğim satırlardan…
“Ve yenik;”keşke”li cümleler gibi…
Bu sözcüğü kaç konuşmanızın başına eklemişseniz onca ıskalamışsınızdır hayatı…
Dört mevsimlik bir sene olsa ömür, “keşke” ,onun güzüne denk gelir…
Hepten vazgeçmek için erkendir,telâfi etmek için geç…
Mâğlubiyetin takısıdır “keşke”…
Kaçırılmış fırsatların,bastırılmış duyguların,harcanmış hayatların,boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış yılların,gecikmiş itirafların ağıtıdır…”
Can Dündar bize panzehirini de sunuyor devamında ve uygulamak istersek daha da geç kalmadan…
“”Keşke”nin panzehiri “iyi ki”dir…diyor ve ekliyor “İlki ne kadar pısırıksa,ikinci o denli yiğittir.”…ve de “Keşke”cilerin hayatı,kasvetli bir pişmanlıklar mezarlığıdır.”İyi ki” öyle mi ya…!Onda yara bere içinde de olsa,yana yana,ama doyasıya yaşamış olmanın iç huzuru ve haklı gururu haykırır.”…
Öyleyse ne bekliyoruz daha…
Sevgili Hakkı Devrim’i tenzih ederek,yazdım aklıma geleni…duyumsadıklarımı…Şöyle bir gözden geçirince yaşamı ve yaşananları…başka türlü dile gelemediler…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 35, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın