1 Temmuz, 2008 tarihinde fatosh yazmış

foto:Değer AltunayHiç ortaları bulamadım…En üst ve en alt katlarda geziniyorum…Bir yerlerden bağlantı var…ne ola ki?…uçlarda olan kim?…
Joy FM ve deniz manzarası eşliğinde  kitap ve kağıtlarımlayım…huzurluyum…Bir yanda Kumburgaz…bir yanda Marmara Ereğlisi…poyraz  ya esen…Yalova görüntüde yok…alabildiğine masmavi Marmara…

Henüz sıcak ortalık…birkaç kayık ve motor dışında deniz de boş…daha kıyıya inilmez…hele bir serinlesin…gece de dayanabildiğim kadar uykusuzluğa…yine kıyıda olacağım…özlemişim…Ya o beni?…onun benden haberi var mı ola?…
Geçen yıl gece pazarından aldığım dört bambu uzantısından oluşan çan…usul usul tıkırdıyor…hafif rüzgarda…balkonda yazıyorum…kağıda…sevdim ben bu ortamı…dileğim,yine yine gelmeyi başarabilmek…Uzun süre olsa “kal” gelir mi?…her şey olası…gel gitlere bağlı…

Julia İglesias eşlik ediyor şu an radyoda……daha ne istenir ki…Siteye gelen giden arabalara da göz atıyorum arada…doluluk oranı az…ekonomik koşullar hepimizi her geçen yıl daha da etkiliyor…Yıllardır buradayız artık “dul ve emekliler sitesi” taktık adını…öyle çok yitirdiklerimiz oldu ki…çoğumuz da emekli…hayal etmek güç değil…yanısıra farklılıklar da var doğal olarak…az…sayıda…

Sporkent,Erseven’den yana denize çıkan araç sayısı çoğaldı…serinlik denilebilirse…oluşuyor…eh!gayri ufak ufak kıyıya yol alabilirim…
Çoktan doluşmuş insanlar serinlemeye…kalabalık…geçen gelişimde beğenmedim denizin rengini diyerek girmemiştim…bugün asla o lükse yer vermeyeceğim…vee özlemin bittiği an…serinlik ve verdiği haz…ardından duş ve buz gibi bir soda…ve yine deniz…

Yazlığa gidişimizden itibaren…tam onyedi yıl ayağımın yere basmadığı yerde yüzmeyi reddettim…1999 Marmara depreminde TV de insanları yutan denizin görüntülerini izledim…Bir süre sonra kıyıya indim…arkadaşlarımın şaşkın bakışları altında iskeleye gidip denize girdim ve yüzerek açıldım…”gel, beni de al” diyerek…O denli sarsılmış ve etkilenmiştim ki…psikolojide adı her ne ise…ben o tepkiyi verdim…Şimdi açıklara gitmiyorum ama kıyılarda da değilim…

Arkadaşlarım bu hafta yoktu…biraz eşimle oturduk…o arkadaşlarının yanına gidince…sevdiğim denizime baktım bol bol…dinlendirdim gözlerimi…Pek çevreyle ilgili değilim ya…kendim takıldım…müzik ve kitap…olmazsa olmazlarımla…Kim bir yıl süresince ne yapmış,neler olmuş onları ilgilendirir…Köy gibi…herkesin birbirini tanıdığı ortam…ama kitabını okursan yaklaşılmazsın…yeğliyorum…

Gece bir de mehtap eşlik etse iyiydi de onu da denk getiririz inşaallah…Kumburgaz’dan havai fişek atıldı…düğün mü var ne?…Işıltılar sınırlı kalıyor…canım İstanbul Boğazı’mın canlılığı yok…bak karanlık denize…koca bir boşluğa bakar gibi…yine de kokusu bile güzel…

Güzellikler neden çabucak geçer de…oluştu mu bir sıkıntı…saniyeler geçmek bilmez…Ya da her güzel şeyin bir sonu vardır…dönüş geldi çattı…Küçük çocuğu olanlar, eskiden bizim olduğumuz gibi temelli gelenlerden…özendim…Süreyi uzun tutmak ve gelmeyi sık yapmak gerek…yazdım bunu belleğime…zorlayacağım şartları…Aslında dinlenmeyi hakettik de nedir şu dünya işleri…bitmeyen…ne garip…”harç bitti,yapı paydos”…denilene dek sanırım…Şartları zorlamanın doğruluğuna bir kez daha inandım…yaratacağız dinlence aralıklarını…özlemin bittiği anları sıklıkla yaşamak istiyorsak…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 25, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın