12 Ekim, 2008 tarihinde fatosh yazmış

foto:Ömer Cem Gözlüklü

foto:Ömer Cem Gözlüklü

Geçen ay Şemsi Paşa Kütüphanesi’ne yıllar sonra yeniden üye olmuş ve kitaplar almıştım. Ne yazık ki okuyamadan geri verdim. İlk kez yaşamımda üstelik, o-ku-ya-ma-dım aldığım kitapları. Ama kitaplardan biri oğlumun eşinde var. Diğer ikisini de notuma aldım, ileriki tarihlerde yeniden alıp okumak üzere… Sağlık sorunları ne yazık ki bu kez yendi beni daha doğrusu kendime zaman ayırtmadı…  Sebepler bulma çabam yok okuyamama nedenim için… Zorunluydum…

Kitapları iade için gittiğimde, eski İstanbul beyefendisi olduğu her hâlinden anlaşılan bir bey de okuduğu kitabı geri getirmişti… Aldığı öteki kitabın süresini uzatmak istediğini de söylüyordu. Kuralları öğreniyorum yavaş yavaş. Kütüphanede görevli bir bey geldi yanımıza ve beyefendi ona yeni yayımlanmış kitapların ne zaman geleceğini de sordu. Onu da öğrenmiş oldum…  Gelecekmiş…  İnanın beyefendinin bu tutkusuna hayran oldum… Öneririm… Kütüphaneye üye olun dostlar… Yeni çıkan kitapları sürekli okurken, kütüphanelerimize olan değere de bir nebze olsun katkımız olur… Bence…

Beyefendinin iade ettiği kitap Murat Yalçın’ın hazırladığı “İstanbul Sokakları”… 101 yazardan,100 sokak…  Çünkü iki yazar aynı sokağı yazmış… Bu kitabı hemen ödünç aldım ve okumaya koyuldum. Anıların insan yaşamında ne denli önemli olduğunu bir kez daha ayrımsadım… Yalnız şunu itiraf ediyorum ki kendi kitabımı okuyor olsam satırların altı çizilip, sayfa kenarları yıldızlarla dolar taşardı…  Ödünç kitap okuyor olmanın bence bu güçlüğü var ama çoğu beğendiğim kitabı yeniden okumayı da  sevdiğim için, bu kitabı edinme kararı aldım. Böylece doyasıya çiziktirip, sayfa kenarlarına notlar alabileceğim…

Kitapta süreklilik olmadığından ilk başta ilgimi çeken yazar ve sokak isimlerinden seçerek okumaya başladım.  Sevdiğim yazar Demirtaş Ceyhun, kendi uslûbuyla yaşamından bir bölüm katarak ne güzel sığdırmış ikibuçuk sayfaya “Kamer Hatun Camii Sokağı”nı… Doğan Hızlan’sa “Auster’in Auggle’si Gibiyim” diyerek Saray Arkası Sokağı ile Namık Paşa Sokağı’nın köşesinde, otomobil beklediği süreç içinde yaşadığı günden, günümüzden bir bölüm sunmuş, anlatımında…

Ara Güler,bambaşka bir açıdan bakmış… Küserek yapılanlara… Eskiye olan umursamazlığa… “Betonlaşmış Bir Sokağın Anısı Bile Olamaz” başlığı altında,  Rumelihisarı’ndaki sokağı için sürdürmüş duygu selini… “Artık kemikleşmiş bir iskelettir, kokusu da yoktur, rengi de. Yani sokak da değildir.”  Kitap kapağında Ara Güler’in çektiği “rengi ve anıları sadece fotoğrafta kaldı” diye betimlediği, Amiral Fahri Engin Sokağı’nın fotoğrafı var…

Ahmet Oktay’ın “Erenköy, Fırın Sokak No.10″ a geçiyorum… Ama Ahmet Oktay’ı tanımıyorum(üzülerek)…  Google’dan araştırıyorum… 1933 yılında Ankara’da doğduğunu ve şair, yazar, gazeteci olduğunu öğreniyorum… Aldığı ödülleri ve de “Kurt Dişi” adlı eserinin 1971 ve 1973 yıllarında Devlet Tiyatroları’nda sergilendiğini… Bu bilgileri “wikipedia.org”dan öğrendim. Biraz daha araştırınca ise birkaç sitede daha aynı bilgilerin, alıntısız yayınlandığını gördüm… Aslında baktığım yerlerin çoğunda bir,  iki şiiri ve bolca reklam, flash resimlerle karşılaştım… Bu da çokça açılan  sitelerin durumu…Kopyala,  yapıştır, reklam koy… Kendinden  en küçük bir katkın olmaksızın… Ne oluyor şimdi bu?

