İstanbul’daki patlamanın etkileri sürmekte bende…gazete ve haberlerin eşliğiyle daha da artarak…Görüntüler etkiler beni…şöyle bir baktığımda gelir ardından senaryo ve genelde yanılma payı azdır…Bu nedenle görsel algılamamı kaparım ya da kapamaya çalışırım böylesi etkilenmelere…
İlkokul arkadaşım sınıf fotoğrafını koyduğunda facebook’a ve benden anımsadığım isimleri yazmamı istediğinde,ben de kendime şaştım kaldım…Bir iki arkadaşım dışında hepsi belleğimde ve neredeyse davranış biçimlerine kadar…Yazarken isimlerini, bir başka dünya içinde kayboldum…Evlenince okulumun semtinde oturduğum için; semtini değiştirmeyen bir kaçının yaşantısına tanık oldum,uzaktan…Bir söz vardır “yedisinde neyse yetmişinde de odur”diye…”istisnalar kaideyi bozmaz” da eklenerek tamamlanır…diyorum.
Her bir arkadaşıma baktığımda bir ayrı öykü çıktı karşıma…Bizimkiler dizisinde oynayan rahmetli “Ayşe Tekin”le aynı sınıfta okumuştuk,örneğin…Sekiz ya da dokuz yaşlarındaydık ve o sınıfımıza sonradan katılmıştı…İnanılmaz derecede üst kat komşumuzun ara ara gelen,biz yaşlardaki akraba kızına benziyordu ve böylelikle konuşarak arkadaşlığımız ilerlemiş,kaynaşmıştık…Dizi oynadığı sürece çocuklarım ve eşime onun benim arkadaşım olduğunu ısrarla söylemiştim…çillerine kadar anımsamıştım…ama araştırmadım,ötesini…taa ki yitirene dek onu…Gazetede doğum tarihinin 1953 olduğunu gördüğüm an tüm netliğiyle yaşadıklarımız gözümün önüne gelmişti…anında…ve çok üzülmüştüm…
Yine bir Hatice diye arkadaşımla yaptığımız, hele ki o yıllarda Fenerbahçe-Galatasaray muhabbeti vardı ki bugün bile şaşarım o denli güçlü tutkumuza…Yine bir arkadaşımız güç koşullarda okuyordu, babası ayakkabı onarımı yapıyor ve ailesinin geçimini o yolla kazanıyordu.Sınıfın en efendi öğrencilerinden biriydi.Okul bitiminde evlerinin girişindeki aralıkta çalışan babasını beş on dakikalığına,dışarıdan izlerdim.O yaşta bile bana küçük gelen aralıkta iki büklüm ayakkabı kalıbına geçirdiği ayakkabıya ağzındaki çivilerden alarak tak tak vuruşu içimi ezerdi…Hem çivileri nasıl yutmadan ağzında tutuyor diye seyrederdim,hem de sürekli sessiz bir durumda öylece duruşuna şaşardım…Kambur duruşlu,zayıf biriydi ve içimde üzücü duygular yaşamama neden olurdu.Arkadaşımda balıkçı oldu ve efendiliğini hiç yitirmedi…Gördüğüm her yerde selamlaşıp,konuştuk…
Kemalettin Tuğcu’nun öykülerindeki gibi üvey baba elinde büyüyen bir arkadaşım vardı.Yaşantısına yakından tanıklık etmiş ve elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışmıştım…Yaşadıklarından olsa gerek, ne o ne kardeşleri için ileriye dönük de bir farklılık olmadı yaşantılarında…O küskünlükleri ve olumsuz bakışları onları gördüğüm son ana kadar aynıydı…Küçük yaşta tanışmışlardı acıyla…
Hepsini anlatmaya olanak yok…Kimi eşini genç yaşta yitirdi,çocuğuyla kendi yaşam savaşını verdi…kimi uzaklara yük taşıyan bir sürücüyle ,kimi yolculuğu altı aya dek sürebilen bir denizciyle evliydi…Onlar da anneliklerini tüm sorumluluklarıyla yerine getiren genç kadınlar ve arkadaşlarımdılar…
Ne yaşanılanlaaar…ve ne yaşamlar…Neler umulur ve ne bulunur…Yazgıdır adı…Tanıklık ettiklerimiz,yitirdiklerimiz…ve uzaklaşıp nerelerde olduklarını bilemediklerimiz…Bir fotoğrafla, yaşadığım duygu fırtınasına dönüştü…Yıllar öncesine gittim isimlerini yazarken ve şimdi bu yazıyı yazarken daha yoğun yaşadım…
Varsa bir yerlerde anımsayan ve umarım rastlantısal okuyan…herkese selamlar…yitirdiklerimize ise rahmetler… olsun…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 68, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Ekim 22nd, 2008 at 19:46
gerçektende çok acıklı benimde annem ölse bende deliririm .
Ekim 23rd, 2008 at 00:56
Sevgili Pınar;
Allah tüm sevdiklerimize uzun ve sağlıklı ömürler versin…