Sıcaklardan kıpırdamak dahi istemeyen ben… öyle bir bunalmışım ki… öğle sıcağında Kadıköy’e gidecek denli… ve hoş bir sürpriz… hızlı feribota doğru giden kıyıda sergi açılmış… Standlarda kimi el emeği,çoğu hazır giyim, aksesuarlar, parfüm sergileniyor… Yiyecek bölümleri ve oturup dinleneceğiniz yerler de var… Önünde uzun süre oyalandığım,bir de kitap standı… ikiye ayrılmış ortasından, tahtayla… % 25 ve %50 indirimli satılıyor…
Nasıl yol aldığımı anlamadan yürüdüm… balonun yanındaki Hayal Cafe’ye girdim… Saat 12.30 ve gölgede püfür püfür esen rüzgar eşliğinde… Topkapı Sarayı’ndan Karaköy’e o güzel görünümü izliyorum… Haydarpaşa karşımda duruyor… üst tarafında Gata… Görüntüyü bozan Harem’deki gümrüğe gelen gemilerin yükünü boşaltmak üzere hazır duran,kimi yük boşaltan vinçler… demir yığınları… Gerekli mi evet… ama hoş durmuyor işte…
Kitabım, Gül İrepoğlu’nun “Gölgemi Bıraktım Lale Bahçelerinde”…kulağımdan gelen hafif müziğim…Beni huzura erdiren bir ortamdayım…mutluyum…
Deniz temiz…az gerideki motor ve vapur iskele kıyısına göre…Deniz Otobüslerinin biri geliyor,biri gidiyor…aralıklı…ve de ne yararlı…Kısa bir sürede ulaşıyorsunuz…örneğin Bakırköy’e…iki araç kullanmaktansa…Eminönü’ne git,oradan başka ulaşım aracına bin…yapmaktansa…zaman açısından kazanım ve de klimalı bir ortamda yolculuk…
Uzun süre ara ara sert esen rüzgarla boğuşarak,okuyarak ve eski deyimle “temaşa” ederek İstanbul’umun görünen kadarını…oturdum…Dönüş yolu yine standların arasından…ne de sıcakmış meğer…molalarla sürdürdüm…olası değil süreklilik…
Yakın çevreme gelince,cadde üzerinde 7eleven da bir şeyler atıştırmak üzere yine mola verdim…Sağlı sollu arabalar park etmiş…ortada yolun gidiş ve gelişini ayıran şerit…ve sıklıkla trafik ışıkları var…duran,kalkan arabalar,yoğun insan geçişleri…Oturduğum yerden gördüğüm kırmızı ve yeşil yanışlarındaki geri sayım…yine yaşamı getiriyor aklıma…
Yan masada bir kadın oturuyor,sandalyeye kayışını bağladığı köpeğiyle…Masanın altındaki seramik kapta,köpeğin suyu… kalkarken kabı alıp,torbasından çıkardığı bezle siliyor ve yine torbasına koyuyor…aferin ona…Geçenlerde de yine köpeğini gezdiren,şık bir kadına rastladım… Elinde naylon torba vardı…köpeği pisleyince,hemen torbaya alıp çöpe attı…yanına gidip kutladım…Kutlama gerekmiyor,yapılması gereken bu ama sokaklarda öyle çok pislikler görüyorum ki…Eğer bir işi üstleniyorsanız,elinizden gelen titizliği de göstermeniz gerekir…çevreye ve yaşam bölgesini paylaşan diğer insanlara karşı…
Çalışanlar,servislerle dönüyor,evlerine…Çeşit çeşit arabalar geçiyor önümden… markalar… hiç aklımda tutamam…gereksiz gelir tanımak…Üstü açık,minicik bir araba,metalik gri…iki kişilik…oyuncak araba gibi…fiyatının öyle olmadığına eminim…
Ne çelişki…okuduğum kitap Lale Devrini yaşatıyordu bana…Padişah-ı hümayunun ve yakın dostu,aslında onun bilip de musahibi Levnî’nin bilmediği, kardeşlik ilişkileri… derken…birdenbire kimi arabaların, hoparlörlerinden dağılan feci bas sesi eşliğinde …güne geçiş yaptım…Tırmaladı kulağımı…çünkü biraz önce Çırağan’da vezir İbrahim’in düzenleği şenlikte musikî dinliyordum…
Birazdan yeni bir geçiş yapacağım…eve yürüyerek,gerçek yaşamıma…Böyle özgürce yaşadığım günün ardından,pek de heves edilesi değil…Özlemişim masum,felekten bir günü…deniz kenarı,çay,kitap ile geçen…yetiyor bana…önemli olan sağlık ve huzur…
Evet!!!bizim tayfalar gemiye dönme yolundadırlar…ağır ağır ben de ulaşayım…Miçonun daha önce gitmesi gerek,değil mi?…Kaptan deseler de… yutturmaca… beklenen… miçoluk…
Sağlığım,huzurum,mutluluğum en önde gelsin…gelsin ki çevremle paylaşabileyim…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 26, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın