Doğum tarihiydi ve yaşasa altmışüç yılını geride bırakmış olacaktı… Gülecektik hep birlikte “yaşlandın artık… Sana her yerde indirimli geçişler” diyerek… Kutlayacaktık “Daha onlaarca yıllar” dileyerek… Ama olamadı… Ve ben onu unutamadım… Ytirişimizden bugüne dek ve yok böyle bir unutuş… Gidenin ardından… Her anıda saklanmış… “Sobe” der gibi…
O kızların en büyüğü ve ben en küçüğüydüm… Yıllarca süren yaş aralığı, büyüyünce yok oluvermiş, iki sırdaş-arkadaş, abla-kardeş, ana-kız bulmuştuk sanki birbirimizi… Yirmi yıl süresince… 19 Temmuz 1993 kara gününe dek…
Yazılacak çok… Birikimim baraj örneği… Kapağı açılıp, her yeri kaplayacak taşkın suları oluşmuş… Bir ton ağırlık oturuyor göğsümün orta yerine…Ellerim soğuk, titrek… Zor basıyor harflere, klavyede…
“Hayır” kelimesinin olmadığı sözlüğünde… Bir özveri simgesi… Anlatılacak ilk belirgin özelliği de… Neye yarar, derler ya “kendin için ne yaptın”… Yoktur diyecek tek sözü… Beni en çok çıldırtan, “be mübarek, ha bir gün de kendin için yaşasaydın” da, koymasaydı bu denli…
Bir yelek örmüş, ilk çocuğum doğacak diye… Kıyamamışım oğluma giydirmeye “Ablamın el emeği” demiş, saklamışım… Duruyor… Dantel örtüsü var… Kıyamamışım kullanmaya… Hep de iç geçirmişim “Göz nurunu çerçeveletsem mi?” düşünerek… Yaşarken de ne denli önemsemişim, sevmişim de… Hiç gitmezmiş gibiymiş meğerse yanımdan… Birlikte yaşlanıp, yaşayacakmışız o günleri de… İyi ya da değil, paylaşarak…
Değilmiş… Gitti… Çok kısa sürede… “Ne oluyor?” diyemeden… “Bir insan nasıl o sesleri çıkarır?” denilecek anlaşılmaz bir ağlama türüydü, kalan gün sayısını öğrendiğimde… Ve yanında güleryüzle durmacasına “Hiç bir şeyin yok ablacığım.” diyerek… Bazı kez deriz ya… “Seni anlıyorum.”… Kimse kimseyi anlayamaz… Olsa olsa “empati”dir o… “Yaşayan bilir”…
Sonrasında “karnım acıktı, yemek yedim” buna şaşırdım… Ve de “güldük” bu da bir tuhaftı… O oralardayken… Ben yokluğunda yaşıyordum… Ne varsa alışılagelmiş… O denli aykırı çalışıyor akıl… Ama yaşam sürüyor ve akıntıya kapılıyorsunuz doğal olarak…
Külleniyor mu? Hem evet, hem hayır… Bir anı, bir anımsama esintisi bile külleri aralayıp… İçin için yanan kor ateşi körüklüyor …
Can… Kaçında yitse… Yaş önemsiz… Giden gelmiyor… Acısı özlemden… Veren Allah, alacak olan da yine her şeyin sahibi Yaradan… Ne gençler yitti… Bakamadık ekranlara… Nerelerde, ne canlar öylesi… Yasa bu… Yaşlısı da aynı can… Avuntusu “yaşadı, günler gördü”… Unutturmasa… Hiç unutmadan… Olası mı yaşamak?… Küller ve aradan parıldayan korlarla… Ve yine küllenmelerle… Biz de yaşayıp gideceğiz… Belirlenen zamana dek…
Ablacığımı rahmetle anıyorum… Yeri cennet olsun… Allah onun acısını unutturmasın…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 126, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın