25 Ağustos, 2008 tarihinde fatosh yazmış
foto:Değer Altunay

foto:Değer Altunay

İstanbul’umun yakıcı sıcağında,sokaktaydım dün…sıcaktan öte nem oranının % 75 olduğu ortamda…az biraz daha çaba gösterse, su içinde yürüyecek ya da yüzeceğiz…En güzel an, motorla karşıya geçiş…denizden gelen az da olsa serinliğimsi durum,denilebilir…

Taksiler müşteri kapmak için yarışıyor … yağmurlu,çamurlu günlerin aksine…o günleri de özler olduk…Yoğun ama yürünebilir bir İstanbul…Alışmışız ya neredeyse omuz omuza yürümeye … köprü geçişlerindeki tabelalar gibi…”yoğun,akıcı” diyesim geliyor…

Mola yerim gölge ve esiyor…şükür…Güneş yoruyor mu ne?… kalakaldım,oturduğum yerde… bir hamak olsa uzanıp, uyuyuvereceğim… Bir incir ağacının gölgesindeyim…nasıl kaldıysa… ara yerde değil üstelik…Büyüyememiş ama her nasılsa olgunlaşıp düşen incirler var,yerde…Minicik serçeler,karınlarını doyuruyor…Beton ve asfaltlara inat,böyle ufak doğa parçaları var…gözü okşayan …sağ yanımda göğe tırmanmış bloklara da karşı gelen bir görünüm…

Sırtımı döndüm,geçen arabalara…sesleri ulaşıyor kulağıma…şehrin deviniminden çıkan uğultuyla birlikte…Dinlenemiyor İstanbul’um…gecesiyle,gündüzüyle…yoğun ve yorgun…

Saydım tam 15 minik serçe… yanı başımdalar…küçücük koparışlarla yeme çabasındalar,incirleri…Kesme şekeri gagalıyor bir minik…öteki ortak olma çabasında,itişiyorlar…vermiyor,sahip çıkıyor yiyeceğine… derken bir başkası geliyor yanına ve alıyor ondan şekeri…sonrasında o da sıkılıyor ve bırakıyor…Gitgide çoğalıyorlar…bugün onlara kalmış bu toprak parçası…Dilediğinizce yiyip,oynaşın…kıpırtı bile yapmam yanınızda…Bu hor kullanışla dünyamızı…çok değil sizleri de yitirip gideceğiz…kendi yaşam alanlarımızla birlikte…

Osmanlıca yazılı “Acımak” kitabı var,yanımda…Reşat Nuri Güntekin’in…Türkçesini okudum da o kadar emek verdim,öğrenmek için…unutmamalıyım Osmanlıca’yı…ara ara okumalıyım…ama çevreye bakmayı yeğledim şimdilik…Kağıt kalemim elimde…notlar düşüyorum,boş sayfalara…

Bir kamyonetin rölantide sesi var arkadan gelen…tekdüze bir zırıltı…sinir oluyorum,serçeleri rahatsız edecek diye…Adamcağız işini yapacak işte,ne yapsın…Uzaktan gelen ambulans sireni katılıyor,bu sese…Sanırım trafik sıkıştı,ses sürekliliğini koruyor…Kim bilir neler oluyor,bir yerlerde?…Can bu,yetiştirilecek hastaneye…Evet…arabalar dizildi sırt sırta…tıkanıklık var,besbelli…Ne çok araba…her birinde tek kişi…

Ayrılma zamanı geldi,buradan…yine sıcakla boğuşmak gerek…Çıkmasaydım dışarı iyiydi de olmuyor…yapılması gerekler bekliyor,dizi dizi…

Serçelere bakıyorum…huzurları kaçmış…ağaca uçup ,yere konuyorlar sıklıkla…üzülüyorum…değerini bilemediğimiz doğamız için…hep birilerinden bekleyişimize de…

Mevsimler ayrımsamadan kayıp gitti…bizler uyum sağlama aşamasındayız…ve uyuyoruz…çoğu konuda olduğu gibi…Bugün “çevrecileri yaka paça toplayıp götürdüler” haberi gözüme ilişti gazetede…”Greenpeace” nedir?… hiç ilgilendik mi?…Birileri bizler için,dünyamızın geleceği için…bir yerlerde eylemler yapıyor…TV de dinliyor,gazetede okuyoruz… yalnızca dinliyor ve okuyoruz…kendi adıma böyle diyebilirim…

Geçenlerde yine okudum…yediğiniz her meyvenin çekirdeğini toprağa gömün…belki tutar diye…heveslendim de ne oldu…yine toparlayıp çöpe attım…Toprağımız kupkuru…yağmur “es” geçiyor şehrin üzerinden…Bilimsel nedenlerini okuyorum…yapılması gerekenleri de biz “es” geçiyoruz…demek haklı bulutlar…Tuz gölü ikinci büyüklükten çıktı…yok artık…Mevsimler bir üst paralelde sürdürmeye başladı geçerliliğini…Biz yine de günü kurtarma peşindeyiz…Hangi günü?…

Deprem gerçeği yanı başımızda ve ben sıklıkla yazıyorum da ne yapabiliyorum…Yineliyorum ki en yakınlarım dahi konu açıldığı an… toz oluyorlar yanımdan…Nereye kadar bu kaçış?…olunca “vah-vah” ları diyebilmek için mi?…Jeofizik öğreniyorum ve de fayların karakteristiğini,anlayabildiğim kadar…Marmara Denizi’ndeki fayları ve de eski depremlerin oluş biçimlerini…Gelse de bileceğim tarzda gelecek amansız düşman…Tanımaya çalışıyorum düşmanımı ki gereğinde önlemimi alabileyim…

Her dem havalarda uçmuyoruz…ayaklarımız kuşkusuz yere basıyor…ama ne derece yeterli kararlılıkta…Yıllar öyle çabuk geçiyor ki sürekli uyarılıyoruz…gerek bilim insanlarınca…gerekse doğanın kendi tarafından…ama ne denli ayrımsayabiliyoruz?…

Yazımı sonuna dek okuyan dostlarıma teşekkürler ediyorum…Gerçekler nedense çoğu kez yadsınır…başa geldiğinde de “balık hafıza sendromu”nca unutulur…Ben de içinde olmak üzere biraz duyarlılık diyorum ve de yapıcı olmak……her konuda…

Sevgiyle kalın…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 19, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın