6 Nisan, 2008 tarihinde fatosh yazmış
foto:Talat Türkoğlu (albümünden)

foto:Talat Türkoğlu (albümünden)

Üsküdar’daydım dün… yolumun üstündeydi…geçerken dayanamadım ve Doğancılar Parkı’na girdim… oturakaldım… eskilere gittim… uzunca süre… güne geçiş yapamadan…Zaman… nasıl geçtin be dostum… yoksa  değil misin?…ne ikilem… Gelmesini bir heves beklediğimiz zaman dilimleri ve koşar adım geçen, akan zaman… Kendisi değil mi yaşamın… ikilemlerle dolu?… yoksa çok bilinmiyenli denklemlerle dolu diye mi tanımlasak?… sonunda “eşittir doğru sonuç”sa tamam diyebildiğimiz…

Karıncaları izlerim kimi kez,nasıl bir düzen içindeler ve öylesi çok… Toplu gördüklerinde bazı insan(?)ların ayaklarıyla ezmeye çalıştıklarına da tanık oldum…yetişebilip engellemeye çabalasam da…Oysa o kümeleşmelerin ne çok anlamı var…öğrenmek,anlamak isteyene…Ne bakar görmez insanlarız biz…araştırmaya gerek duymayan,yüzeysel,sığ…istisnalar kaideyi bozmaz… İnsanları da karıncayla benzeştiririm çoğu kez…kalabalıklar içinde oradan oraya koşuşturan…ama algılamalar,duyarlılık ve tepkimeler dışında…karınca topluluğu ile kıyaslanamaz asla…yoğunluk açısından yalnızca…

İşte öyle bir yoğunluk vardı parkta…ihtiyarı,genci,çocuğuyla…Parka girdim” bismillâh” oturup yazmaya başladım,kitabım da masa görevinde…okunmaya hazır bekliyor elimin altında…İlk gördüğüm üç renkten peyzaj çalışılmış sümbüller…arasına atılmış sarı,mor,lila,kırmızı laleler karşısında bir banktayım….Yazımı aralayıp,çevreme bakmaya zorluyorum kendimi…yoksa yazıyı bırakıp,kitap okumaya geçerim ben…Sanırım aklımı sürekli uğraşır durumda bırakma çabalarım…hele bir akışına bıraksam…hayat zor…hoş olmayacak getirisi…

Çevremdeki bankların tümü hemen hemen yetmiş yaş ve üstü oturanlarla dolu…güneşe dönmüş yararlanan…Tam sağ yan karşımda, kalan saç tellerini simsiyah boyayıp güneş gözlüğü takmış bir ihtiyar delikanlı oturuyor…”ah, doğallık” dedirtircesine…sol tarafındaysa gözlüklü,kasketli tonton biri…konumunu benimsemiş…tek ayağını altına toplayıp,yüzünü güneşe vermiş,ışınları sindiriyor…Yanımdaki bankta iki eliyle bastonunu kavramış,başını ellerinin üstüne koymuş…o konumda ağzı çok aralık (nasıl oluyor,hayret) biri daha…Allah’ım ya ben?…Eh biri de yazsın benim görünümümü…parka gelmiş;tek amacı,tek dayanağı kağıt kalem gibi(öyle mi yoksa) sürekli kalemi kağıt üzerinde kayan bir tip…mi?…diyecekler…

Çocukluğumda Üsküdar iskelesinde karşılıklı duran iki arslan vardı…annem gezmeye götürdüğünde üstüne binmek için can attığımız…Doğancılar parkının ortasına koymuşlar şimdi…bir kaide üzerinden,minik havuz kalıntısını izliyor,üzerinde kalmış son heybetiyle…Havuza su biraz üst tarafındaki depodan gelirdi,minik bir yapay dere bağlantısıyla…üzerinde mini bir köprü yapılmış…Küçüklüğümde o köprü bana ne büyük gelirdi.Üstüne çıkıp bana kocaman bir göl gelen suya bakardım aman ne büyük olaydı,izin verilmesi…İçine düşmekten ne denli korkardım.Gidip köprünün üstüne çıktım…”ne kurgularmış…çocuk yüreği işte”…Gölüm(!) zavallı durumda,derem(!) kurumuş…Çamur deryası havuzun çevresi çiçeklerle bezenmiş…içindeki kırmızı,kavuniçi,sarı balıklarım da yok artık…Pembeler giymiş küçük bir kız,bir yerlerden bulduğu sopayla içini karıştırıp olanca çamuru dipten  kaldırıp,bulandırıyor…Çocuğun biri de güllerin yapraklarını koparıp havuza atıyor….Cici giyinmiş çocukların,havalı anneleri cici çocuklarını izliyor…(?!?#) pes doğrusu…

Bankıma geri dönüyorum…kasketli,gözlüklü beyefendi sesleniyor…”Bu masalar niye geldi?” diye…Çimlerin üzerine masalar ve tabureler koymuşlar…bir hazırlık yapılıyor…gidip soruyorum…bir TV çekimi yapan ekip,gelip yemek yiyecekmiş…Beyefendi,gidip sorana kadar rahat vermediği bana teşekkür ediyor…Gene sesleniyor”ne çalışıyorsun,TV yarışmalarına mı katılacaksın?” diye…Keyfim için okuduğumu,böyle bir şey yapmayacağımı söylüyorum….”TV ye çıkarsan,beni ara,ben onları izliyorum,seni de izlerim kızım ” diyor…Konuştuk ya, telefonunu Allah bana malum edecek,olmayacak şeyi yaparsam…

Üsküdar’ın meşhur cuma pazarı,yol yapımları nedeniyle cumartesiye kaydırılmış…Pazara giden,gelen kadınlar var…Geçerken ille de yanıma oturuyor ve ne okuduğumu,yazdığımı soruyorlar…Kulağımda da müzik dinlediğimden kulaklıklar takılı,buna rağmen yaşlı adam ve yanıma gelip oturan kadınlar duyurmaya çalışıyorlar sorularını…

Oturduğum yerden itfaiye binası da görülüyor.İlkokulda getirip dolaştırmışlardı…En hoşuma giden,yukarıda  kaldıkları bölümden acil durumda aşağı doğru kaymalarının sağlanması olmuştu.Bir de su depolarının olduğu araçlar.O depoların dondurmayla dolu olduklarını ve hortumlarından dondurma fışkırdığını hayal edip,bayılmıştım bu düşünceye…Aaa bir de şapkalarının arkaya doğru uzanımı…Neye yaradığını düşünmeden,çelik miğferlerin görünümüyle benzeştirmiştim….komikmişim…

Eski günlerim,çocukluğum,parkım…Sonraları iki oğlumu da az getirmedimdi…ama hiç bir zaman havuza sopa uzattırıp,çiçek yapraklarını kopatmalarına izin vermeden,nedenini anlatarak…annem de bize izin vermezdi…Fotoğraf da çektim…sümbülleri,laleri değil…yeşermeye başlayan ağaçların,birbirine kavuşmaya çabalayan dallarının arasından… ulaşılmaz görünen…dingin gökyüzünü….

Hani derler “gün geçer,devran döner”…öylesi bir gün yaşadıklarım…Doğancılar Parkı neler yaşattın bana böyle…İyi ki geçmişim yanından,iyi ki bir uğrayıp hatırını sormuşum…da asıl hatırı sorulan ben mi oldum ne?…Geçen yıllarıma döndürdün ve üstüne bugünü de yaşattın…

Sevgili dostlar,kısa ve özlü yazmanın önemi hep vurgulanır da paylaşımlarım çoğu kez ne denli uzun oluyor…yazdıkça gerisi,ötesi geliyor…1-paylaşacak ne denli çok birikimim varmış…2-yaşlandıkça çenemi pardon yazmamı tutamaz olmuşum…Ben birikimdeen,birikimdeen diye oyalanıyorum…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 451, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

“Üsküdar Doğancılar Parkı…” yazısına 15 Yorum yapılmış

  1. bir üsküdarlı olarak , aslanların yerini öğrenmiş oldum sizden :) benim de çocukluğumun güzel hatırası o aslanlar , birde yapı kredi bankasının leyleğini unutamam :) , çocukluk günlerimin zeynep kamil deki parkı şimdi yerle bir , ben kardeşim ,kardeşimin minik kızı az sallanmadık salıncağında , şimdi benim kızım eğer yeniden yapmazlarsa bilmeyecek orda bir park olduğunu , evlendikten sonra şimdi oturduğum semtte bir tane bile park yok , yaz gelince babaannesi taa sahile inmek zorunda kalacak , bizler çok daha sanşlıydık şimdiki miniklerden sanırım sevgilerimle

  2. Sevgili Figen ya da merhaba “hemşehrim”;
    Eski yazılarımda da sıklıkla değindiğim gibi Üsküdar’da doğdum,büyüdüm ve çevresinden uzaklaşamadım…Oğullarım da Zeynep Kamil Hastanesi’nde doğdu…Yeni eklenen yerleşkeler dışında her milimini bilirim ve eskiler anılarımda…Şu an Zeynep Kamil’de açılmış olan “Kerem Yılmazer Tiyatrosu” da ne yazık ki lanet teröre kurban verdiğimiz ve 21.11.2007 tarihinde “Nereden başlasam…Teröre lanet” yazısıyla ölüm yıldönümünde anmış olduğum dayıcığım “Kerem Yılmazer” adına açılmıştır…ve bir anda benim için oğullarımın doğduğu bana sevinç veren semt,buruk bir hüzün duygusu da barındırır olmuştur…Göksel Kortay gibi değerli bir tiyatrocu,sanatçı olan yengeciğimi ve bizleri de o günden bugüne dek ve yaşayacağımız kalan yıllarımız süresince derin bir özlem ve keder içinde yaşamaya mahkum etmiştir…İşte anılar,paylaşımlar…kimi sevinç…kimi buruk bir hüzün getiriyor…Her şeyin güzel olması,geleceğe umutla bakmak adına…Sevgiyle kalın…Hoşça kalın…

  3. öncelikle başınız sağolsun , böylesi ölümleri kabullenmek çok zor allah sabır versin , o patlamada 8 aylık hamile olan kızkardeşimin kızı 4 yaşında olmasına rağmen hala yüksek sesde kulaklarını kapatıyor , elektrik süpürgesi bile çalıştıramıyoruz yanında , o gün birçok insanın hayatından bir şeyleri götürdü geri gelmemecesine….
    herşey güzel olacak herşeye rağmen sevgilerimle…

  4. Sevgili Figen;
    Sağolunuz…Yiten her bir can için acı çeken herkesin başı sağolsun…Çoğu kişide travmaya neden olduğuna da…tüm yazdıklarınıza da içtenlikle katılıyorum…Umudumuz tükenmesin…Sevgilerimle…

  5. Talat TÜRKOĞLU
    Eylül 28th, 2008 at 21:13

    Allahtan park fazla bir değişikliğe uğramadı.O arslanları bende bilirim,anılarımda birinin üstünede binmişliğim var.
    Maalesef parkımızın havuzu ‘Modernleştirildi’ içinde balıklat,hatta
    kurbağaların iribaşlarıda yok.Acaba bir kaç balık atsam fena olmazmı ?
    Annelere gelince ben onlara çok dargınım,onlarda modernleşme uğruna
    gevşek çocuklar büyüttüler.
    Daha ilk okula gitmeden aile ocağında başlardı eğitimimiz,yere çekirdek
    attığımı hatırlamıyorum.İlkokulda, III ncü Selim İlkokulunda Naciye
    Öğretmenin sanki yüzlerce gözü vardı,bir hatamız olacak diye azmı korkuyorduk . Çoğun yetişmesinden sanki bütün mahalle sorumluydu.Mahal
    ledeki ağbilerin yanında sigara içemezdik.
    İyiki parkta yaprakları suya atan çocuklara müdahale etmemişsiniz.
    Sevgiler,saygılar.
    Lütfen yazılarınıza devam edin.

  6. Talat bey,yazdıklarınızda haklısınız…Benim ilkokul öğretmenim de son derece disiplinliydi ve onu rahmetle anıyorum…Yazılarımda anılarım kadar günümüzde yaşadıklarıma da değindiğim için “Genç kız ve erkek olmaya çeyrek kala…” yazımda da bunu dile getirmiştim…Zaten bugüne dek içimden ne geliyorsa paylaştım…Artık yazılarıma “bizim zamanımızda” diye başlamak da geliyor içimden…kısa sürede bir uzay yolu değişime uğradık…ama değişimin yararlanılacak bölümlerini mi aldık???…bunu düşünmek gerek…
    Yorumlarınız için yine çok teşekkürler ediyorum..
    Saygılarımla…

  7. Talat TÜRKOĞLU
    Eylül 30th, 2008 at 10:16

    Ortak bir geçmişi olan,aynı terbiyeyi almış aynı muhitte yaşamışız.Bir
    anne değilim iki çocuğu olan bir babayım.Yazılarınızın güzelliğine
    kapıldım yorum yapma cesaretinde bulundum.Tekrar saygılarımı sunarım .

  8. Talat bey;

    Evet…aynı muhitte oturup,aynı terbiyeyi almışız…bize ne mutlu…ve ediniminizi çocuklarınıza aşılamaya çabaladığınıza da inanıyorum…benim gibi…bence onlara da ne mutlu…
    Yazılarım için yaptığınız övgüye ise teşekkürler ediyorum…Bir taslak olmaksızın içimden geleni yazıya döküyorum…umarım hep okunabilir olur…
    Güzel yorumlarınız için teşekkürlerimi yineliyorum…

    Saygılarımla…

  9. Talat Türkoğlu
    Ekim 15th, 2008 at 19:18

    [IMG]http://i38.tinypic.com/f4hirb.jpg[/IMG]

  10. Talat Türkoğlu
    Ekim 15th, 2008 at 19:21

    O uzun ve yüksek köprünün fotoğrafı ‘balikbahane’sitesinde Çocukluk ve genliğmin Üsküdarı kısmındadır.Orada ayrıca birde Salacak Bahçesinden sizin sevdiğiniz Kız Kulesi Fotoğrafı vardır.
    Arz ederim.

