8 Şubat, 2008 tarihinde fatosh yazmış

Öyle seviyorum ki yalnızca ve yalnızca 10(yazıyla on) dakikada Asya’dan Avrupa kıtasına geçiyor olmayı…Mis gibi deniz havası alarak,püfür püfür esen ve saçlarımı  uçuşturan rüzgar eşliğinde hem de…vizesiz,pasaportsuz…Dünyanın neresinde var??? Canım İstanbul’um,canım vatanım…

Bugün yine Avrupa yakasında bir yolculuğa çıktım…doğduğum Üsküdar’ımdan Beşiktaş motoruna binmeye giderken bilindik labirentler arasında sıkılsam da iskeleye ulaştığımda denizi gördüm…işlem tamam der gibi derin bir nefes aldım…Çiçekçi kadınlar değişik bir hava veriyor ve her birinin ayrı öyküsü var…Çiçek aldığım bir gün; ayağında halhalı,burnunda hızması,olduğunca modern giyinmiş,narin bir genç kızdı satıcı…bizim Türk filmlerine nazire yaparcasına…Biraz söyleştik ayak üstü,evli ve iki çocuğu olduğunu öğrenince şaştım kaldım.Sonraları yok oldu ortadan,yerinde onun yıpranmış bir benzeri duruyordu.Annesiymiş… “kızcağızımın keşke kendisi değil,kaderi güzel olsaydı” dedi…ve içlenerek kısa bir özetle anlattı…Bir öykü ki al film yap…ekle,uzat…dizi çek…Hep derim ya “birileri, bir yerlerde, bir şeyler yaşıyor…herkes kendi yazgısını”…Yok hayır,hüzüne kapılmayacağız bugün… günlerin yoğunluğunu atıyoruz …Her şey güzel olacak…

Motorda kısa süreli ama  zevkli yolculuğumu yaptım…Beşiktaş çeşitliliğiyle ayrı bir dünya,dönüşte paylaşacağız birlikte…Oyalanmadan Nişantaşı’na geçtim…İstanbul’da yaşayınca taksi sürücüsünden daha çok yol bilgisine sahip olmanız gerekiyor,bazı durumlarda…Karşı yakanın sürücüsüne denk gelince bu bilgimin yararını gördüm,ara sokaklardan trafik keşmekeşine yakalanmadan kaçtık(!) ve kısa sürede ulaştık varacağım yere…

Beşiktaş akşama doğru apayrı bir güzelliğe bürünüyor.Işıltılar içinde köprüye yakınlığı,Dolmabahçe Sarayı’nın yandan göz kırpışı,Çırağan’ın denizin dalgalarıyla yakamoza dönüşen pırıltıları ve o satıcılar…Kokoreççinin  dumanı tüten bacası,yerde açılmış kazak,takı sergileri ve küçük el arabalarında oyuncakçı,çantacı gibi durağan satıcılar…Her motor gelişinde ellerinde şal ve “bir liraya oyuncak” diye oraya doğru koşuşturan gezgin satıcılar…İster denize doğru dönüp hayal dünyasına dalın,ister satıcılar arasında alışveriş dünyasına…seçim sizin…Belli karelerde…sanki bir dünya…

İzledim o dünyayı…İşten dönen, kafası yoğun besbelli… bir adama,satıcı “bir liralık”oyuncağını uzatıyor yetmiyor… gözüne sokuyor,itiyor adam ayrımında değil….sonra bir başkasına ,bir başkasına uzatıyor…Biri kazanmış ekmeğini dönüyor,günün yorgunluğuyla…diğeri illa satacak elindekini ki kazansın ekmeğini,güne yeni başlamış…Bir başka köşede kadınlar kazakları,takıları karıştırıyor…satıcılar sabırla poşetleri açıyor,takıları ölçüp biçiyorlar birlikte…çoğu almayabiliyor,kadınların…Satıcılar düzenliyor arkalarından,birileri yine gelip aynı işlemlerden geçiriyor onları…Sabırlar sınanıyor,biri stres atarken öbürü stres yükleniyor…ama işlerinin gereği…olacak bunlar…Yeni bir motor geldi…gezgin satıcılar o tarafa doğru koşturdu bile…akıyor hayat…

Bu kez canım Boğaz’ın ışıltılar içindeki olağanüstü görünümüyle yapıyorum yolculuğumu…hangi yöne bakacağımın şaşkınlığıyla…Büyük bir şilep bölüyor yolculuğumuzu,seviniyorum…bekliyoruz geçişini.Her yer eşsiz güzellikte,gece örtmüş günün çirkin görünümlerini…Bir Topkapı Sarayına,bir Ayasofya’ya bakıyorum…tarıyor gözlerim her bir ayrıntıyı…Galata kulesi…geç, geç…dur Dolmabahçe…Çırağan’da dur…Köprü’nün ışıklarını izle…dön …Kızkulesi’ni atlama…bak,gündüzün onu çevreleyen kötü görünümü yok olmuşken bir daha bak…Offf! bitmiş yolculuk…Olsun… bitmesin ömürler,yaparız yeni yolculuklar…

Siz, benden duymaktan bıkmış olabilirsiniz ama ben söylemekten asla…

İstanbul’um seni çoook seviyorum…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 28, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın