
Foto.Fatma Çetin
Yazarken başlık bulmakta zorlanırım. Bazı kez başlığı boş bırakır, yazar, sonradan içimden ne geçerse “başlık” olur. Bu kez ilk olarak yazı başlığımı seçtim. Yok! Gülse Birsel’in “Yalan Dünya”sı değil bu… Benim gözlemlediğim “Yalan Dünya”. Ne yapabilirim??? “Biranne.com.” olarak başladığım, bir anne olduğum yılları “iki” ve bir de “beklentisi”ni sayarsak, yaklaşık üç yıldır “babaanne”liğe geçişle yaşamaktayım. “Yaş” dediğin ise yıllarla bağlantılı koşturup duruyor. Yaşanmışlıklar, deneyimler, yaşananlar da gözlemlere “ek” oluyor. Eh! Bu durum yazılanlara da ister istemez eşlik edebiliyor.
Ablam Ankara’ya yerleşmişti evlenince… Bir gitti, pir gitti. Dillerinde “dönüş” şarkıları, kopup gelemediler oysa. Ona mektuplar yazardım ki yazılarımın birinde anlatmıştım. Bildiğiniz ya da artık anılarda kalmış mektuplar. Beyaz kağıt üzerine yazılanlar ve bir de ek… Evimizde, yakınlarımızda, mahallemizde oluşan olayları anlatan gazete… Kimi habere, karikatür niteliğinde resimleriyle birlikte.
Dündü sanırım, bir kanalda tasarım ve “antika”larla ilgili bir program izliyordum. Gençten bir tasarımcı özenle gösteriyor “Bu eşyalar yirmi, otuz yıllık. Kırk, elli yıllık olanlar da var.”. Ona şöyle diyesim geldi Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 12, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Foto:Fatma Çetin
Kar, soğuk… Terk edemedi, bahar gelemedi. Birkaç gün güneş sıcak yüzünü gösteriyor… Yine saklanıyor bulutların ardına. Oysa canlanıyor doğa… Sen de uysan ya buna…
Şubatın ilk günü “kar, soğuk” diyerek yazmış ve ben de donmuşum. Çözüleceğim gayrı… Saklanan güneşe inat! Paylaşacak çok şeyler var. “Vakit nakittir” dense de yaratacağız olmayandan… Ne çağındayız biz? Haydi aylar, yıllar geçiyor da günlere ne oldu? Aynı hıza erişmiş saatler de…
İki gündür “açık öğretim” sınavları vardı. Ben de bir yakınıma eşlik ettim bu iki günde. Aftan yararlanan bir dolu insan, bir heves geldiler. Ben de heveslendim. Keşke ikinci bir okul bitirmek için sınava girip açık neyim, yeniden okusaydım. Gelenlerin yaşı sınırsız. Gençleri ezmiş, orta ve artık yaşlı grubuna girebilecekler. Bu durum çok hoşuma gitti. Eğitimin, öğrenmenin yaşı yok. Okumak Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 70, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto:Fatma Çetin
“Kar kar kar, soğuk var”… Sanırım ilkokulda söylediğimiz bir şarkıydı… Sonrasını düşün, düşün bulamadım. “Ormanlar uğuldar” mıydı? Orman neden uğuldasın… Şiddetle esen rüzgar ve ağaçların çıkardığı uğultu… Böyle bir sonuca vararak şarkıyı kesiyorum. Benim gibi yarım asırı devirmişler belki anımsamışlardır.
“Rüzgar” yazarken bizim ufaklık Rüzgar Kaan geldi hemen aklıma. Birkaç gün görmesem burnumda tütüyor resmen. Eee! Bir yılı aşkın süredir bakıyoruz, içimize işledi. Çocuklarıma nasıl baktığımı unutmuş, “yine yeni yineden” pozisyonlarındayım. Her torun sahibi olan “Torunlar daha çok seviliyor. Hele olsun, göreceksiniz.” diyorlardı. Katılmıyorum… Evet! Torunumu çok seviyorum ama çocuklarımı da çok seviyorum. Her bir sevginin yeri ve derecesi ayrı.
Babaannemin “ahretlik kardeşi” vardı. Bu ahretlik kardeşler, vefat ettikçe bir başkasına yerini bırakarak değişti. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsınlar. Hayal meyal Halime teyze diye biri geldi şimdi gözümün önüne… Şiveyle konuşan bu teyzeye babaannemi ne kadar sevdiğini sorardım. O da “Çook” derdi. “Ne kadar çok göstersene?” dediğimde ise “Gösterilmez, o karnımda” diye sevdiğim şivesiyle yanıtlardı.
İşte o hesap… Her bir sevdiceğimin Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 59, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto:Alihan Çetin
Önceki gün bir yazıya başladım… Beş paragrafıyla boynu bükük beklemekte… Neler oluyoor bana, bana neler oluyoor??? İrdelemeyeceğim…
Yeni yılın ilk yazısı senin kısmetinmiş oğlum.
Alihan’cığım… İyi ki doğdun. İyi ki varsın. Uzun ve mutlu yaşa. Doğum günün kutlu olsun.
Kısa ve net! Alışık olmadığım bir tarz. İyi de gün ağarmaya bir kala benden bu kadar… Neden mi uyumadım hâlâ? Ben de bilmiyorum… Bu aralar böyle takılıyorum.
Face’ten doğum gününü kutlayıp, bir de pasta gönderdim… Toplam birkaç dakika sürdü… Oysa yarın pardon bugün sabah kalkıp yemekler, börekler, bir de istediğin “mozaik pasta”yı yapacağım. Önce uyku. Gerçekten sabaha kaç kaldı? Saat köşesine bakmayı kendime yasaklayıp, dooğru uyumaya öyleyse.
Teşekkür ederim oğlum. Sayfayı süsleyen özenle büyüttüğün, fotoğrafını çektiğin çiçeğin. Blogu hazırlayan sen, yazmayan ben… Doğum günü yazın iki satır, konulan fotoğraf yine senden. Tam bir sürpriz di mi şimdi sana???
Nice yıllara annesi… ![]()
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 26, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto :Fatma Çetin
“Acı, büyümenin bir parçasıdır.
Ve unutmayın, bir şey canınızı yaktığında içinizdeki başka bir şey bastırılmıştır.
Acıdan kaçınmaktansa içine dalın.
Bırakın canınız yansın!
Tamamen acısın ki yara tamamen açılsın.
Yara bir kere tamamıyla açılırsa iyileşmeye başlar.
Acıyı hissettiğinizde ondan kaçarsanız, acı içinizde kalır ve tekrar tekrar karşınıza çıkar”…
Osho
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 46, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Foto:Fatma Çetin
Altın Kızlar Yazlık Grubum’dan bir altın kızın daha kızı evleniyor. Biz basamak atladık artık. Kimimizin çocuğu evleniyor, kimimiz torun bakmalarda… Gençleşiyoruz.
“Elime doğdu” denir ya… İşte öylesi. Ben iki çocukla Selimpaşa’da koştururken, onun tek çocuğu ve bir de beklediği vardı… Yazın buluştuğumuz da ise, ikiye iki olmuştuk. Sapsarı saçlı, bir maviş… Her yaz buluştuğumuzda bir boy daha büyüyor ve “Fatoş teyzeciğim” diye kibar kibar konuşan bir miniğe dönüşüyordu. Yok kurslar, yok sınavlar… gibi uğraşlarla dönenirken biz, ne zaman oldu bitti de birer birer evleniyor, birer ikişer çocuklarınızla karşımıza çıkıyorsunuz. Daha dün değil miydi o tantanalar??? Neler oluyor???
Derken cumartesi bu güzeller güzeli prensesin “Kına Gecesi” oldu. Yer: İstanbul Külliye. Tam bu iş için biçilmiş kaftan. Tamam yaşamımın ilk dışarıdaki kına gecesi, tamam evlerde de öyle gitmişliğim yok… Ancak eğer bir kına gecesi daha olur ve gidecek olursam, bence bu kına gecesini aşmaları için Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 181, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Sayın Prof. Dr. Uğur Kaynak hocamızın değerli bilgilendirmelerini, kendilerinin izni ile siz dostlarımla paylaşmak istiyorum.
ASIL ERCİŞ FAYI, ASIL SİMAV FAYI ve ASIL
İSTANBUL FAYI HENÜZ ÇALIŞMADI!!!
Erciş’te varlığı bilinmeyen bir ters fay çalıştı. Edremit’te varlığı kimi yerbilimcilerce yıllardan beri bilinen fakat Gizli Fay, Gömülü Fay, Hayalet Fay diye tanıtılan bir doğrultu atımlı fay çalıştı. Ama ekli haritada gösterilen, tehlikeli deprem üretebilecek doğrultu atımlı Asıl Erciş Fayı henüz çalışmadı.

Simav’da varlığı bilinen bir normal fay çalıştı. Ama ekli haritada gösterilen ve tehlikeli deprem üretebilecek doğrultu atımlı Asıl Simav Fayı henüz çalışmadı.

Aynı durum İstanbul için de geçerlidir. Henüz Asıl İstanbul Fayı çalışmadı.
Yerbilimcinin görevi depremi önceden haber vermek değil, olası depremler hakkında kamuoyunu bilgilendirmektir. Ben de izninizle bilgilendirme görevimi yapmaktayım.
1912 Mürefte Sarköy depremi Orta Marmara Segmentine (ve Saros Segmentine) gerilim transferi yapmıştır. 1894 depremi Orta Marmara Segmentine (ve Gölcük segmentine) gerilim transferi yapmıştır. 1999 Doğu Marmara depremi Adalar Segmentine (ve Düzce + Gölyaka Segmentine) gerilim transferi yapmıştır. Bu durumda bir yerbilimci, Orta Marmara Segmentinde deprem beklenilmelidir derse, kimsenin ona “Felaket Tellalı” demeye hakkı yoktur.
Simav’da durum farklıdır. 19.Mayıs.2011 M=5.9 depremi, Asıl Simav fayına gerilim transferi yapacağına onu biraz daha kilitlemiştir. Bu cümleden Asıl Simav Fayında olası bir deprem bir miktar ileri atılmıştır sonucu çıkar. Fakat Asıl Simav Fayı çalışmayacak sonucu çıkmaz.
23.Ekim Erciş-Van Depremi, Asıl Erciş Fayına ve Tatvan Çukurluğu Fayına gerilim transferi yapmıştır. Bu durumda “Asıl Erciş Fayının çalışması olasılığı artmıştır” diyen bir yerbilimciye kimse “felaket tellalı” diyemez.
Diyemez mi acaba? Ama ne yazık ki Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 127, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

SARI SAÇLI, MAVİ GÖZLÜ DEV… ULU ÖNDER… SEVGİ VE SAYGIYLA ANIYORUZ…
İnsanlar unutmak üzere programlanmıştır. Oysa tarih tekerrürden ibarettir. Öyleyse bir göz atalım. Kim ne demiş, ne yanıt almış? O günün gazetelerinde yazılanlardan birkaç örnek… Ve iki şiiri…
Yazmıştık, sık sık yineleyelim… Ata’mızı unutmak olası değil; yazılanların belleklerde unutulmuş, eksik ve yanlış yer edinmesine karşın…
‘Atatürk’ün 1932 yılında toplanan İ. Türk Tarih Kongresi’nin sonunda Marmara Köşkü”nde verilen çay’da, öğretmenlerden birinin “Paşam! Birçok Avrupalı muharrirler yazdıklarında, eserlerinde sizi diktatör diye nitelendiriyorlar. Buna ne buyurursunuz?” sorusuna verdiği cevaptır:
-Ben diktatör değilim ve heveslisi de olmadım. Benim diktatör olmadığıma şuradan karar veriniz, ben diktatör olsaydım siz bana bu soruyu soramazdınız! Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 57, bugün ise 2 kez görüntülenmiş

Foto: Fatma Çetin
Yaşam tekdüze geçemiyor… Hastalık da bizler için ve gelişimine göre kimi olumlu ve olumsuz olgular da. Bizler sürdürmeliyiz… Tüm oluşumlara karşın yaşamımızı.