  11. Talat bey;

    Sağ olunuz…Fotoğraflara bakıyorum ve eskiyi özlemle anıyorum…
    Salacak Gazinosu’nun katlanır iskemlelerini,kareli masa örtülerini bile anımsadım…Gazinonun yerine bir otel yapılacağı söylentileri dolaştığında…gidip,ilk çayı içenin ben olacağımı düşünürdüm…Sitenizde belirtildiği ve ne yazık ki gözümüzle de tanık olduğumuz gibi…bir dolu villalar konuşlandı…gazinomuzun o muhteşem arazisi üzerine…Değişimler düşlerimizdeki gibi değil…diledikleri gibi gerçekleşiyor…
    Özenerek seçtiğiniz ve sitenize koymuş olduğunuz fotoğraflar için…tek şey söylenebilir…”emeğinize sağlık”…

    Saygılarımla…

  12. Saygıder heşehrilerim,hani bazen bir şeye bakarsınızda onu gerçek boyutlarıyla göremezsiniz,aynısı başıma geldi.Fatosh Hanıma ‘Parkta
    çok değişiklikler olmamış derken yanlış boyutlarla yaptığım gözlemimi
    yazmışım.Özür diliyor ve gönlümden geçenleri yazmak istiyorum.Bir kere
    havuzun tam ortasına güvercin görünümlü kara renkte bir doğan kuşunu oturtmuşlarki bana göre rezalet,saygısızlık zevksizlik.Bu tombul ve
    peyzaja hiç uymayan kara rengiyle o kuşu hangi zevksiz oraya yerleştirmiş.Hani havuzdaki balıklar,belediyeciler yaşatamıyormusunuz onları,yazıklar olsun….
    Havuzun üstündeki köprünün eski haliyle fotoğrafını sizede gönderdim,
    nerede o zevkli köprü nerede şimdiki……Meğerse parkımızda çok şeyler
    değişmişte farkında değilmişim.Nerede benim eski zeminim ,bırakın modernleştirme vs bahanesiyle düzenlemeleri, bize ait şeyleri bırakın bize.Atalarımızdan bize kalanı bırakın bize.Bizde bırakalım geleceklere
    77-78 de Londra Putney’de 1 sene ikamet ettim.Orada en sevdiğim yerlerden biri Thames kıyısında uzanan parktı.99 yılında tekrar turistik amaçlı ziyaretimde,o muhitte çok şey değişmişti,değişmiyenler
    den biri bahsettiğim parktı.Ne güzeldi,her adımda dolu dolu nostalji vardı.
    Belediyeler ,lütfen o ellerinizi ata yadigarlarına sürmeyin lütfen bize
    bırakın onları bizde gelecektekilere…..
    (Bu gibi ülkelerde bir yerde belediye başkanı olabilmek için belirli bir süre yaşamış olma şartı var.Bizdeki gibi selamın aleyküm ,güm belediye başkanı ol,böyle bir şey yok)
    Saygılarımla…

  13. Talat Bey;

    Adına “nostalji” denilerek geçiştirilmeye çalışılıyor çoğu değerler…TDK da “Geçmişte kalan güzelliklere olan özlem duygusu ve bu duygunun baskın bir duruma gelmesi, geçmişseverlik, gündedün” diye geçiyor bu kelimenin anlamı…ki anlatımında yatıyor asıl amacı…”Geçmişte kalan güzellikler” eğer güzelliklerse neden bugün de yaşatılmasın…hele “doğallığa dönüşüm” şeklinde organik ürünlere yöneliş,doğal yapılmış kulübelerde dinlence adına düzenlenen turlar…bu dediğimizi onaylamanın üzerinde bir tutum sergilemekte…

    Eski değerlerimize ve yeni oluşumlarda da doğal olma konusunda gereken özeni göstermek dileğiyle…

    Saygılarımla…

  14. Hanımefendi mesajınızı okudum,çok duygulandım,teşekkür ederim.Efendim
    Doğancılar parkı ile ilgili fotoğraf,4 tane yedek sb öğrencisinin 1940 lı yıllarda parkımızın havuzu üstündeki köprü üstünde çektirdikleri fotoğraftır.
    Sularımızın çöplük olmaması için hassasiyetinize de teşekkür ediyorum,bu gibi toplumumuzu aktive edebileceğimiz her şeyde bizde sizlerin yanındayız.Siteden fotoğraf ve yazıları kullanmanızdan mutluluk duyarız.Balık avı net kardeş sitemizdir onlarında mutlu olacağı kesindir.
    Saygılarımla.

  15. Talat Bey;

    Teşekkürler ediyorum,izniniz için…gündeme getireceğim,konuyu…Asıl bu duyarlılığınız ve çalışmalarınız için,ben sizleri kutluyorum…örnek oluyorsunuz…

    Saygılarımla…

Yorum yapın