Eskiden bahar geldi mi “bahar temizliği”ne başlardı…annem ve babaannem…Sobamız kaldırılır,badana yapılır,kışlık elbiseler ve kazaklar naftalinlenip kaldırılır,yorgan ve battaniyelere de aynı işlem uygulanırdı…Naftalinin kokusuna bayılırdım…hani havalandırmadan kullansak daha da mutlu olacak kadar…şu an da aynı duygulardayım…Badana yapıldığında ise (ki babam yapardı,yardımcıları da ablamlar olurdu) etraflarında dolanır dururdum…Kireç kokusu,içine koydukları çivitin mavi renginin boya içinde dağılışını izlemek…çok hoşuma gider onların deyimine göre “ayak altında” olurdum hep…Aslında beni çeken temizliğin kokusuydu ve onca kapalı,hareketsiz kış günlerinden sonra bu canlanıştı sanırım…
Oysaki şu bir haftadır,bahar geliyor seslerine tüm duyularımı kapamış bir moddayım…araştırdım…adı “bahar yorgunluğu”ymuş…Bahar aylarında havadaki elektrik yükü artıyor ve doğal olarak pozitif ve negatif iyonların artmasıyla…insan biyoritmi de olumlu ya da olumsuz etkileniyormuş.Anlaşılan benim negatif iyon yüküm tavan yapmış durumda…öyleyse hemen çözüm üretmeli…B ve C vitaminleri,potasyum ve çinko içeren besinler ve yeterli düzeyde karbonhidratlı yiyecekler tüketilecek…Mevsim sebze ve meyveleri yenecek,bunların yanısıra…ve de en önemlisi dengeli beslenerek,yürüyüş yapılacak…Yapacağız ya da yapacağız…başka yolu yok…gerçekten çok kötü bir duyumsama bu…insanın üzerinden bir an önce atmak istediği…
Her ne kadar eski günlerin özlemi burnumda tütse de şimdi işlerimizin o eski bahar temizliklerinden çok daha kolay olduğu yadsınamaz bir gerçek…Çamaşır günleri bir tören niteliğinde olurdu…çamaşır bölümü açılır,kazanlar kaynar,o tepeleme kazandaki çamaşırlar bir sopa ile karıştırılırdı…beni hiç yanına yaklaştırmadıkları…Bahçede camdan onları izlemekle yetinmek durumundaydım…yardıma ne denli hevesli olsam da…Şu an düşünüyorum da acaba onlar o ağır işleri yaparken,ne duygular içindeydiler…Çamaşır makinamız elimizin altında…amaaan kuruyacak bir de ütüsü var…Bulaşık makinası yıkıyor…amaaan kim boşaltacak…Duvarlar saten boya,silinecek…amaaan (?) hanım gelse de iki gün üstüste,şu duvarları silse…durumları yok mu?…Eh bahar yorgunluğu lüksümüz ve kireçlenmelerimize hoş geldiiin…
Acımasızca eleştiri okları önce kendime…yaşım ilerlese de…Babaannemi anımsıyorum,birlikte pazara çıktığımız günleri benim şu andaki yaşımdan daha büyüktü…eve gelip yerleştirir ve onca insana yemek pişirir,üstüne üstlük ellerimiz sodalı suda bozulmasın diye bulaşıkları da kendi yıkardı…Bizlere ne oldu böyle…makina yığınlarının altında ezildik mi?…Şişlerle çorap örerdi…dört bir yandan iki ucu boş şişlere geçirilmiş yün ilmekleriyle…Soba başında kestane patlatıp,komşularla toplandığımız gecelere vakit artardı,bunca işe karşılık…Konuşulup,iletişim kurulurdu…insanlarla…
Bahar yorgunluğu ve negatif iyon yükünün nedenleri çkıyor bir bir…Ucundan da olsa yakaladığım o günlerin özlemi olabilir mi?…Koşullara uyum sağlamak da bu olsa gerek…vitaminlerini al,dengeli beslen,yürü…yalnızlığınla makinaların tuşuna bas…kurgulanmış bir düzende.
Kendime inanamıyorum…halsiz ve keyifsiz olduğumdan dem vuracak ve bahar yorgunluğu ile alınacak önlemleri yazacaktım yazımda…ve bitecekti…İşin içine babam,babaannem,sobamız,evimizin badanası ve hatta çamaşır günleri bile katıldı…Aaah,ah!ben bu söylemleri bir yerlerden anımsıyorum…büyüklerden…hep eskiyi anmazmıydı onlar…”ağır,ağır çıkacaksın bu merdivenlerden”…demiş Ahmet Haşim…kaçıncı basamağa geldim ki?…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 47, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın