18 Haziran, 2008 tarihinde fatosh yazmış

foto:Değer AltunaySürekli aynı işi yapmaktan hoşlanmam…üç kitap birden okunmak üzere hazır durur yanımda…üç iş birden yapıyorumdur aynı zaman diliminde…üç yemek birden pişiriyorumdur…ocak üstünde…gibi…üç veya dört ya da iki iş…o değil önemli olan…tekdüzeliktir beni yoran…değiştiremediğiniz şeyleri kabullenin demiş ya birileri…o benimseyişin tekdüzeliği içinde ortaya çıkan…aykırılıklar…belki de…

Bir yere giderken çevreme bakarım…onlarca insan…kimi koşarcasına yürür,bir yerlere yetişecekmişçesine…kimi ağır ağır yol alır,varacağı yeri yokmuşçasına…kiminin dudağında gülümseme…kimi üzgün ağlamak istercesine…kimi aylak gezer…ne istediğini bilemezcesine…

Dün eski rölyeflerime göz attım…bir kaç bitirilecek var..işi az kalanı öne aldım ve yeni bir taneye başladım…Elim çalışırken folyo üzerinde…belleğim de rutin çalışmasını hızlandırır…dur, derim çoğu kez…kurcalama geçmişten…dem vurma gelecekten…yaşa günlük, çoğu insanlar gibi…sorgusuz…olağan sayarak çoğu şeyi…

Elimi dinlendirirken…çevreye göz attım…gecenin sessizliğinde…yanan ışıkların süzüldüğü pencerelere…Kapalı kapılar ardındaki yaşamlar…nelerin olup bittiği içinde yaşayana özgü…sözüm ona ışıklı pencereler…Yıllar önce bir film vardı…izlediğim…”Arka pencere…Alfred Hitchcock’un”…sonraları denk geldiğimde bir kaç kez yeniden izlediğim…aklıma düştü…Ben ışık altında çalışıyorum da…var mıdır gölgeler içinde birileri…yalnız gecelerine arkadaşlık ettiği,yanan ışıklar altındakilerin…

Az katlı ve aralıklı sıralanmış evler konum olarak,bulunduğum yer…son yapılan evse yolun konumunu kendinden yana vurgulayarak kullanmış…ve  bana göre devasa iki ev yapışarak bir bütün oluşturmuş…Yanan onlarca ışık…dışarıya süzülen, arka pencerelerden…nelerin olup bittiği kendilerine özgü…

Araba geliyor bir,iki…evlerinin garajı yok belli ki…belki de dolmuş…Park yeri arıyorlar ve boş buldukları bir aralığa sokuşuyorlar…Gençten bir çocuk…bir apartman görevlisinin çocuğu…akşamüstü düzgünce toplayıp konteynere attığı torbalara karşıt…elindeki şişeyi bir taşa fırlatıyor…patlıyor gecenin sessizliğinde…adeta…bir öç alış gibi…Bir taksi duruyor ve genç bir kadın koşturarak yandaki eve giriyor…ya toplantısı uzadı…ya da yemekten geliyor,arkadaşlarıyla yediği…gece onun içinde bitti mi?…yeni mi başlayacak ev içi işine?…belki de yarın işe giyeceği giysiyi seçmeye…

Giderken bir yere karınca gibi insan çokluğunu gördüğümde ürküyorum…nasıl bir bütün olunur…nasıl yaşanır birlikte…ve en önemlisi bir afeti anında, doğanın…nasıl yardımcı olunur…hiçbir olağan dışı durum olmaksızın,baş edilemeyen bu yoğunluğa…TV lerde “gerçek” olarak yakın görülen doğanın silkinişine…

Yakalayamadığım önden koşturuşlar…iş…pencere…afet…de güzel yanı yok mu hiç…gece işte…karanlık ya…oysa bunun gündüzü de olacak…Gece de olsa buluruz güzellikler…olmaz mı?… nefes alabiliyorum… sağlıklıyım,olabildiğimce… çiziyorum,yazıyorum ve düşünüyorum… öyleyse varım!!!…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 34, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın