18 Mart, 2008 tarihinde fatosh yazmış

foto:Değer AltunayGeçtiğimiz yıllarda bir gün Kadıköy’e gitmiştim… Deniz kenarında yürürken sol tarafta, eski vergi dairesinin bitişik binasında bir sergi olduğunu gördüm… Kapıya tüfek ve eski askeri giysi konulmuştu… Hemen içeri girdim… Geçmiş yıl, adını anımsayamadığım bir bey gelenleri karşılıyordu… Kendisinin Çanakkale’deki müzenin ileri gelen görevlilerinden biri olduğunu öğrendim… Camdan muhafazaların içinde sergilenenlerse “Çanakkale  şehitlerimizin silahları, kullandıkları eşyalar ve giysileri”ydi….

Hemen açıklama yapmasını rica ettim, sergilenenler hakkında… Beyefendi hiç olmazsa biraz birikim olmasını ve toplu olarak anlatmak istediğini söyledi… bekledik… Evet! Günlerden pazardı ve doğru dürüst kimse de yoktu içeride… Dışarısının kalabalığına karşın kimsenin olmamasını yeterince haber verememelerine bağladım ve fikrimi de netlikle söyledim… Çünkü tarih “29. Ekim. 2006 Cumhuriyet Bayramı”ydı… Bugünün önemine atfen onlar da böyle bir etkinlik düşünmüşler ve kendi katkılarıyla onca eşyayı getirmişler ama……..

İki çocuklu bir aile ve bir kaç genç gelince anlatıma başladı… Kendi de oranın yerlilerinden olduğu için, ailesinden tanık olanların anlatımını da ekleyerek bizi o günlere götürdü… Sergilenen giysileri gördükçe insanın içinden ağlamak geliyordu… Yamalı incecik giysiler, ayağa çarık niyetine bağlanmış bezler, şapka desen yok öyle bir şey… Yemek yedikleri kap!…tan vazgeçtim, yedikleri yemek bile tek öğünmüş kimi gün… Birkaç esir er ve subay eşyaları vardı… Halis yünlü kumaştan yapılmış üniformalar, sağlam ve koruyucu botlar, üniformaya uygun şapka ve koruyucu şapka, doyurucu yemeklerini koydukları sefertasları, sigara tabakaları… Hele silahlar… Bizim yiğitler kendi silah olup inmiş onların tepesine dedirtir cinsten… Yoklukla varlığın savaşımı… İşgale karşı, vatan koruma… BU BİR MUCİZE… Tam anlamıyla varlık içinde, her türlü olanağı olan işgalcilere… Yokluk içinde her türlü olanaktan yoksun olarak, “vatan nasıl korunurmuş görün” dersi verilen bir mucize…

Kaya ve toprak parçaları vardı, ne oldukları anlaşılmayan… Öyle çok kurşun atılmış ki aynı noktaya… Bir külçeye dönüşmüş… En olağanüstüsü havada çarpışan “iki kurşun”du… Öylece kafa kafaya vermiş gibi… Fotoğraflar vardı, Çanakkale’nin köylerinden… Merkezinden gidip te bir daha dönmeyenlerin… O anlattı… Bizler göğsümüz gururla dolu, mutlulukla hüznü bir arada yaşadık… Büyük bir çatışmadan sonra çok sayıda yiten canlar için, karşı taraftan herkesin kendi yitenlerini almak amaçlı bir ateşkes geldiğini ve bunun lodos nedeniyle ve lodosun kokuları onlardan tarafa götürdüğü için istenildiğini söylediğinde ise değil söyleyecek… Düşünecek bile bir şey bulamıyorum…

Görsel algılamanın gücü beni birebir yanlarına götürdü, duygulanımlarını yaşattı sanki… Çıkarken yazarı Aydın Ayhan olan “Çanakkale… Ah! Çanakkale” kitabını aldım… Hem savaşı anlatan, hem içeriğinde kısa öyküler barındıran, hem de fotoğrafları olan… Kimi şehitlerimizin… Bir de ince bakır rengi bir yüzük… O günlerin anısına yapılmış ve geliri müzenin bakımına harcanacak…

Dışarı çıktığımda ise uzunca bir süre ortalarda öylesine gezinen gençleri  sergiye yönlendirdim… Onlara anlatırken ilgilenenleri de… Ne yazık ki iki günlüğüne gelmişlerdi ve son günleriydi…

Şehitlerimizin ve vatanımızı canları uğruna koruyanlarımızın hakları ödenemez… Hep biliyoruz ki en üst mertebe de şehitlik mertebesi… Bir yazımda da yazmıştım ve yineliyorum… Karanlık gökyüzünde parlayan yıldızlar onlar… Buradayız diye göz kırpıyorlar bizlere… Sizleri hep saygı ve rahmetle anıyoruz… Hakkınızı helal edin bizlere…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 283, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

“Çanakkale Zaferi… 18.Mart.1915…” yazısına 2 Yorum yapılmış

  1. BENCE ŞEHİTLERİMİZİ ANMAK GÜZEL BİR DUYGUDUR ŞEHİTLERİMİZİN YERİNDE BİZ OLSAYDIK SAVAŞIN İÇİNDE 1:30 SAAT DURAMAZDIK AMA ONLAR 1 AY SAVAŞTILAR İMAN DOLU GÖGÜSLERİYLE ASLANCA SAVAŞIP DÜŞMANI YURTTAN KOvDULAR

  2. Yorumunuza katılıyorum…Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum…Nur içinde yatsınlar…

Yorum yapın