
foto:Değer Altunay
Sezen Aksu’nun o çok sevdiğim şarkısındaki gibi… “lale devri çocuklarıyız biz” … desek… zamanımızın geçtiği doğrusuyla başbaşa kalırız … yalnızca … gerçek lale devrinde yaşananların yanında…
Gül İrepoğlu yalnızca gölgesini bırakmış lale bahçelerinde…bense yüreğimi,yaşanılanlarda… Safiye Sultan’ın üç cildini ve Kösem Sultan’ı okumuştum ardından… soluksuz… Yine göz atasım geldi… ara ki bulasın… Safiye Sultan’lar tamam da öteki yok… rafları araştırdım… birinde ama kimde?… üzüldüm… yarın araştırırım artık…
Karıştırırken bir şiir kitabı buldum…İstanbul-1956 yazıyor…üç yaşındayken ben… yayımlanmış… Osman Sulhi Aksu ozanın adı… “Kıymetli arkadaşım…… beye hürmetlerimle” yazıyor… 20.10.956 tarihi atılarak imzalanmış…”kaldırım taşları” da şiir kitabının adı…
Ailenin kitap kurdu olarak, bunu da tekelime almışım…Yeni okumayı öğrendiğim yıllar olmalı…kurşun kalemle yazıyı,üst satıra kopyalamaya çalışmışım…Bir “F” harfi var…ara sayfalarda…sonra “FA” olmuş ve son sayfada “FATMA” oluşmuş…
Diyor ki Osman Sulhi Aksu “Bu kitap,zamanla maziye karışan her şey gibi teker teker kaybolan gençlik hevesi şiir denemelerinin kaybolmamalarını temin maksadı ile bir araya getirilmiştir.
Başka bir gayesi yoktur…”
Kitap mis gibi saman… ve zaman kokuyor…Öylece… onlarca kez kokladım…Babama da götürdü beni…
Aradım ve buldum kim olduğunu…polismiş kendileri…belli ki babamın arkadaşı…1950′li yılların sonlarında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Kısım Amiriymiş…benim babamın yanına gittiğim yıllar…Kesin onunla da o bitmez konuşmalarımı ve sorgulamalarımı yapmışımdır…her bir şeyi öğrenme hevesimle…Emniyet müdür muavini Necdet Uğur ‘dan da bahsediliyor…Evet! anımsadım…O’nu da tanımıştım…şu an yalnızca adını anımsasam da…
Ansiklopedik Polis Sözlüğü’nü hazırlamak için yıllarını vermiş…yazıyor,Hürriyet-internet sayfasında…Anımsayamadan yüzünü…okuyorum anılarını…ve sonunda “vefatlarımız.com” çıkıyor karşıma…Emniyet müdürü ve polis başmüfettişi Osman Sulhi Aksu vefat etmiş…20.05.2007… bir hikayenin daha sonu…Allah rahmet eylesin…
Kaldırım Taşları
Eğdirir başları
Düşmemek için
Renkli cilâlı taşları
Yıkanır,paslanır
Köhne bir duvara yaslanır
Bozuldukça yaşlanır
Yaşlandıkça renklenir
Kaldırım taşları
Yağmura ayrı bir renk verir
Binbir sır ve hatıra ile erir
Yosunlaşır,güverir
Ne ser,ne de sır verir
İhtiyatsız gezenlere
Seslenir…seslenir…
Kaldırım taşları.
Şimdi geçmek istesen o yoldan
Ne o yol,ne de o renk vardır
Ne de ıslak,paslı taşları
Bir hatıra ile silinmiştir;
K a l d ı r ı m t a ş l a r ı
1954 İstanbul
O kaldırım taşlarının üstünden geçmeye olanak yok,gerçekten…Arasında otların bittiği…kaldırım taşı mı kaldı?…Asfalta büründü her yer…gri…sevimsiz…ve bize yukarıdaki o güzelim mısraların yaşatılamayacağı…
Lale devri çocuklarıyız biz…doğru Sezen Aksu…belki de son yaşayanları…ya da içinde son yaşatanları…bir kez daha inandım…duygu yüklü ve değerbilirleriyiz…
Ne diye çıktım yola…babacığımın bir anısı ile arkadaşını tanıdım,ozan olarak…Yarım asırlık bir yolculuğu yaşadım yeniden…Küçücük bir kız çocuğu oldum…babasının elinden tutup gezmeye,işe götürdüğü…armağan kitabını aldım elime…kokladım…kokladım…o günleri yeniden yaşadım…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 54, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın