Bu hafta engelliler haftası…Yalnızca bu hafta onları TV ye çıkaracağız,onlar için yardım toplayacağız ve bir yıl unutacağız.Aynı “yaşlılar haftası”nda yaşlılara yaptığımız gibi ve daha bir çok diğerleri gibi…
Böyle olmasa hiç anımsayacağımız da olmayacak diye de düşünülebilir “bir hiçten iyidir” diye…Doğru ama gücüme gidiyor…Bu nedenle onlar hakkında duyumsadıklarımı daha ileri bir tarihte yazacağım…
( 12.Aralık.2007 tarihli “Engelliler haftası ek” yazısı aşağıya alınmıştır…Bilginize…)
Bu kelimeyi kullanmaktan asla hoşlanmıyorum çünkü yakıştıramıyorum arkadaşlarıma,başarılarını gördükçe…Doğarken kimsenin seçim şansı yoktur ama yaşamı süresince elindeki olanakları kullanarak yükselmek kendine aittir,şansı da göz ardı etmemek gerek doğal olarak…
Orta okulda Nilgün adında doğuştan görmeyen bir arkadaşım vardı ve sınıfta birinci olabilmek için birbirimizle yarışırdık.Onun bakış açısına ve gören(!) gözlerine hayrandım.Elleriyle görür,aldığı kokuyla renklendirirdi cisimleri…Kabartma kitapları ile okur,çalışır;eksik kitapları olduğunda dersi dinleyerek bu eksiğini kapatır ve sınavlarda inanılmaz başarılar gösterirdi.Hepimizi sesimizden ayırt ederek,bulunduğumuz tarafa doğru adımızla seslenişi nasıl hayrete düşürürdü bizi..Onunla beraber gezebilmek için de yarışırdık birbirimizle…O denli seviyor ve yanında olmak istiyorduk.O yaşlarda bazı şeylerin ayırdında olamıyor insan…örneğin; çoğumuzun baktığının ama görmediğinin ayrımına varabilmek gibi…Şu an önünden öylece geçtiğimiz bir ağaç bizim için ne ifade ediyor?Hiç merak edip rengine kokusuna bakıyor muyuz? Yaşıyla ilgileniyor muyuz ya da o ağacı kim dikti oraya diye düşündük mü hiç? Nilgün’le bahçede dolaşırken ayrıntılarını anlattırdığı ağaç ya da çiçeği ya da böceği onun gözüyle görmeye başlamıştım… yalnızca bakmayıp,görmeyi de ondan öğrendim…Ailesinin onu ne kadar sevdiğine de tanık oldum…Şu an iki gözümde ameliyatlı ve bir tanesinin o kadar da başarılı olmadığını söyleyebilirim…Tek gözüm kapalı ,okumanın yasaklandığı günleri iki kez yaşadım ve sonra başarısız olan tekinden üç kez daha aynı şekilde…Hep “anlıyorum seni” denir ya “hayır,yaşamak gerek”diyorum…Görmeyen dostlarımız da aynı şeyi düşünüyorlardır…ama bu Allah’tan gelen bir şey neden dertleniyoruz ki…elimizden geldiğince benimsemeli ve yapacağımızın en iyisini yapmalıyız…Unutmayalım ki bizleri seven ailemiz ve dostlarımız yanımızda…
Onüç yıl önce disk kayması yaşadım ve korkunç ağrılar çektim…Doktorum vereceği ilaçla eğer ayağa kalkıp yürümeye çalışırsam, felç olabileceğimi söyledi.Yürüyemedim,tam bir ay süresince yatmak zorunda kaldım…Yatağa bağımlı ve birilerinin bakımına gereksinim duyarak…ki bu geçici bir süreçti…Sürekli ağladım ve beni kimsenin bakımına gerek duymayacak duruma getirmesi için Allah’a dualar ettim…Yine yaşamak gerek,anlıyorum seni demenin yersizliği geliyor olsa da aklıma…Sonra eşim bel fıtığı operasyonu geçirdi,tam üç ay hiç yataktan kalkmadı…Gerek duyduğu sürece yanındaydım ve yattığım sürece ben neden dertlenmişim diye kendime kızdım…Bu Allah’tan gelen bir şey,ne yapabilirdik ki…Bana gerek duysa yaşadığım sürece ona bakabileceğimi anladım.Televizyonda kızını üniversiteye taşıyan anneyi,torununu sırtında taşıyan nineyi gördükçe; yürüyemeyen dostlarıma,sevenleriniz çok,aileniz yanınızda,durumunuzu benimseyiniz ve yapacağınızın en iyisini yapınız diyorum…
Çocukluğuma dayanan bir aile dostumuzun çocuk felci nedeniyle eli ayağı tutmayan, çok sevdiğimiz oğlu bilgisayar dahisi…ve çalışarak ailesine katkıda bulunuyor…Kardeşimle evlerine gidip müzik dinler,ablası ile birlikte hoş söyleşiler yapardık saatlerce…Ailesi yanında ve onu çok seviyorlar…
Tüm bunlar küçücük örnekler ama moralin yüksek olmasının ve dayanışmanın ne kadar önemli olduğunun göstergesi…Hepimiz Allah’ın sevdiği kullarız…bunu hiç ama hiç unutmayalım…kendimiz için en iyisini dileyelim ve bir olayın olmasını istediğimiz zaman olumlu düşünelim.
Yaşamımız süresince bir an sonra ne olacağımızı bilemediğimiz için kendimizi karşımızdakinin yerine koyarak,empati yapalım.Şunu da unutmamak gerek dostlarım ,yanınızdaki insanlar anlık güçsüzlüklere düşebilirler…işte bu güçsüzlük anlarında da sizler dayanışmaya gideceksiniz…Biliyorum güçlü kişiliklersiniz ve öyle olmayı da sürdürünüz…Moraliniz hep yüksek,düşünceleriniz olumlu olsun…Biliniz ki yalnız değilsiniz…dostlarınız, sevdikleriniz yanınızda…
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 1177, bugün ise 0 kez görüntülenmiş


Ekim 3rd, 2008 at 21:08
engelilere bazen acıyorum ne yalan söyleyim ama allh kimsenin başına vermesin ben ilknur ama engelide olsa arkadaşlarımdan ayrt etmem her zaman engelliler benim arkadaşlarım
Ekim 4th, 2008 at 03:34
Sevgili İlknur;
Acımak bence yerinde kullanılmış bir kelime olmamalı…Engelli dostlarımız için empati yapabiliriz…onları daha iyi anlayabilmek için…
Biliyorsunuz Beijing Olimpiyat Oyunları’ndan 12 gün sonra, 2008 Beijing Engelliler Olimpiyat Oyunları yapıldı Çin’de ve Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao törende 2008 Beijing Engelliler Olimpiyat Oyunları’nın açılışını yaptı…ardından Uluslararası Engelliler Olimpiyat Komitesi Başkanı Philip Craven’de duygularını anlattı…
Uluslararası Engelliler Olimpiyat Komitesi’nin 162 üyesinden 147’si Beijing Engelliler Olimpiyat Oyunları’na kafile gönderdi. Oyunlara katılacak engelli sporcuların sayısı 4000′i aştı…
Biz çoğu sağlam geçinen kişiler spor için parmağımızı kımıldatmazken onların bu çabaları övgüye değer…
Herkes sağlıklı olabilmek ister ama olmadığında bu yaşama küsmeyi ve ayrım yapılmasını gerektirmez…Elinde olmaksızın koşullara uyamayanlara, rahat koşullarda yaşama alanı ve iş olanakları da… üzerine görev düşen ve düşmeyenlerce elden geldiğince sağlanmalıdır…
Siz de zaten iyi niyetli olarak duygularınızı açıklıyorsunuz… ayırdetmeksizin ve daha özenli düşünerek duyumsayalım…Eksik olan her bir, yerine çok gelişmiş bir başkalıkla örtüşmüştür…Çok duyarlı dostlarımızın, elimizden geldiğince yanında olmamız dileğiyle…
Sevgiler…