“Moral” sözcüğünün TDK’daki anlatımı “Bir insanın ruhsal gücü, manevi güç, maneviyat”. Ruhsal gücün önemi; manevi güç, maneviyat diye vurgulamalı yazılmış… Kendi adıma güçlendirme çalışmalarımı, aksak da olsa yapma çabalarındayım.
Davranışlarımız, çocukluğa dayandırılır hep, bu bilimin insanlarınca… Yaş aralıkları için de 3-4 gibi ya da az farklı rakamlarda uyuşulur. Her ne ise, olaylar karşısında verdiğimiz tepkilerimiz, başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerimiz de bu yaş aralıklarında oluşanlara göredir, denilir.
En ufak bir olumsuzluk karşısında kimisine “Yelkenleri suya indirdi.” de deriz biz… Başına gelen onlarca zorluğa karşın kimisine “Amma güçlüymüş… Ne sağlam durdu.” da deriz. Bu da farklı algılamalara göre yapılır, çeşit çeşit insanlarca.
Bu duruşların “Ben Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 34, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
79 Park Avenue
Bir varmış, bir yokmuş diye başladım söze ama bugün 1 Kasım… Ve benim amacım oğlumun doğum günü ile ilgili yazı yazmaktı… Aklım şaştı… 15 aylık oğlu olan evli barklı, 31 yaşında olacak bu adam, benim gözümde küçücük oğlum hâlâ. Bir büyüğü ile arası 21 ay ve büyüğü de benim bakışımla farklı değil.
OYSA… Aklımı şaşırtan ve bir varmış, bir yokmuş başlığına dönüştüren, daha adı bile açık açık yazılamayacak denli küçük görülerek N.Ç. harfleriyle belirtilen bir kız var… 13 yaşında… Ve bir de onun “rızası olduğu, her şeyin farkında olduğu” gerekçesiyle koca koca adamlarla beraber olduğu iddiası var ortalıkta.
Gece Twitter’da Fenerbahçem’in maç sonucunu, örnek futbolcu, gönülleri fetheden Alex’in, oyunun 6. dakikasında oyundan atılmasına gelen yorumları okuyorum. Vatan Gazetesi’nde “Aytekin durdu fener durmadı” Kanarya, hakem Aytekin Durmaz’ın 6’da Alex’i yok yere atmasına rağmen Karabük’ü devirip, yenilmezliğini 27 maça çıkardı. Süper Lig’de en yakın rakibine 4 puan fark attı.” yazısına geçiyor mutlu oluyorum.
Derken Cüneyt Özdemir’in “Bu karar son yılların en skandal kararıdır.. Siyaset ve vicdan üstüdür. 13 yaşında bir çocuk istismarının hukuk tarafından da istismarıdır..” ve Lube Ayar’ın “türkiye için ‘utanç’ vakti!” yazısına takılıyorum. Lube Ayar linkini de vermiş… Yine Vatan Gazetesi’ne dönüyorum… “N.Ç.’ye tecavüz davasında Yargıtay’dan şok karar! ” diyor gazetede. Okuyorum, okuyorum… Kelimeler, cümleler geçiyor önümden, döne döne ve bulandırarak… “tecavüz”, “fuhuş”, “iffetli” “iffetsiz”, “tecavüze karşı koymadı”, “her şeyin farkında Yazının devamını okuyun »
Bu yazı toplamda (10 Aralık 2007 Tarihinden İtibaren) 61, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
