14 Ocak, 2008 tarihinde fatosh yazmış

Hep yapmak istediğim ,nedense ertelediğim bu olayı bugün gerçekleştirebildim.Aslında Üsküdar’da gezinmeyi, labirentte yiyecek arayan fare örneği dolaşmaya benzetiyorum. Şemsi Paşa’dan iskeleye  gidebilmek için de aynı labirentin içinde giden ve gelen insan kalabalığı ile  yoğun bir şekilde yaşıyorsunuz bu duyguyu…Tüp geçit yapımı nedeniyle hemen hemen iki metreye varan iki yanlı metal çevrili boğucu yükseltiler başkaca bir çağrışım getirmiyor aklıma…aralardan başını göğe uzatmış vinçler bu manzarayı tamamlıyor.Kız kulesinin yakınına uzanmış köprü,oradan alacağınız hazzı öldürmek için pusuya yatmış değil haykırarak dile getiriyor.Evet yapım aşaması için gerekli ama bana yaşattığı duygular ne yazık ki böyle…

Okumak için yanıma aldığım Osmanlıca kitabım,not defterimle ancak sorarak bulabildim o çok bildik yolumu.Hemen yanıbaşına “Mimar Sinan’ın değerli eserlerinden birine” hiç yakışmayan, camdan, üstü bir şeylerle kapatılmış, bir çay içme yeri yapışmış gibi…evet duvarın güzelliğini kapatarak yaslanmış adeta “eser”e..Caddeye bakan yüzüne o caanım pencerelerini kapamak istercesine bir plastik kutu koymuşlar,hani güvenlikçilerin içinde durduğu…ama burada akbil satmak ya da tost yapmak için kullanılıyor sanırım…üzüntüden dikkatli bakamadım.Kapıyı bulmak için sormak gereği duydum…yok olmuş…Çevrili labirentlerden kapı bölümü yok olmuş,dolanıp buluyorsunuz…Yol bitiyor ve labirent duvarının üstünde “WC” yanında sağa doğru ok işareti var…Kütüphanenin bahçesine giriyorsunuz….Cami ise onarımda aynı soğuk ve sevimsiz yükseltiyle…Aklıma Beşiktaş’tan Maçka’ya çıkışta onarılan tarihi binalar geliyor… üzerinde pencereleri olan evlerle çevrili korunaklar.Belli ki sponsor var,reklam alınmış çünkü…Buraya da “manzara,denizi çağrıştıran figürler ya da hoş bir kaç şey konulamaz mıydı? “diye düşündüm hep..

Mimar Sinan’ın tam 90 yaşındayken;1580-81 yıllarında yapımı tamamlanan, Şemsi Ahmed Paşa Camisi,medresesi ve türbesinden oluşan bu üçlü yapı umarım aynı duyguları verir, bir gün yine bana…

Eskiden girdiğimiz kapı personel giriş kapısı olmuş,arada bahçeye çıkmak için kullandığımız yan kapıdan giriş yapılıyor.Her taraf camlarla bölünmüş…Dış bölümde okuma yerlerimizdeki,eski yapım o güzelim pencereler yerini devasa boyutta soğuk görünümlü “modern cam”lara bırakmış…Bir orta boy odamız vardı…orada çalışmayı yeğlediğim…çıtır çıtır yanan sobası ile sıcacık,huzurlu,sessiz oda…Kütüphane memuru orada ahşap yarım daire şeklinde kare kabartılı bir bölümün arkasında otururdu.Elinde kağıt,kalem; ödünç kitap almış üyelerin kartlarını düzenler,öğrencilere yardımcı olurdu…Fısıltıyla konuşmaları hoşuma gider,çok önemli işler yaptığını düşünürdüm memurun…Hele onlarca kitabın içinde yaşıyor olmasına içim giderdi “ne güzel Allah’ım,hepsine sahip” diye yerinde olmak için can atardım…Bir de kitapçı dükkanına gittiğimde; çalışanlara çok özenirdim,”tüm kitaplar onların,yeni çıkanlardan ve dilediklerinden, istedikleri  an  okuyabilirler”düşüncesiyle ve o kitapların mis gibi kokusunu içime çekerek.Hatta bir gün bu duygumu dile getirerek bir çalışana açılmıştım,tuhaf tuhaf suratıma bakıp,anlamamıştı beni…

Sevdiğim orta boy odaya da teknoloji uğramış,kenarda bilgisayarlar var,internete parayla bağlanabiliyorsunuz…sevimsizleştirmiş o havayı…bilemiyorum korumak olası değil miydi…gizleyerek bir bölüm içine…Soba yerine, o güzelim pencereleri yarıya dek örten radyatörler…batıyor gözünüze…acıtarak…

Bir başka bölüme geçiyorum,kitap ödünç alma bölümü…burası aynı kalmış…Aynı raflarda hemen hemen aynı kitaplar…Çocuklarımı büyütürken bir kütüphane dolusu kitap okudum desem,doğrudur.Belli bir bütçe ayırmıştım ama yetmiyordu aldıklarım…Kütüphaneye gidip üye olmuş,ödünç kitap alıyordum ama hemen okuyup,getirdiğimden ve çocuklarla gidiş zor olduğundan,o zaman ki memur minicik çocuklarımı da üye yapmıştı ve üç kitap birden almamı sağlamıştı,sağolsun…Bugün raflarda ilk ödünç aldığım,Dostoyevski’nin “Karamazof Kardeşler’ini aradım…o günlerde aldığımda “iki cilt  yıpranmış siyah kapaklı” eseri…Aldığım raf gözümün önündeydi,bulamadım,yardım istedim…Karşı rafta bulduk,tek cildini…siyah kapak da gri bir kartona dönüşmüş ve tek cildi yoktu…”ödünç verilmiştir” dedi memur…Öyle eski,ağdalı kelimelerle doluydu ki o iki cilt (sonra aldığım diğerleri gibi)…niçin yenilerini getirmiyorsunuz diye söylenmiştim,”ödenek…” demişlerdi…

Soğuk havalarda bahçeye çıkmayarak,toplaşıp lafladığımız bölüme geçtim…Ortaya uzunca,çok uzun masa koymuşlar…üzeri yeni basılmış,piyasaya yeni çıkmış kitaplarla dolu,dopdolu…Sevinçten havalara uçtum ve geri dönüp nasıl alabileceğimi sordum…”üye olmam gerekliymiş ve kitapları kayıt altına aldıktan sonra verebilirlermiş”…Aman Allah’ım en yeniler,alamadıklarım…hepsi beni bekliyor olacaklar…Cuma günü üye olacak,kitapları kaydedene kadar(üç ay dediler kayıt için) sık sık onları ziyaret(!) edeceğim…taa ki alana kadar…

Bir dolu yıkılmışlıklarla geçen uğrayış en azından çözülebilmiş bir konu olunca biraz olsun kafamı dağıttı…Koruyamadığımız değerlerimize bir ek daha, ki benim için çok önemi olan bir yer,tarihimiz için çok önemli yerlerden biri… Umuyorum en azından çevresi konumuyla belirli bir düzene getirilir…Eskiden oturup güzel İstanbul’umun en güzel manzarasını seyrettiğim,denize en yakın konumlu tarih dolu kütüphanem de “eski havasına” dönüşür…Hem görsel açıdan…hem tarihi yaşatması açısından…

Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 342, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

“Şemsi Paşa Kütüphanesi’ne yıllar sonra uğrayış…” yazısına 8 Yorum yapılmış

  1. Uygar Gökhan Özkan
    Haziran 9th, 2008 at 10:55

    Duygular ve nostaljiyi yaşama isteği temiz ve hoş olsa da eleştirilerin biraz haksız olduğunu düşünmekteyim. Şemsipaşa Kütüphanesinin yaptığı değişiklikler tarihi bozmak olarak algılanamaz. Tarihi uygun koşullar altına alıp günümüz şartlarına uygun hale getirmenin sevimsiz hale getirmek olduğunu düşünmüyorum. Nostaljiyi hepimiz severiz ve yaşamak isteriz ama insanların yararlandıkları, kitap okudukları, ders çalıştıkları bir mekanın günümüz koşullarına uygun halde olması bence mantıklıdır. Buna rağmen tarihi dokusunu en iyi koruyan mekanlardan biridir Şemsipaşa Kütüphanesi.

