22 Ağustos, 2008 tarihinde fatosh yazmış

foto:Değer AltunayYine o güzel yerdeyim… yazarken de deniz kıyısında oturduğumu varsayacağım… çünkü evlerin içi çok sıcak… dışarıya çıkmadım bugün, bilemiyorum… çekmedi içim…

Tek kitap götürmüştüm yanımda ve soluksuz bitirdim…  Evde başka kitaplarım vardı… çoğu benim, bir bölümü armağan…  Ya yeniden kendi kitaplarımdan okurum ya da armağanlardan seçerim diye düşünmüştüm ki onların da veriliş öyküsü var…

Şefik Bey… rahmet olsun O’na…verdiği kitaplardan seçip okurken o güne gittim…Eşim en küçük çocuğum derim…şaka da olsa bir gerçek payı var…Futbol çoğu erkeği ilgilendirir de onu bir daha da çok… “bizi” konumuna getirecek denli…Evlendiğimiz yıl dünya kupa maçlarıyla tanıştım ve tüm kuralları ezberledim…futbolla yatıp kalktık, sonrasında aynı şekilde sürdü… ek olarak kendi de halı saha maçlarına gidiyordu…ve çok kez sakatlandı…

Menisküs operasyonu…yetmedi alçıya alınmalar…uğraştık…yine de hiçbir şey engel olamadı…Bel fıtığı operasyonu,üç ay yatış,altı ay çelik korse…o da unutuldu…Ayağının kalçaya kadar alçıya alındığı bir dönem…yazlıktayız…evde kitap okuyarak bekliyorum… Sanırım kıyıda ve balkonda sürekli okuduğumu gördü Şefik bey, elinde kitaplarla eşime “geçmiş olsun”a geldi…Ne çok sevinmiştim…Yitirdiğimizde son olarak başında bu kez Kur’an-ı Kerim okumak da bana nasip oldu…Teşekkürümü böyle mi gösterecektim diye oldukça duygusal anlar yaşamıştım…

Bu gidişimde onun sayesinde iki kişiyle tanıştım…Durcan Yaşacan öyküleri…”Bir Yanın Bahar Kalsın” ve Muammer Bilge’nin şiirleri “Yaşamın Dalgalarında Kağıttan Kayıklar”… Önce Durcan Yaşacan’ı seçtim…öykülerini…birinin adı “Ayakta Yarım Ayak”…”Ne ekmek pamuk gibi her zaman yumuşak,Ne herkes kahraman,Ne dostlar vefalı her zaman”…diyor başlangıcında…Güneşin varsıl evlerin odalarını yeğlediğinden dem vurarak “balkonumdaki mor menekşenin noktalı yapraklarına da,bir yetimin yanağını bir varsılın okşayışı gibi,günde bir kez sürünüp geçiyor”… öykü içinden bir bölüm…

Aynı öyküsünün bir yerinde de mahallesindeki bir yaşlı adam ile söyleşisinde”Havayı görüyor musunuz,havayı?… Ya soğuğu?Peki evimin içine hiç girdiniz mi?O yok,bu yok…”diyor…Yaşlı adam”Bizde de yok…”diyerek,eklemeler eşliğinde şöyle bitiriyor…”Bu yaştan sonra beklemiyorum da artık.Hiç olmasın ama insan olmak için,ne gerekirse hepsi var.Yoklarına ve yakınmalarına bakılırsa,sende de var.Önemli olan da bu işte…hatta zor olan da…Herkesin “var”ı olabilir ama herkesin “yok”u olamaz.Çok “yok”u olan daha çok insandır,bana göre.”…Sonrasında kendinden başka örnekler vererek açıklamalarını sürdürüyor ve “kimsenin önünde diz çökmediğini belirtiyor”…öykü yazarını düşünmeye yönlendiriyor…

Çoğumuz kendi içimizde yaşamaz mıyız yokluklarımızı?…herşeyin yolunda gittiği görüntüsüyle…bu da bir onurdur… içtenlikle katılıyorum…Bu zamanla kazanılmaz ve varsa sürdürülen bir olgudur…yineliyorum…onurlu bir davranış biçimi…bana göre…

Kitap kapağının arka yüzünde fotoğrafı ve “Ezbere sevdiğim sevdalarım var,dolu dolu, uzak uzak, özlem özlem….Onların da var…Kimse kimsenin değil ne de olsa,herkes istediğinin,anasını satayım!”…yazmış…

Biraz benimseyiş ve biraz da reddedişle karışık isyan…gibi geldi bana…İnce bir kitaptı ve çabucak bitti ama içeriği düşündürücü ve akılda işleyişini sürdürecek bir kitap…

Okudum…paylaştım…çoğu yazıları da…Öyküler,şiirler ve diğer yazılar…çoğu kurgu dense   de…içinde benim,senin…bizlerin yaşam parçaları var…ve bu yüzden kimimiz o kitap ya da şiirde…kimimiz bu kitap ya da şiirde kendimizden ya da yakınlarımızdan, parçalar buluyoruz…daha bir içtenlikle okuyoruz…

Öyküler ayrı da olsa… yaşam paylaşılıyor,çünkü…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 54, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

“Öyküler ayrı da olsa… yaşam paylaşılıyor… (2)” yazısına 2 Yorum yapılmış

  1. elinize beyninize sağlık. kısaca söylemek istiyorum…
    ben de olsan edebiyatımızda önce DURCAN YAŞACAN’I seçerdim. sağolun…

  2. Merhaba Özge;
    Yorumunuz için teşekkürler…sevgiler…

Yorum yapın