Ahmet Oktay’la tanışıp, şiirlerinden bir ikisini okumuş oldum böylece… Gelelim Erenköy Fırın Sokak öyküsüne… Evet!  Bu aslında kısa bir öykü olmuş. Doğduğu yer olan Ankara’daki sokağından, Fırın sokakta kardeşinin doğum gününe dek uzanan… Dolu dolu beş sayfa ve bitiminde “Dostlar ve anılar edinebileceğimiz sokaklar gerekiyor insana. Onları yaratalım.” yazıyor… Ne doğru…

Adnan Binyazar… “Üç Sokağın Kimsesizi” başlığı altında; 1942-1948 yılları, sekiz ile ondört yaş aralığında “yaşamak sayılırsa benimki, çocukluktan ergenliğe geçişimi İstanbul’un o üç sokağında yaşadım.” diye anlatıyor… Koca Mustafa Paşa semtindeki hüzünlü yaşam öyküsünü… O da beş sayfada küçük yaşta tanıştığı acıdan, doğru sonuca ulaştıran kararına dek çektiği çileleri, birebir yaşatmış okuruna… Öylesi mükemmel… Okurken… Deyim yerindeyse… Dağıldım… “İstanbul şimdi, sokağı insanını, insanı sokağını yitirmiş homurtulu bir düzlük.” diyor yazısının bir yerinde, Adnan Binyazar… Ne acı bir gerçek…

Gülfem Hatun yokuşunda…küçük bir kız yaşardı“… Anlatmak istemiştim… Doğduğum, büyüdüğüm sokağımı… Çocukluğumu… Aklıma geldi yazarken, yeni sekmede “biranne.com”u açtım ve “yazı arayın” kutucuğundan yazımı bulup, okudum… 13 Mayıs 2008 de yazmışım… Oysa bu kitaptan habersizdim… Yazarken ayrımsamamış ve yazmış da yazmışım… Sonuna dek okudum ve o günlerimi yeniden yaşar gibi oldum bir anda…

İşte böyle bir kitap diyemiyorum… Kuşkusuz sınırlarla belirlenmiştir, uzunluğu ve içeriği… Yoksa 330 sayfayı çook aşardı benim gibi kaptıracak olsalar kendilerini o günlere… Üstelik benim yazılarım bir hobi(uğraşı) niteliğinde…

Daha okunacak çok sokağım var… Okurken birebir oralarda gezindiğimden…

Okunması gerek kitaplardan bence… Hele İstanbul âşıklarına… Belki bir sokakta… Aniden kendinizi buluverirsiniz… Geçmiş anılarınız canlanır… Yeniden yaşar gibi olursunuz… Siz de…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 912, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

“İstanbul Sokakları… 101 Yazardan 100 Sokak” yazısına 6 Yorum yapılmış

  1. Ömer Cem Gözlüklü
    Kasım 3rd, 2008 at 21:07

    aaa benim resimleeeeer.dur ben sana bisürü yollliiim

  2. Evet canım kardeşim…Resimlere bakmak için bile olsa ailemizden ilk kez siteye konuk olan sensin…Bu bir “haklı sitem” bence…Bir çok dost kazandığım bir yıl içinde,yakınlardan kimse “selam” demedi… :(

    Hem çektiğin o güzel fotoğrafları gönder,hem de arada konuğum ol…burada da…

    Sevgilerimle…

  3. Benimde Bir Sokağım Vardı…..

    Sokağımızın köşesinde,Saraylı bir hanımefendi,Nazlı hanım teyze otururdu.Evi dört katlı,ahşap bir konaktı.Heybetli evin bir köşesinde
    silindir şeklinde,baş kısmında oyuk olan 100 - 120 cm yüksekliğinde mermer bir sütun bulunurdu.
    Çok küçüktüm , demekki 50 ler olmalı,babama sordum;
    -Baba bu taş nedir ?
    -Evlat bu ’sadaka taşıdır’,eskiler ,orta yerindeki deliğe bozuk para
    koyarlar,mahallenin fakirlerinden biri gelir kendisine o gün yetecek kadarını alır,üatünü diğer bir gelip alabilsin diye bırakır….

    Haydi şimdi bir sadaka taşı koysak ,ilk parayı kim alacak diye uzaktan şöyle bir baksak,düşünmek bile istemiyorum.

    Bildiğim kadarı ile sokaktaki fakire yardım edilirdi,kimse ne verdiğini söylemezdi,açıkçası bizim sokak o zaman çok daha güzeldi.
    Saygılarımla.

  4. Talat bey haklısınız…çoğu yazımda da belirttiğim gibi yardımlar, görünmez kişilerce yapılırdı…ve yoksulluklarını,onurlarının ardında bırakmayı seçerek yaşayan kişilerdi…yardım alanlar da…Hani derler ya “ibadet de,kabahat de gizli olmalı”…aynı yapılan yardımların olması gerektiği gibi…ve onurla yaşanması gibi…

    Saygılar…

  5. anne ben ilk kez konuk oluyorum sitene paylaştığın şeyler gerçekten çok güzel ben de kendi eski sokaklarımı özledim keşke herşey eskisi gibi olsa özellikle insanlar!

  6. Canım kızım;

    Hoş geldin…Paylaştığın için öyle mutlu oldum ki…olumlu yorumun için de…Duygularına katılmamak olası değil…sizlerin yeni yeni özlediğiniz…bizim artık olmazsa olmazlarımız,inan…Dileklerin gerçek olur,umarım ve ben de çok istiyorum…

    Sevgiler…

Yorum yapın