  2. Uygar Gökhan Bey;
    Yeniliklere açık olmazsak nasıl ilerleyebiliriz…doğrudur ve sonuna kadar destekliyorum…ama “tarihi uygun koşullar altına alıp” diye başladığınız cümlenize ne yazık ki katılamıyorum…Ben “tarihi koruyarak,uygun koşulların yaratılması gerektiği”ne inanıyorum…Elbette insanların yararına olan,kamuya açık bir yer…son derece modern koşullarla donatılsın…ama yine insanlar, bu tarihi yapıya girdiklerinde…o yapının eskiliğini soluyabilsin…kesmesin bir anda gözünü… modernliğin batıcılığı…Çok mu zordur kamufle ederek modern getirileri…tarihi yapının içine monte etmek…İç mimar değilim ama başaracak, o meslekten bir dolu insan olduğuna inanıyorum… İstanbul’umu,Üsküdar’ımı,Gülfem Hatun Yokuşu’mu ve Şemsi Paşa Kütüphane’mi…doğup,büyüdüğüm ve de yaşamımı geçirdiğim bu yerleri…öyle çok seviyorum ki…hemen her yazıma konu edecek…eleştirileri göze alacak denli…
    Saygılarımla…

  3. Uygar Gökhan Özkan
    Haziran 9th, 2008 at 15:07

    estağfurullah. ben bu yazınızda duygularınızı eleştirmedim. bilakis hoş ve temiz duygular olduğunu belirttim. tabi ki görüşlerinize saygılıyım ama tarihi dokusunu da yitirmiş değil Kütüphanemiz bence.

  4. Uygar Gökhan Bey;
    Elbette değişimler oluyor…uzatmak istemiyorum…yazdıklarımın dışında,tarihi dokusunu yitirmediğinde de hemfikirim…İlk yorumunuzdaki son cümlenizin “buna rağmen” kelimelerini kullanmamış olarak diyebilseydik daha sevindirici olacağı inancındayım…

  5. Uygar Gökhan Özkan
    Eylül 8th, 2008 at 15:05

    Şemsi Paşa Kütüphanesi’ne yıllar sonra uğrayış II yazınızı beklemekteyim Fatosh hanım. Latife tabi ki. tanıştığıma memnun oldum,

    Saygılar,

    Uygar

  6. Uygar Gökhan bey;

    İnanın ki doğduğum ve büyüdüğüm yerler…paylaşmadan geçmeyeceğim konulardır…yazım da hemen oluştu…

    Kayıt oluşumda,kitap seçimimdeki yardımlarınız ve siteme göstermiş olduğunuz ilgi için teşekkürler ediyorum…Sizi tanıdığıma ben de memnun oldum…

    Saygılar…

  7. Uygar Gökhan Özkan
    Ekim 10th, 2008 at 12:49

    Bu arada bir gün kitap raflarında kitaplarınızı görmek ve almak isterim. Yazılarınızı okumaktan zevk alıyorum. Umarım bu yeteneğinizi ve yüreğinizi sadece internet kullanıcılarıyla değil, teknoloji yoksunu ama kitap aşığı insanlarla da paylaşırsınız.

    Saygılar,

    Uygar

  8. Uygar Bey;

    Çok teşekkürler, bu olumlu ve yüreklendirici yorumunuz için…
    Ben de umarım bir gün toparlayarak bir kitap oluştururum…
    Yazılarım öyle uzuyor ki kimi kez…öyküye dönüşmek istercesine…belki daha da ileri dönük…şimdilik kaydıyla kısaltıyorum…
    Neden olmasın?…diyorum bu güzel öneriniz için…

    Sevgiyle kalın…

Yorum yapın