Bu gece “pop star alaturka”yı izliyor ve yazıyorum.Aslında TRT 1 de ve TRT 4 te çok güzel eserlerin “icra” edildiği programlar var…onları da zevkle izliyorum…alıp götürüyor eskilere…
Yıllar önce kısa süren iş yaşamımda ne güzel gezmiştik,gençliğin verdiği coşkuyla…Şimdi de o coşku yaşanır mı ?… kuşkuluyum … Aslında biliyorum ki araya girip ket vuruyorlar; yaşadıklarım, yaşayamadıklarım, hayallerim, gerçekleştiremediklerim, yitirdiklerim, yanımda olmasını istediklerim ama olamayanlar, acılarım, kederlerim, yaşanan mutluluklar, yarım kalanlar… dahası…
Şarkılardan birçoğu da anılarıyla birlikte belleğimde yer etmiş durumda…Gençliğimin Urcan’ı, Todori’si, Yenikapı’sı, Palet’i, Lalezar’ı, Bebek Belediye’si,Maksim’i, Cadde Bostan Maksim’i… daha niceleri…Zeki Müren’i izleme şerefine erdim ve Bülent Ersoy’u ise ilk sahneye çıktığında…Hep eskiye dönülür ya yıllar geçtikçe, öyle oldum ben de…nasıl olunmaz ki?..Bebek Belediye’deki nefis fasıl kulaklarımda…Zeki Müren sahneye çıktığında; garsonların servisi bıraktığı,çatal bıçak sesinin kesildiği anlar…Todori’de arkadaşlarla yaptığımız fasıllar…hafta sonları telefonlaşarak nereye gideceğimizi kararlaştırdığımız günler…
Son derece keyifle hazırlanırdık…Eğer cuma gecesi gideceksek; işe giderken, akşam için yanıma mutlaka bir iki aksesuar,blüz ,etek ya da pantolon alırdım ve de bir iki makyaj malzemesi…Ufak bir değişikle öyle şık bir havaya bürünebiliyor ki insan ve ben bunu gerçekleştirirdim.Özen gösterirdik kendimize ve gittiğimiz yerlere…Sonra tüm grup buluşurduk ve ver elini eğlence…Bizim eğlencelerimiz de belli ölçüler içinde olurdu…Bize hep öyle öğretildi ve düzeyi aşmadık…yine de çok eğlendik ve gezdik…İyi ki yaşamışız o günleri…Diyorum ya dolu dolu yaşayalım…evet yaşayalım…En azından sonra anması bile hoş bir duygu veriyor…
Bir dolu sanat müziği kasetlerim vardı,şimdi de CD ye dönüştüler…dinliyor ve işte böyle anılara dalıp gidiyorum…Bilmiyorum şimdi böyle tatlar var mı,bir yerler de?..uzak kaldım…Eski arkadaşlıklar,bağlılıklar,yardımlaşmalar…gençler arasında…sürüyor mu?… Umarım yanıtı “evet”tir…ve şimdi de onlar düzeyli ilişkiler içinde,bütçelerinin elverdiği ölçüde yine düzeyli eğlence yerleri bularak eğleniyorlardır…
Bizlerse böyle eski anılarımızla,kendimize kurduğumuz dünya içinde yaşayıp gidiyoruz.Bana kalabalık ve gürültü içinde yapılan etkinlikler çoğunlukla çekici gelmedi ve şimdi de gelmiyor…bu bir seçimdir…Eğer bir şarkı dinleyeceksem sessizlik ve huşu içinde dinlemeliyim.Eğer bir sergiye gittiysem o sergideki her bir eseri, içime sindirmeli ve anlatımını yakalamalıyım.Kısaca yaptığım eylemi laf olsun diye değil gerçekten değerini bilerek ve hakkını vererek yapmalıyım.İşte de ,eğlencede de,arkadaşlıkta da,yaşamımda da…bu bir tarzdır ve benim tarzım da budur.
Hemen hemen her yazımı öğüt verir şekilde bitirmek de benim tarzım…elden ne gelir…Beni de böyle kabul ediniz… ![]()
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 571, bugün ise 1 kez görüntülenmiş


Ekim 1st, 2008 at 20:12
Bir eğlence mekanına ki ,( sizinkilerin yanına Nurinin Yeri,Yeniçeri
Taverna , Kulüp 12 , birde bizim tarafta Gondol -Kalamış İskelesi -
ilave ediniz birde Orhanın Yeri)gitmek bir delikanlı daha sonraları bey içinde hazırlık gerektirirdi.Ütüsüz pantolon,boyasız ayakkabı ile
böyle bir yere gittiğmi hatırlamıyorum.
Şimdi spor ,unisex , vs gibi kavramlar çıkardılar tarzlar değişti.Bun -
dan eskinin sanatçılarıda memnun değil.Çok defalar belli bir zaman sü -
resi için sahne alan sanatçının dinleyicileri ile bütünleşip saatlerce
sahnede kaldığını.
Sahneye belli amaç ile sürülen zavallı gençlerin program içindeki çırpınışlarını görmek başta B.E olmak üzere müsveddeleri seyretmekten
zevk almıyorum.Eşim seyrediyor,seyretsin.
Saygıdeğer hanımefendi Ömer Şahinbaş isimli Suadiyeli arkadaşlarımdan
biri ile çok yakınlarda yaptığımız sohbette Üsküdarlı gençlerin Türk
Sanat Musikisi aşinalığından bahsetmişti.Galiba yorumu doğrudur, zira
falsoları ve detone sesleri yakalama özelliğimiz galiba oldukça fazla.
Bizlerin notu gayet tabiki halkın notu değil,zaten öyle olduğu için
sahneye bir çıkan bir daha gözükmüyor.Oy veriyorlar,hemşehricilik başta
olmak üzere mazlumun yanında olma duygusu vs ile sanatçı seçilir ve de
sanatçı olunur mu?
Tembelliğin adı rahatlık oldu,baylarda bayanlarda nerede ise ev kıyafetleri ile eğlenceye gidiyorlar,şaşırıyorum.
Askerlikte kullanılım dışı kalan şeylere ‘HEK’ denir.Kendimiz içinde
zaman aşımını kullanıp hek diyeceğim dilim varmıyor çünkü daha yeni
başımdan geçen bir olayda çocuklarım ‘baba hala varsın’ dediler.Özet olarak daha önce sahnesini gördüğüm ve pek beğendiğim bir ikiliyi tekrar dinlemeye gittiğimde , üzerine veciz methiye yazdığım küçük
bir kart iliştirilmiş bir buket sanatçılarımızı öyle ateşlemiştiki
salondaki hava bir anda değişti.Çatal vs sesleri azaldı,adam gibi bir
gece geçirdik.
Fatosh hanım bende içimden geldiği gibi yazar ve konuşurum.Askerlikte
bir konuşma sonunda alkış olmaz ama çok alkış almıştım içten olduğum için.
Saygılarımla.
Ekim 1st, 2008 at 22:25
Talat bey,doğrudur…özen, önce kişinin kendine olmalı…kendisine olan saygısından ötürü…her nereye gidilirse gidilsin…
Çalışma odamda Nazmi Ziya Güran’ın(1881-1937)Taksim Meydanı adlı 1935 yağlı boya… röprodüksiyon bir tablosu var…ve ben 2008 ekiminde de..böyle bir Taksim Meydanı fotoğraflayabilmeyi çok isterdim…
Türk Sanat musıkîsi dinlenilmez mi hiç?…aşina olunmaz mı?…Evet,biz Üsküdarlı gençler olarak her gittiğimiz yemekte,bir fasıl geçerdik…
Şu an ise…bizler asla “hek” ya da “dinazor” değil,örnek alınması gereken büyükleriyiz…çok yakın gelecekte kendilerinin de ayrımına varacakları gibi…
Belli bir düzeyde,içten gelerek yazılanların ve konuşulanların,alkışı hak ettiğine inanıyorum…
Saygılarımla…