18 Ocak, 2008 tarihinde fatosh yazmış

Dün sabah arkadaşımdan bir e-posta iletisi aldım;”Sabah uyandığında, sabah güneşi için teşekkür et,sahip olduğun hayatın için…Hayatta olmanın sevinci için teşekkür et,teşekkür etmen için bir neden bulamıyorsan,sorun sendedir.Kızılderili atasözü” yazıyordu ve sonuna ”  :(  ” işareti koymuştu arkadaşım…bence öyle haklı ki bu işareti koymakta…Yaşamakta olduğumuz şu düzen içinde yerden göğe kadar hem de…İzlediğim kadar çoğu kimse ne kardeş,ne arkadaş,ne yakın tanımıyor;bir çıkar uğruna bozuk paraya dönüşüyor karşılarındaki adeta,öyle çabuk harcanıveriyor…

Babacığım nurlar içinde yatsın,bir gün karşısına almış ve “kızım,belki çok konforlu bir hayat sürdüremedim sizlere ama alnım ak bir şekilde yaşadım ve size de bunu öneriyorum” demişti…”Şu an kimsenin karşısında başımı öne eğmek zorunda değilim” diye eklemişti… Küçücük yaşımda verdiği bu öğüt;mermer üzerine yazılmış bir yazı gibi,hiç silinmedi…yaşam felsefem oldu…ve iki oğlumu da bu yolda yetiştirmeye çabaladım,elimden geldiğince…

Kitap okumayı çok sevdiğimi onlarca kez söyledim ve değişik türlerde okuduğumu…Kuran-ı Kerim tefsiri de okuduklarımın arasındadır ve böylesi durumlarda psikoloji kitaplarının yanısıra tefsire de başvururum…harmanlarım hepsini…belli yerlerine konuşlanırlar…sorularımın,sorunlarımın,yanıtlarımın…

Çok üzgünüm…yaşanan bir takım olaylardan…ve sarıldım kitaplarıma öğütler alıyorum…Yaşadığımız sürece savaşımımı sürdürmem gerektiğini söylüyor…”Sevinmeyen,üzülmeyen kimse yoktur.Önemli olan,kişinin başına gelen musibeti sabır,hayrı da şükür ile karşılamasıdır.(Mücadele suresi.cüz-28 sure 58/104) İkrime(İbn’ Abbas’tan)…Yaptığımız yanlışlardan  sıyrılmak,başkalarını sorumlu tutmak ne kolaydır değil mi? Sorumluluğu üstlenip,çözüm aramak yerine…Ya da kaderimmiş diyerek,kısmet böyleymişin ardına sığınarak…Ne kadar hoş gelir kolay yoldan para kazanmak,başkalarının üstüne basarak,onların haklarını alarak kavuşmak dilediğine…Ya da hiçe sayarak onların çabalarını,kendininmiş gibi göstermek…ürüyor da ürüyor,bitmiyor,sonu yok mu?……

Yalnızca belli sayıda kişilerin okumasıyla değil tümüyle eğitim verilmesini düşünmüşümdür hep yaşayanlarımıza…Örneğin Doğan Cüceloğlu’nun “İçimizdeki Çocuk” adlı kitabı ki Türkiye’mizde yaşayan insanlarımızı sınıflandırarak çeşitli yöntemler önerdiği kitabı…Çocukluğumuzda şekilleniyor kişilik yapımız…sonrası…elimizde… geliştirerek düzeltmek,hoşlanmadığımız davranışlarımızı…Bir yerden ani patlak veren duygularımızda… sonradan üzüleceğimiz bir davranışı engellemek olası…iç çocuğumuzun sesini bastırarak…iç anne babamızın sesini dinleyerek…harmanlayarak ikisini ve doğru bir noktada buluşmalarını sağlayarak…

Çalışma odamın her yanında altı çizili,aralarına kağıt konmuş,yaprakları belli sayfalarda kıvrılmış… dört tane tefsir cildi,üç tane Doğan Cüceloğlu kitabı,Montaigne’nin “denemeler”i, Dr.Henry Cloud’un “sınırlar”ı ve  Can Dündar’ın “Yarim Haziran”ı açık bir durumda…Bir kitaptan diğerine geçiyor ve alıntılarımı harmanlıyorum…En sona Can Dündar’ın “Bir Dost” isimli yazısını koydum,okumak için…

Gerçekten çok gereksinimimiz var böylesi yaşamda “dost”lara ama “dost”lara…  “Sevilen, güvenilen, yakın arkadaş, gönüldaş, iyi görüşülen kimse, düşman karşıtı…”  diyor Türk Dil Kurumu dost için…Hepimiz için “amin” diyorum…

Ve yine…hepimiz için sevgi ve huzur dolu,sağlıklı günler diliyorum…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 51, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Yorum yapın