Oh!…Ne güzel bir günü bize ayırmışlar… bir de anneler günü vardı unuttum… tek taş yüzük alacakları sevgililer gününü de es geçmemeli değil mi?… çerçevelenmişiz… gerçekte de öyle oluşmada…
Aynı engelliler günü,yaşlılar günü,o günü,bu günü… gibi…ille de bir gün olacak ki anılasın… hiç hoşlanmıyorum çerçevelenmekten…öyle ya da böyle…her gün bizim olmalı,biz insan(!)ların… birbirini sevgi ve saygıyla kucakladığı…bir birey(!)iz ve ayrıcalığımız olmamalı…diye düşünüyorum…
Duygu Asena’yı rahmetle anıyorum…Verdiği savaşımı günü gününe izledim…yılmayışı ve yıkılmayışını…Ne sözler ve hakarete varan eleştirilerle karşılaştı,yine yılmadı…Herkes kendine göre yorumlayarak yozlaştırma çabaları içine giren oldu,ona ilişkin düşünceleri…Örneğin “feminizm: Toplumda kadının haklarını çoğaltma, erkeğinkiler düzeyine çıkarma, eşitlik sağlama amacını güden düşünce akımı, kadın hareketi” açıklaması ile geliyor Türk Dil Kurumunun sözlüğüne baktığınızda…Oysa ki “erkeklerden nefret eden” konumuna getirdiler Duygu Asena’yı ve bazı hemcinsler de yozlaştırarak “nefret edilir” konumuna düştüler…Hiç bir zaman; bir konuyu iyice anlayıp,içimize sindirmeden yaptığımız yanlışlıklar silsilesine dönüştürmekte üstümüze yoktur…a gelebiliyoruz…kolaylıkla…güdümlü toplum…örneği…
Gerçekten gençliğimizde ki çook asırlar öncesine gitmiyor bu yıllar,çalışan kadın çok azdı…Okula da gitsen,çalışsan da geç vakit sokakta dolaşanlara kötü gözle bakılıyordu…Yalnız ya da bir kız arkadaşınla sinemaya gitmek sakıncalıydı…Ehliyet,çoğunlukla erkeklere verilirdi…Kadınlar öyle arabalarına atlayıp, gece bir yerden bir yere gitsin,kadın ya da erkek arkadaşlarıyla yemek yesin,buluşsun…yoktu öyle şeyler…Asırlar öncesinden değil söylediklerim…öyle yeni edinilmişti(!) ki bu kazanımlar(!)…
Kocalar eğer “kadınlarının” çalışmalarını istemiyorsa,çalışamazlardı asla…boşanma sebebiydi…Dayak cennetten çıkmaydı…kadına,çocuğa…Hak etti mi? Vur!…Duymuşsunuzdur…”kadının karnından sıpayı,sırtından sopayı eksik etmemeli” sözünü…daha yakın(!) zamanda da belki söylenmiş olabilir…”Aile içi şiddete hayır” mı?…TV lerde kocaman kocaman afişlerle çıkıyorlar mı?…İyi bu durumda her şey güllük gülistanlık gidiyor…muş…Hele günler aylara,aylar yıllara dönüşsün…Dünya dönüyor ve her tur bir yıl…
Bakıyorum… sokakta ellerinde sigarayla dolaşan her konum(!)da kadınlar,çay bahçelerinde dilediklerince oturan kadınlar,çarşı ve pazarlarda satıcılarla söyleşen kadınlar,ulaşım araçlarında,kendi arabalarında özgürce dolaşan kadınlar,işe ve okula ve kursa giden kadınlar,SEÇİM HAKLARININ ELLERİNDE OLDUĞU kadınlar ve “erkeklerin ŞU AN durumu benimsemiş göründüğü”,yan gözle dahi bakmadığı ÖZGÜR KADINLAR…
“Kadının Adı Yok” diye çıktı yola Duygu Asena…savaştı,savaştık…tam adı konmuştu ki…….”Sıfır Noktasındaki Kadın” diye çırpındı Neval El Seddavi…ve daha bir çoğu…Dünyamız üzerinde yaşayan tüm kadınların sorunu olabilir ve oluyordur…ama oluş biçimleri ve ölçüm farklılıklarıyla…ve de yine fark(!)lılıklarıyla…
Atatürk’ümüzün… kadınların iktisadi ve siyasal yaşama katılımları yönünde girişimlerde bulunmasıyla…kadınlara; 1930 da belediye seçimlerinde seçme,1933 te çıkarılan Köy Kanunu’yla muhtar seçme ve köy heyetine seçilme,5 Aralık 1934 te Anayasa’da yapılan bir değişiklikle de milletvekili seçme ve seçilme hakları tanınmıştır…
Yıllar önce… Atatürk’ümüzün ileri görüşlülüğü ve kadınlara verdiği değerin…günümüz Türkiye’sinde de sürdürülmesi en büyük dileğimdir…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 75, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın