Sevgili Fato Anneye
Siz saygıdeğer anne Şemsipaşa Kütüphanesi ile ilgili yazdığınız yazı dikkate değer
ben o kütüphaneye 1985 yılında gitmiştim. Bir daha gitmek kısmet olmadı.
Kendinizi tanıtan sözlerinizden ” Üniversiteyi bitirdim. Çocuklarım olunca çalışmayı
bıraktım. İş, kariyer orada kaldığı gibi yıllardır ev işleri, çocuk derken bedavaya
koşturdum ve varlığım dahi hissedilmedi…” sözleriniz beni çok düşündürdü. Siz bu
kadar Kültürlü ve Eğitimli birisi olarak bu sözleri size hiç yakıştıramadım. ANNELİK
en kutsal Meslektir. Herkes çalışan kişi olabilir ama herkes anne olup dal, Budak
salıp büyüyemez. Ne güzel Bu ülkeye Evlatlar yetiştirmişsiniz. Bu çocukları öyle
güzel yetiştirmişsiniz ki size ne güzel fikir verip site hediye etmiş. Siz çalışmaya
devam edip sizin herşeyinize ihtiyacı olan eşiniz ve evlatlarınız için çalışmanızın
ödülünü kazanmışsınız. Siz Evlatlarınız o kadar güzel bir eğtim ile
bilgilendirmişsiniz ki evladınız dahi topluma faydalı bir kişilik sahibi olmuş. Nice
çalışan aile çocukları tanıyorum. Uyuşturucu bağımlısı, pisikolojisi bozuk ve
intahar eden çalışan annelerin çocukları. Ev annelerininde bu durumda çocukları
olabilir ama her şeyin başında eğitim gelir. Eğitim okulda değil Eğitim her yerde
olur. Kitap okmak, Çevremiz , girdiğimiz toplum, görüştüğümüz çevremiz bunlar hep
eğitimdir. şunu biliyoruz ki; Eğitim kişinin hal ve hareketlerinde sözünde ve özünde
olumlu değişiklik yapmasıdır.
Fato anne herzaman bir anne olarak vatanımızın sizin gibi annelere çok ihtiyacı var
her anne üniversite ve lise gibi eğitim ve öğretim görmüş olsa bu ülke böyle olmaz.
Kızlarımız ve Erkek çocuklarımız özgürce her yere tek başına bir birey olarak
davranmalı ve sorumluluklarını bilmeli. Ev hanımları hiçbir zaman mesleğini
küçümsememeli ve bu mesleği ile gurur duymalıdır.
Bu yazımı tüm ev hanımlarının okuyacağını düşünerek bu kadar uzun yazmak zorunda
kaldım.
Sizlere sonsuz saygı dolu selamlarımı sunarken;
Sizlerin ve Aile bireylerinize sağlıklı ve Mutlu günler diler başarılarınızın
devamını dilerim
Berfin
“ANNE”…Bir Anne…den Berfin hanıma…
23 Ocak, 2008 tarihinde fatosh yazmış
Bugün… gelen iletilerime baktığımda bir yorumla karşılaştım.Uzun,çok güzel içerikli ve “tokat” gibi… Beni çok düşündürdü ve geriye dönük yaşadığım,iç çatışmalarıma neden olan…buzdağının görünen kısmını dahi yok etmeye çalıştığım duygularımı…bir kez daha gözden geçirterek sizlerle paylaştırırıyor…Yorumun…noktasına,virgülüne dokunmadan ana sayfaya taşıdım…
Berfin Hanımı hiç tanımıyorum.Yorumunu…”kendimi tanıttığım” yazımdan yola çıkarak yapmış olduğunu yazıyor.Ben de… kendi kendime yaptığım sessiz sorgulamamdan ve hatta son yazılarıma bile aksedecek derecede su yüzüne çıkmak için çırpınan…Berfin hanımın “bana yakıştıramadığı” boşa geçtiğini düşünmemem(!) gereken duygularımı anarak(!) paylaşayım…İlk olarak belirtmeliyim ki çocuklarımı çok seviyorum,içim titriyor onların adı geçtikçe…ne anlatmak istediğimi anneler anlar…
“Üniversiteyi bitirdim. Çocuklarım olunca çalışmayı bıraktım. İş, kariyer orada kaldığı gibi yıllardır ev işleri, çocuk derken bedavaya koşturdum ve varlığım dahi hissedilmedi…” Tanıtım yazımda yazdığım “hissedilmeyen ben” im…peki burada “varlığımı hissetmeyenler kim?” oluyor…ve bu duyguyu yaşatanlar ortada elini kolunu sallayarak dolaşırken şu güne dek içten içe sorgulamalarla “kendini, kendine kanıtlamaya çalışan”ı bir yudum olsun duyumsayabilecek canım yandaşlar(!) da moral yüklü öğüt verirken kınarsa…”üstünde düşünülecek yorum”… niteliğini kazanır…Çünkü burada aile,toplum,devlet…sırasıyla sorumludur…
Sorumluluğunun bilincinde , yaptığı işi gerçekten önemseyerek ve özveriyle yapan bir kişilik yapısına sahip her annenin yaptığını yaparak geldim bugünlere dek…Eşimle işe gittiğim bir gün ,birlikte çalıştığımız ablalarımızdan biri çocuğum olunca işten ayrılacağımı duyduğunda …devletin okullarını boş yere işgal(!)etmiş olacağımı söylemişti,vatana yararlı olamayacaksam…Çok içime işlemişti…çalışmadığım her gün için sorumluluk duydum…Paylaşımın(!) olduğu her alanda yapılandan çok daha fazla ve başarılı işler çıkacağı kanısındayım..
Feminist ya da değil bir takım yakıştırmaların ardında hiç olmadım…benim için yaşananlar ve sonuç önemli oldu hep…”şekilcilik ya da ünvanlar” asla…Mantık çerçevesinde çözümlenmeli her olan,azıcıkta duygu katılarak…Duygusallık girdimi devreye bakış açıları genişliyor,genişliyor ve 360 derece…tam tur…”kısır döngü” denilen çıkmaz sokak…Bunu belirtiyorum…çünkü birazdan örnek vereceklerim ve paylaşacağım bilgiler YANLIŞ çağrışıma neden olmasın…
“Karşıdan iki kişi geliyor sandım;meğer bir adamla karısıymış.” Rus atasözü…Lee Comer’ın bir kitabı var elimde 1974 baskısı…onun önsözünden alıntıdır yazdığım…
Bizler o dönemin yaşayanları olarak…bize öğretileni harfiyen uyguladık..kabullenerek… ama uygulama kısmı tamamda olsa kabullenişlerde ”sorgulama” ortaya çıkıyor.Yazdıklarınıza kısmen katılıyorum,bu zorlu görev yalnızca anneye yüklenilmemeli,kutsalsın diyerek…Paylaşımla(!) ve gerçekten yapılan işin değerini bilerek,hazzına vararak yapılmalı…Kadınların ekonomik özgürlükleri olmalı her şeyden önce ama öne sürdükleri bir tehdit unsuru olarak değil…İletişim kurabilmeli ve anlayabilmeli…önce kadınlar birbirlerinin ne demeye çalıştığını…sonra eşler…ve diğerleri…
Eğer bugün,bu çağda televizyonlarda “şiddete hayır” kampanyaları yapılıyorsa,küçücük kızlar para karşılığı dedesi yaşta olanlarla imam nikahıyla evlendiriliyorsa,”haydi kızlar okula” tanıtımları dönerek ortalıkta babalardan(!) izin koparılmaya çalışılıyorsa,dini alet ederek “kaç karı(!) alırım?” hesabı içindeyse erkekler,kız doğurduğu için kuma getiriliyorsa üstüne kadının …”annelik kutsal”…sen çocuğuna bak ve paylaş deniliyorsa…”neyi? …neyi?”…diye haykırmak hakkıdır.Bir yerlerde yanlış yapan birileri var…
Evde oturup,çalışmayarak yapılacak bir olgu değil anne olmak ve de çalışarak yalnızca maddiyat vermekle de değil…Evet ama…kendine bilgi yükle,sorumluluklarının bilincine varacak düzeye gel ve sonsuz özveri ile çocuğuna bak diye biçilen neden hep anne oluyor du….?…Artık çalışan anne , babalar var ve bakılan çocukları…Yeni yeni oluşmaya başlayan bu oluşumun da dejenere edilmemesi tek dileğim…Çocuklarımız geleceğimiz ve çok hassaslıkla büyütülmesi gereken canlarımız….
Çocuklarımı çok seviyorum,elimden geleni isteyerek ve severek yaptım ama….”Yaşam; sınırlar koyularak ve çizilen sınırlara saygıyla yaklaşılarak,iletişim kurarak ve saygıyla ne dediğimizi dinleyerek,ben değil biz olarak yaklaşılsa…daha bir yaşanılası olacak…” diye de hep düşündüm…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 152, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Ocak 24th, 2008 at 00:09
Berfin hanımın sözlerine katılmamak mümkün değil. Sözleri genel, olması gereken doğruların tekliğini yansıtmaktadır, bu bir yerde idealizm. Düşünülen ile gerçekleşen arasında kimi zaman öylesine uzlaşmaz bir çelişki olabilir ki, hani
insanın nerden girdim ben bu işe diyebileceği veya dediği olabilir. Bazen, idealler
uğuruna verilen mücadeleler sonucunda insan kahraman olacağı yerde, hain
damgası yiyebilir. Tarihte böylesi örnekleri çoğaltmak, mümkün. Bakış açısı ile
ilgili bilinen bir söylemi hatırladım.” İnsan orman içinde ormanı,orman dışında ağacı göremez.” Yanılıyormuyum bilemem ama: Berfin hanım, siz’e yorumunu
demiryolu ve üzerindeki lokomotif’in gideceği yere engelsiz gideceğine göre
kurgulamış. Bazen, lokomotifler de yoldan çıkar. Bu düşüncelerimle sayın
yorumcunun yorumuna kısmen katılıyorum. Sizin durumunuzu bilmediğim halde.
Sayın yorumcunun yorumunu, mücadele etmek adına da destekliyorum.
Ocak 24th, 2008 at 00:26
“tatlar” Berfin hanımın yorumu çok güzel ve özel…Bu nedenle ana sayfaya taşıdım ancak tam olarak katılmadığım için bir ana başlık konusu ile yanıtladım…
Size de çok teşekkürler ediyorum…verdiğiniz söylem ve getirdiğiniz bakış açısı için….Yazacağız,yorumlayacağız ki doğru noktada kesişebilelim ve doğru örnek olabilelim…Sağolunuz…
Ocak 24th, 2008 at 00:30
Berfin hanım size çok teşekkürler ediyorum…Yazılarımı okumuş olduğunuz ve bu hassas konuya değinip gündeme getirdiğiniz için…Sevgi ve saygılar…