30 Ocak, 2008 tarihinde fatosh yazmış

İstanbul’um yine yordun bugün beni…Çok ama çok seviyorum seni ama öyle büyüdün ve kalabalıklaştın ki en sevdiğim yerlerinde de dolaşsam…gideceğim yere varana dek ve dönüşüm süreçleri sancılı…

Sözleştik ablamla geceden…ertesi gün Kapalıçarşı’ya “biz geldik” diyeceğiz …Kollarını açıp bekler gibi bir hali yok bizleri, gördük ki…kurtulmaya çalışıyor yoğunluğundan…

Kadıköy, bilindik kalabalığını ağırlığıyordu gün ortasında bile…Şöyle bir dolanıyor,işimizi bitirip vapur iskelesine yol alıyoruz…Çok sevdiğim  :(  iki metrelik çevrili yüksekliklerin, iskeleye gitmek için yanından geçiyoruz…metro çalışması burada da varlığını sürdürüyor.Vapur dopdolu…öğle saatinde bile,hızlı tramvay da öyle…Beyazıt kapısından giriş yapıyoruz …1461 yılında temeli atılmış olan ve  30.700 metrekarelik bu büyük çarşıya…İçimden “bunca insan dolaşıyor ve kaçı biliyor acaba ?” diye düşünüyorum…Tam 60 kadar sokak var ve zamanında 5 cami,1 okul,7 çeşme,10 kuyu,1 akarsu,1 sebil, 1 şadırvan,18 kapı ve 40 han barındırmış çarşımız…İlk olarak Fatih Sultan Mehmet zamanında, 1461 yılında ahşap olarak Bedesten bölümü yapılmış…İtiraf edeyim ben de bugüne dek araştırmamıştım…her ne kadar onlarca roman okusam da orada geçen…

Her gidişimizde yalnızca vitrinlerin ışıltısıyla ilgilenen ben,kafam yukarılarda… baka baka yürüyorum… yeniden boyanan kubbeleri ve onarılan han duvarlarını görmek için…Bir hana giriyoruz büyükçe kapıdan…Avlu var ve ortada bir çeşme,bakımsız…Avludaki taşlar benim küçüklüğümdeki sokak taşlarımızdan…altlarındaki toprakları gitmiş…ağızda kalan tek tük dişler gibi sivri sivri sırıtıyorlar…Üç yanı iki katlı ,katlarında ufacık dükkanlar bulunan uzun yapıyla sınırlanmış bu avlunun…ve sakinlik var dışarının gürültüsüne karşın…

İşimizi bitirip çıkıyor,kalabalığa karışıyoruz…Turistler var,elleri fotoğraf makinalı…çok çevrelerine bakıp,çok resim çekiyor ve az alışveriş yapıyorlar…bizlerin aksine…Duvarları henüz örülmüş hanlar var…eski görünümlerini anımsatan…o keşmekeş içinde okşayan gözleri.Bir koşturmacadır gidiyor çevremizde,bizlerin de katıldığı…

Çok çeşitli dükkanlara girip çıkıyoruz…Değerli taşların olduğu bir tanesinde fazlaca oyalanıyoruz…öyle güzellerki…Yakut ve zümrütlerin incecik ve çok sıralı dizildiği iki tanesinde takılı kalıyorum,yakutu yeğleyerek…ablamsa safir dizili olanı elinden bırakamıyor…sonraya erteliyoruz…gözümüz arkada, çıkıyoruz…

Çantacıya giriyoruz,küçük bir bozuk para çantası almak için,elimizdeki çok kullanışlı…öyle bir tane arıyoruz…bulamıyoruz…Dükkan sahibi çantamızı istiyor; örnek olarak alıp üretmek üzere ve bize bunun karşılığı herhangi birini alıp gitmemizi öneriyor…İlginç bir öneri…tasarım yapmaksızın bir kazanç,ben bir model daha çiziyorum…eskilerde annemin kullandığı ve çocukluğumdan geçiş yaptığımdan bu yana bulamadığım hiçbir yerde…bir iki ekiyle olmasını istediğim.Biz ilk kez böyle bir alışverişle karşılaştık,üretimcisi olduğu için dükkan sahibine göre olağan bir şey…

Acıkıyor ve etrafımıza bakınıyoruz…Çok sayıda büfeler,ufacık lokantalar var…benimse gözümün önünde Uğur Dündar’ın yaptığı program ve yemeklerin hazırlandığı arka bölümleri gösteren,o meşum(!) yerler…Gözümüze hoş görünsede bir ikisi…yine de bilindik bir ismi seçerek çözüyoruz kafamızdaki soru işaretlerini…

Anadolu yakasına döneceğiz gayri. :) Vapur iskelesinden taşmış insan kalabalığına karışıyoruz…Üç katlı bir vapur olmasına karşın ayakta bir dolu insan…ve uğultu…Yanımda oturanın gazetesine dalmış okuyor buluyorum kendimi…fıkra gibi… neredeyse “dur bitmedi,çevirme sayfayı” diyeceğim…

Hava soğuktu ya anlamamışız koşuştururken…Kalabalık,bağırtılar,çevreye dikkat…derken yormuşuz kendimizi oldukça…Öyle çokta uzun  değil süre, toplamda ama etkenler…etkilemiş besbelli…yorulmuşuz…

Canım İstanbul’um her köşen değerli bir tarih barındırıyor ve ayrı bir güzellik…bakıyor,görmüyoruz…Sahi biz sana gereken değeri veriyor muyuz ?… verebiliyor muyuz ?…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 47, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın